…………
……………………
…Sahi… ne yapıyordum ben?
Gözlerini açtı.
Rüya gördüğünü hatırlamıyordu. Tavana bakıp sırtüstü uzandığını fark edene dek, gözlerini yumduğu o anı bile anımsayamamıştı.
“…Ben…… ah!”
Tertemiz beyaz çarşafların arasından doğrulmaya çalıştığı an, başının arkasında keskin bir acı hissetti.
Herhalde sırtüstü düşüp kafasını vurmuştu.
Fakat durum buysa, bu ne zaman olmuştu? Ve neden?
“Nasıl hissediyorsunuz?” Beyazlar içindeki bir hemşire koridordan içeri başını uzattı.
“Uyandığınıza sevindim. Yakında ayılacağınızı tahmin etmiştik,” diye devam etti. “Doktoru çağıracağım. Muhtemelen sizi muayene etmek isteyecektir.”
“…”
Bir hastanede olduğunu ve kendisine bir hasta gibi davranıldığını fark etti. Zihni bulanık olsa da durumu kavrayabiliyordu.
“Adınızı hatırlıyor musunuz?”
“…Crossweil Gate Nebulis,” diye cevap verdi.
“Peki, bilincinizi kaybetmeden hemen öncesini? Patlamayı hatırlıyor musunuz?”
Patlama mı? Ne patlaması? Burada olmasının bununla bir ilgisi var mıydı?
…O döküntü evde yaşıyorum…
…Kız kardeşlerimle orada kalıyorum. Hayır, mesele bu değildi.
Düşmesinin sebebi bu olamazdı. Sabah evden çıktığını anımsadı. Her zamanki gibi kardeşleriyle işe gidiyormuş gibi hissetmişti.
…Dur bir dakika, gitmedim. O gün izinliydik.
…Çünkü hedefe, beş bin metreye ulaşmıştık.
Bütün madenciler girişin önünde toplanmıştı.
“Ah!”
Hatırladı. Patlamayı anımsadı.
“Doğru ya! Ben… Ruhçuluk Festivali’ndeydim! Astral gücün gün yüzüne çıkarıldığı, o yeni enerjinin keşfedildiği anı izliyorduk. Ama sonra…”
Bir ışık patlamıştı. Hatırladığı tek şey buydu. Gezegenin yüzeyinin altından fışkıran o rengârenk ışıklar, bir gayzer gibi havaya yükselmişti. Bunu fark ettiği saniye, ışık onu da yutmuştu.
“…Sanırım o ışık dalgası bana çarptığı anda bilincimi kaybettim…”
“Aynen öyle,” diyerek yavaşça onayladı hemşire. “Patlamanın etkisiyle pek çok kişi bayıldı. Yüzlerce insanın aynı anda bilincini kaybettiği haberi gelince hemen müdahale ettik ama… Neyse ki sebebin anlık bir şoktan kaynaklandığını anladık. Sadece çok parlak bir ışık ve şiddetli bir ses buna yol açmış.”
“Yani kimse…” diye söze başladı Crossweil.
“İmparatorluk meclisi, bu olay yüzünden kimsenin hayatını kaybetmeyeceğine inandıklarını tüm dünyaya duyurdu.”
“…”
“Endişelenmeyin. Hastane yönetimi de bu görüşe katılıyor.”
Hemşire odanın içini işaret etti. Üç yatak boştu. Görünüşe göre bu dört kişilik odada tek başına kalmıştı.
“Diğer üç kişi zaten uyandı ve gitti,” dedi hemşire.
“Herkes hastaneden ayrıldı mı? En son ben mi kaldım…?”
“Evet. Dört gündür buradasınız, Bay Crossweil.” Hemşire hafifçe gülümsedi. “Bu hastaneye elli üç kişi getirildi. Çoğu ertesi gün uyandı ve sağlık kontrollerinin ardından taburcu edildi.”
“…Şey, acaba kardeşlerimin nerede olduğunu biliyor musunuz?”
“İsimleri neydi?”
“Eve ve Alicerose. Soyadları benimki gibi, Nebulis.”
“Onlar çoktan taburcu oldular,” dedi kadın. Cevabı o kadar hızlıydı ki, beklentisinin boşa çıkması gibi bir his yarattı. Muhtemelen uyanır uyanmaz diğerlerini soracağını tahmin etmiş ve önceden kontrol etmişti.
“…Rahatladım,” dedi Crossweil. “Bunu duymak bile kendimi çok daha iyi hissettirdi.”
İçten içe Veliaht Prens’e ne olduğunu da sormak istiyordu ama kendini tuttu.
…Zaten o aynı hastaneye yatırılmazdı.
…Hem ağzımdan yanlış bir şey kaçırırsam onun başını belaya sokabilirim.
Muhtemelen o da iyiydi.
Lord’a ya da Veliaht Prens’e bir şey olsaydı yer yerinden oynardı. Hastalar da muhtemelen bu kadar çabuk taburcu edilmezdi.
Bu yüzden sevindi.
Böylesine büyük bir patlamada kimsenin kurban gitmemesi neredeyse bir mucize gibiydi.
“Bir şey sorabilir miyim?” diye rica etti. “Üzerimize yağan o ışık, kazı alanındaki o yeni enerji miydi?”
“İmparatorluk meclisi öyle olduğunu açıkladı, evet. İnsanlığın harika bir yeni kaynak elde ettiğini söylüyorlar.”
“…Bir kaza yaşanmış olmasına rağmen mi?”
“Patlamaya rağmen can kaybı yaşanmadı. Raporlar astral gücün insanlar için zararsız olduğunu söylüyor, bu da harika bir haber.”
“…Sanırım öyle.”
Kadının bakış açısına itiraz edemezdi.
O patlamadan çıkan ışık.
Eğer aynı etki alanına sahip bir ateş ya da ısı dalgası olsaydı, binlerce kişi o patlamanın kurbanı olurdu. Ama kimse hayatını kaybetmemişti. O yoğun ışık sadece üzerlerine yağmış, onları geçici olarak bayıltmış olsa da vücutlarında tek bir yara bile bırakmamıştı.
Astral güç zararsız bir enerjiydi. Bu, muhtemelen İmparatorluk’un hayal edebileceğinden bile daha iyi bir sonuçtu. Bu eşi benzeri görülmemiş kaza, diğer uluslar için bir nevi reklam haline gelmişti.
“Anlıyorum,” dedi Crossweil. “Eğer kardeşlerim zaten taburcu edildiyse, ben de çok fazla endişelenmeden gidebilirim sanırım.”
“Sizi uyarayım, gitmeden önce yine de kapsamlı bir kontrolden geçmeniz gerekiyor. Sonuçta düşerken kafanızı vurdunuz.”
“Ah, doğru. Başımda hala bir şişlik hissedebiliyorum.”
Hala zonkluyordu da. Gayriihtiyari elini başının arkasına götürdü ve elini ensesine doğru indirdi.
“Hı?”
Bir tuhaflık vardı.
Acımıyordu ya da orada bir şey varmış gibi hissettirmiyordu. Ama içgüdüsel olarak bir şeylerin farklı olduğunu hissetti.
“Şey… bir aynanız var mı? Küçük bir el aynası bile olur.”
Muayenelerde kullanılan bir aynayı ödünç alıp ensesini kontrol etti. Orada alışılmadık bir şey vardı. İlk bakışta bir doğum lekesine benziyordu. Koyu mor renkte ve sarmal şeklindeydi. Kafasını vurduğunda oluşan bir morluk muydu bu? Yine de çok belirgin bir mor tonu ve çok özgün bir şekli vardı.
…Bu da ne?
…Düşerken burayı mı incittim acaba?
Dokunduğunda acımıyordu.
“Aa?” Hemşire boynuna doğru eğildi ve gözleri fal taşı gibi açıldı. “Görünüşe göre sizde de bir tane var.”
“……Ha?”
“Buraya getirilen elli üç kişiden on küsurunda, düşerken kendilerini çarptıkları yerlerde böyle bir iz oluşmuş. İmparatorluk meclisi, bunun patlamayla bir ilgisi olup olmadığını araştırması için bir tıbbi ekip kurulduğunu söyledi. Morluğunuzun çevresinde başka bir belirti hissediyor musunuz?”
“…Hayır, hiç. Aslında başım daha çok ağrıyor.”
Bu bir morluk muydu? Morluklar hiç bu kadar net ve belirgin olur muydu? Üstelik diğer insanlarda da benzer izler vardı. Patlamaya yakalanan bin kişiye yakın insan olduğuna göre, diğer hastanelerdeki hastalara ne olduğunu merak etti.
“Bu iz geçene kadar beni burada tutmayacaksınız, değil mi…?” diye sordu.
“Kontrolleriniz temiz çıktığı sürece, bir takip randevusu ayarlarız ve gidebilirsiniz. Başka bir sorunuz var mı?”
“…Yok.”
“O zaman ben çıkıyorum. Bir şey olursa haber verin.”
Hemşire gitti ve Crossweil dört kişilik odada yalnız kaldı.
“…Bu şey de neyin nesi?”
Boynundaki izi tekrar kontrol etti. Bunun neden oluştuğuna dair aklına gelen tek bir sebep vardı; o da muhtemelen patlamanın ardından üzerine boşalan o astral güç ışığıydı.
…Olamaz.
…İmparatorluk meclisi astral gücün zararsız olduğunu resmen ilan etti.
Hafif bir endişeye kapıldı.
Akşamın geri kalanını, zihninin bir köşesinde onu bir türlü terk etmeyen o rahatsız edici hisle geçirdi.
Ertesi gün, sağlık muayenesi bittikten sonra Crossweil’in sorunsuzca ayrılmasına izin verildi.
“Taburcu olduğun için tebrikler, Crow!”
“Amma uzattın be. Hastanede tam beş gün uyuyarak yattın, ha?”
Beş gündür ilk kez evindeydi.
Crossweil, kız kardeşleri tarafından dünyanın en tatlı gülümsemesi ve hayatında gördüğü en alaycı sırıtışla karşılandı.
“…Siz ikiniz gerçekten birbirinizden çok farklısınız.”
Bunu özlemişti.
Normal hayatına dönmek ona büyük bir rahatlama vermişti.
“Görünüşe göre ikiniz de benden çok önce taburcu olmuşsunuz,” dedi.
“Evet. Ben senden iki gün önce çıktım. Görünüşe göre Eve patlamanın olduğu gün uyanmış ve hastanede hiçbir şey olmamış gibi fink atmaya başlamış.”
“O kadar çabuk mu!”
“…Hıh,” diye böbürlendi Eve. “Senin aksine ben çelimsiz değilim.”
Gururla kollarını bağlayarak yere bağdaş kurup oturdu.
“Benim için büyük bir çileydi. Patlamanın kurbanlarından biri olduğum için, dışarı çıktığım an etrafımı kameralar sardı. Kıyameti koparıp üzerimize yağan ışık, nasıl hissettiğim falan hakkında ağzımdan laf almaya çalışıyorlardı.”
“İlk uyanan sen olduğun için herkes başına üşüşmüştür.” Alicerose sessizce kıkırdadı.
Crossweil onun nazik gözlerine baktığında, gözlerinin kan çanağına döndüğünü fark etti.
“Alice, gözlerin çok yorgun görünüyor,” dedi.
“Ah, bunu mu diyorsun? …Evet, son üç gündür pek uyuyamadım.” Ellerini gözlerine götürdü ve mahcupça güldü. “Ama önemli bir şey değil. Çok naziksin Crow, beni düşündüğün için teşekkür ederim. Eminim yakında kendimi daha iyi hissederim.”
“…Neden uyuyamıyorsun?”
“Sadece bir türlü uykuya dalamadım. Son birkaç gündür hava çok sıcaktı.”
Gözlerini kaçırdı. Crossweil onu daha fazla sıkıştırmadı. Nazik kız kardeşi böyle davranırken üzerine gidemezdi.
“Hey, Crow, bahse varım benim gözlerime de bir bakmak istersin, ha,” dedi Eve.
“…Şey, yani, Alice’in uykusu gelmiyorsa, senin de iyi olduğunu varsayıyorum Eve. Aslında gerçekten iyi görünüyorsun.”
“…”
Eve ciddi bir ifadeyle gözlerini dikip ona baktı. Bir an için, sanki gerçekten ona hitap edip etmediğinden emin değilmiş gibi gözlerini kırpıştırdı.
“Sana bu kadar arsız olma hakkını kim veriyor be Crow?!”
“Ah?!”
Eve ona bir yumruk atmıştı.
Her nedense, kız kardeşlerinin durumu için endişelenmesine rağmen ona vurmuştu.
“Benden önce kendini düşün diyorum sana!” dedi Eve. “Aman be. Senin ve Alice’in aksine ben narin değilim. Daha bir kere şifayı kaptığımı görmedin.”
Hıh, diye içini çekti Eve ve kollarını tekrar göğsünde birleştirdi.
"Süpermarketteki indirim saati yaklaşıyor. Ben gidip gelirim, sen ve Alice evde bekleyin."
"Ah, Eve, o zaman izin ver de ben—" Alicerose gönüllü olmak için atıldı.
Eve, kardeşinin cümlesini bitirmesine bile izin vermedi. "Ben tek başıma giderim, sorun yok. Tamam mı? Eğer gerçekten uykusuzsan gidip dinlenmelisin. Senin için de geçerli bu, Crow. Hastaneden yeni çıkmışken ikiniz de kendinizi zorlayıp tekrar bayılırsanız ne yaparız?"
"..."
"..."
Eve böyle konuşunca, Crossweil ve Alicerose göz ucuyla birbirlerine baktılar.
"Hm? Ne oldu? Neden öyle bakıyorsunuz?"
Crossweil, "Yok bir şey," diye geçiştirdi.
Alice kıkırdayarak, "Bazen tam bir küçük çocuk gibi davranmana bayılıyorum, Eve," dedi.
"K-kime küçük çocuk diyorsun sen?! Tabii ki de abla gibi davranıyorum! Alice, öyle sırıtmaya son ver! ...Öğğ, her neyse!"
Eve, suratı kıpkırmızı bir halde evden fırladı. Hem Crossweil hem de Alicerose, onun bu sevimli gidişini arkasından izledi. Evet, o ışık patlamasına rağmen hayatlarına her zamanki gibi devam edeceklerdi.
Crossweil buna bir an olsun şüphe duymadı.
Şimdilik.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.