Ertesi sabah.
"Abim robot dansı yaparak geldi!"
Sana, yemek odasına giren beni garip bir benzetmeyle karşıladı.
Ağır ağır miso çorbamı doldurdum, yavaşça pilavımı kâseye koydum ve sakince sandalyeye yerleştikten sonra cevap verdim.
"Robot dansı falan yaptığım yok."
"Yapıyordun ya işte! Kültür Festivali'nde robot dansı mı yapacaksın yoksa?"
"Benim öyle bir şey yapmam mümkün mü sence?"
"Ama son zamanlarda kendine bakmaya başladın, şık giyiniyorsun."
"Şık giyiniyorum diye Kültür Festivali'nde aniden dans etmeye başlayacak değilim."
"Kohei kesin kas ağrısı çekiyordur."
"Ah, tamam şimdi oldu! Anne, harika bir çıkarım, tam isabet!"
"Ben de tam onu diyecektim ama..."
"Kaçırdın canım babam!"
Aslında, gerçekten de kas ağrısı çekiyordum.
Yaptığım tek spor sandal kürek çekmekti ama on dört saat kesintisiz bir randevu olunca haliyle... Çok fazla yol yürüdüğüm için kalça eklemlerim zonkluyordu.
"Dün eve geç geldin zaten. Haber de vermeyince endişelendik."
"Demek ki o kadar çok eğlenmiş. Eğer canın çok yanıyorsa seni okula kadar bırakayım mı?"
"Gerek yok baba. Yürüyerek gideceğim."
Yuzuka ile parkta buluşup okula beraber gitmek için sözleşmiştik. Arabayla gidersem sözümü bozmuş olurdum.
Muhtemelen Yuzuka da kas ağrısı çekiyordur, ikimiz beraber arabaya binsek sözümü bozmuş sayılmam ama... Beraber binersek çıktığımızdan şüphelenirler. Gerçi gerçekten sevgiliyiz ama aileme onu sevgilim diye tanıtmak hala utanç verici geliyordu.
Her zamanki abim olsa kolay olanı seçerdi diye hayret eden Sana'ya bir açıklama yapmadan kahvaltımı bitirdim, yüzümü yıkadım ve odama çıktım.
Tam üniformamı giymeyi bitirmiştim ki kapı zili çaldı.
Sana'nın "Ben bakıyorum!" diye bağıran sesi yankılandı, ardından bir neşe çığlığı duyuldu. Ayak sesleri yaklaştı ve kapı hızla ardına kadar açıldı—
"Abi, abi! Koikawa-san geldi!"
Ne? Bizim eve mi geldi?! Neden?!
Okul çantamı kapıp alelacele merdivenlerden aşağı indim. Yuzuka giriş kapısındaydı.
Annemden "Bugün de çok güzelsin," övgülerini alırken, babama "Ben Kohei'nin babasıyım," diye kendini tanıtan Yuzuka'nın yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
Bu ortamda şaşkınlık içinde olan tek kişi bendim.
Yuzuka beni fark edince el salladı.
"Günaydın, Kohei."
"Gü-Günaydın... değil de! Senin burada ne işin var?!"
"Bekleyemedim."
"Bekleyemedim derken... Buluşma saatimize daha beş dakika var!"
Parkta buluşacakken eve gelmek de neyin nesiydi!
Sırf beş dakika bile bekleyemeyecek kadar benimle okula gitmeyi dört gözle beklemesi hoşuma gitse de...
"Vay vay, demek beraber okula gitmek için sözleştiniz."
"Babamın arabasına neden binmek istemediği şimdi anlaşıldı."
"Ne kadar da yakınsınız siz öyle."
İşin o tarafı bir yana, ailemin bunu öğrenmiş olması aşırı utanç vericiydi!
Elbet bir gün onu sevgilim olarak tanıtacaktım ama sevgili olmamızın ertesi günü çok erken değil miydi? Henüz kendimi zihinsel olarak hazırlamamıştım...
Gülümseyerek bize bakan Sana ve diğerlerine karşı Yuzuka hafifçe başını eğdi.
"Tekrar tanışmış olalım, ben Kohei-kun'un kız arkadaşıyım. Koikawa Yuzuka."
"Tekrar tanışmış olalım, ben Kohei'nin babasıyım. Maaşlı çalışanım."
"Tekrar tanışmış olalım, ben Kohei'nin annesiyim. Kütüphaneciyim."
"Tekrar tanışmış olalım, ben Kohei'nin kız kardeşiyim. Basketbol kulübündeyim. Hadi abi, sıra sende."
"...Tekrar tanışmış olalım, ben Kurose Kohei. Yuzuka'nın erkek arkadaşıyım."
Bu tanışma faslı kime yönelikti şimdi?
Sadece beni utandırmak için değil miydi tüm bunlar?
"Demek gerçekten sevgiliydiniz! Tatlı kız kardeşinden bir şeyler gizlemek ne kadar da ayıp!"
"Gizlediğim falan yoktu. Bir ara tanıştıracaktım zaten. Hem daha dün çıkmaya başladık. Sizi sonra düzgünce tanıştırırım, şimdilik okula gidiyoruz. Hadi gidelim Yuzuka."
"Yine ziyarete geleceğim."
Ailemin gülümseyen bakışları arasında evden ayrıldık.
Evden uzaklaşıp parkı geçtiğimizde, arkamdan gelen Yuzuka'ya seslendim.
"Eve geleceğini söylememiştin."
"Ne olacak sanki? Tanıştırma işini ertelemektense, kestirip atıp kendini göstermek daha iyi değil mi? Ailenden bir şey gizlememek içini rahatlatmaz mı?"
"Öyle tabii ama insanın bir hazırlık yapması gerekir... Asıl sen nasıl bu kadar rahat davranabildin?"
"Korkmam için bir sebep yok ki. Kohei'nin ailesinin beni hoş karşılayacağını biliyordum."
Eski hayatımızda evliliğimizin soğumasına neden olan şeylerin içinde ailem hiç yer almamıştı.
Bizi canıgönülden kutsadıklarını düşününce içimi bir gurur kapladı.
Planladığımdan erken olsa da, Yuzuka'yı onlarla düzgünce tanıştırmam gerekecek.
Bunları düşünerek yürümeye devam ettim.
"Bayağı yavaş yürüyorsun."
"Dün o kadar çok yürüdük ki kaslarım ağrıyor. Sana bile robot dansı yapıyor gibisin dedi."
"Benzetmesi çok iyiymiş."
Kıkır kıkır gülen Yuzuka'yı izlemek içimi ısıtıyordu.
"Senin canın yanmıyor mu?"
"Benimki o kadar kötü değil. Memleketteyken epey mesafe yürürdüm zaten."
"Anladım. Benim tempoma ayak uydurursan derse geç kalabilirsin, istersen sen önden git."
"Hayır. Geç kalsam da umurumda değil, okul yolunda randevu yapmanın tadını çıkarmak istiyorum. Sen istemiyor musun?"
"Senin yanında olmak istiyorum tabii. Bundan sonra her gün yapalım bunu, okul yolu randevusu."
"Hı-hı... Bu arada, el tutuşmayacak mıyız?"
"Tabii ki tutuşacağız."
El ele tutuştuk ve okul yolunda yürümeye başladık.
Görmekten bıktığım bu yol, sevgilimle beraber yürüyünce bambaşka bir manzaraya bürünmüştü. Sadece yürüyor olmamıza rağmen mutluluktan uçuyordum... Okula hiç varmasak da olur diyecek kadar eğlenmeye başlamıştım.
Tabii ki okul yolu randevusu dışında yapacak çok şeyimiz vardı.
"Hey, okul çıkışı ne yapıyoruz? Bugün gerçekten ders çalışalım mı?"
"Bugün oyun oynayasım var."
"Ara sınavlar yaklaşıyor ama?"
"Yarından itibaren asılırım."
"Yarın da aynısını diyeceksin kesin."
"Söz, çalışacağım. Sen bana öğreteceksin, değil mi?"
"Evet. Seni sıkı bir eğitimden geçireceğim. Peki, sınavlar bitince ne yapacağız?"
"Karaoke yapıp coşmak istiyorum."
"Olur. Sana aradaki güç farkını iliklerine kadar hissettireceğim."
"O zaman bowlinge de gidelim. Ben de sana güç farkı neymiş göstereyim."
"Skorlarımız arasında pek fark yok ki."
"Bir sayı farkla bile olsa galibiyet galibiyettir."
Dün ilişkimiz değişti.
Arkadaştan sevgiliye dönüştük ama yaptığımız şeyler hep aynıydı.
Oyun oynamak.
Manga okumak.
Karaoke yapmak.
Bowling oynamak.
Tek fark, artık tüm bunların sonuna 'randevu' kelimesinin eklenmesiydi.
Her neyse—
"...Bu arada matematik ödevini yaptın mı?"
"Eyvah! Tamamen unutmuşum! Ya sen?"
"Ben de unutmuşum... İkimiz de azar işiteceğiz desene."
"Öyle olacak. Ama... bu bile kulağa eğlenceli geliyor."
"...Sen mazoşist misin?"
"Onu kastetmedim. Seninle birlikte olacağım için öyle dedim."
Yalnız ve gri geçen ilk seferin aksine, bu seferki lise hayatımda ne yaparsam yapayım keyif alacak gibiydim.
Çünkü sınıfımda gençleşmiş eski karım vardı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.