Tsubasa Hanekawa'nın hikâyesi benim hikâyem olsa da, onu anlatabilecek kişi ben değilim. Çünkü benliğimin sınırlarını bile tanımlayamıyorum. Büyük bir yazarın, uzattığı ayak parmaklarının ucuna kadar kendisi olduğuna inanmakta zorlandığını söylediğini hatırlıyorum, ama benim bacaklarımı uzatmama bile gerek yok. Kalbimin bile bana ait olup olmadığı meçhul.
Ben ben miyim?
Ben neyim?
Ben kimim?
Kim—benim. Ne—benim.
Örneğin, bu anlamsızlığı bu kadar yakından irdeleyen düşünceler ben miyim, gerçekten diyebilir miyiz? Belki deriz, eğer sadece söyleyeceksek. Bunlar sadece hisler, düşünceler ve belki de anılar; ama bunların birikmiş bilgiden başka bir şey olmadığını da söyleyebiliriz. Eğer ben deneyimlerimsem, o zaman benimle tamamen aynı deneyimleri yaşamış bir insanın da aslında ben olacağını söyleyebilir miyiz?
Benden başka bir ben'in de hâlâ ben olabileceğini mi?
Öyleyse, kendim gibi davranmasam, artık ben olmaz mıydım? Buna ne düşünmeli, nasıl hissetmeli?
En baştan, Tsubasa Hanekawa adı zaten istikrarsız.
Soyadım defalarca değişti.
Bu yüzden kimliğimi adımda arayamam, zerresini bile. Adların birer göstergeden ibaret olduğu fikrini oldukça köklü bir seviyede anlıyorum. Hatta bunu bedenimle anladığımı bile söyleyebiliriz.
Bir anormallikle yüzleşirken, adını bilmekten daha önemli hiçbir şey yoktur—ya da en azından, sürecin ilk adımı bu olmalı. Belki de adımı asla kendime ait görmemiş olmam, kendimle yüzleşemememin başlıca nedeniydi.
Öyleyse, adımdan başlayarak kendimi tanımam gerek.
Tsubasa Hanekawa'yı kendim olarak bilmem gerek.
Belki o zaman kendimi ilk kez tanımlayabilirim.
Elbette, Araragi'nin bu tür düşüncelerle kendini bir çıkmaza sokmadığını düşündüğümde, kendi yarattığım bu açmaz bana aptalca ve saçma geliyor. O bir vampir olabilir, insanlığını kaybedebilir, türlü türlü anormallikler tarafından öteki dünyaya sürüklenebilir; ama sarsılmaz benliği, sarsılmaz egosuyla her zaman Koyomi Araragi olmaya devam eder. Bunu düşündükçe utanıyorum.
Belki o bunun farkında değildir.
Çevresindeki herkes için, nerede ve ne zaman olursa olsun her zaman kendisi olmaya devam ettiği gün gibi aşikâr; ama belki de o bunun farkında değildir.
Farkında olmasına gerek yok.
Koyomi Araragi, kendine güvenle Koyomi Araragi olabilir.
Kendi hikâyesini her zaman anlatabilmesinin nedeni muhtemelen bu.
Onu bu yüzden seviyorum.
Tsubasa Hanekawa, Koyomi Araragi'yi seviyor.
Sonuçta, bahsedebileceğim herhangi bir ben, oradan başlamak zorunda. İşin komik yanı, içimdeki tek kesin şey bu. Tıpkı kütüphane masasında tek başıma ders çalışırken notlarımın köşesine aniden “Koyomi Araragi” adını yazmaya karar verdiğimde ve istemsizce gülümsediğim gibi.
Hikâyemin bundan ibaret olması yeterli.
Sir Arthur Conan Doyle'un yarattığı ünlü dedektif Sherlock Holmes'un maceralarını anlatan altmış hikâyenin yalnızca ikisi, yardımcısı Dr. Watson tarafından değil, bizzat Sherlock Holmes tarafından anlatılır. Bunlar, Sherlock Holmes hayranları arasında tartışmalı eserler olup, zaman zaman uydurma kabul edilirler; ancak onlardan biri olan “Solgun Asker Macerası”nda Bay Holmes şu sözlerle başlar:
“Dostum Watson’ın fikirleri, kısıtlı olsa da, son derece ısrarcıdır. Uzun zamandır beni kendi deneyimlerimden birini yazmaya zorluyor. Belki de bu tacizi ben davet ettim, zira ona kendi anlatımlarının ne kadar yüzeysel olduğunu sık sık belirtme ve kendisini katı bir şekilde gerçeklere ve rakamlara bağlı kalmak yerine popüler zevklere yaltaklanmakla suçlama fırsatım oldu. ‘Kendin dene, Holmes!’ diye karşılık verdi ve itiraf etmeliyim ki, kalemimi elime aldığımda, konunun okuyucuyu ilgilendirecek bir şekilde sunulması gerektiğini anlamaya başlıyorum.”
Çoğu kişi gibi, ben de Sherlock Holmes’un neredeyse insanüstü yeteneklerine, maceralarını okurken hayran kalmıştım; bu yüzden bu “gerçek duygularını” aniden dile getirdiğinde şaşkına döndüm.
Açıkçası, hayal kırıklığına uğradım.
Birbiri ardına olağanüstü gösteriler sergilemiş bu adam, şimdi neden bu kadar insani bir şey söylemeyi seçmişti? İhanete uğramış hissettim.
Ama şimdi anlıyorum. Dr. Watson’ın bahsettiği “süpermen” ile kendisi arasındaki uçuruma daha fazla dayanamayan insanlığını anlıyorum.
Kendisi için bir bahane yaratma isteğini.
Nihayetinde, o iki hikâye, ünlü bir dedektifin yardımcısının ona “O zaman neden kendin yazmıyorsun!” diye çıkışmasının bir sonucu olarak konumlandırılır. Baştan söyleyeyim ki, benim için de bu hikâye aynı.
Araragi’nin beni bir tür tarihi azize ya da kutsal ana gibi tasvir etmesinin aksine, sadece bir insan olduğumu size bildiren bir hikâye.
Bir kedi olduğumu ve bir kaplan olduğumu size bildiren.
Ve bir insan olduğumu. Herkesi hayal kırıklığına uğratmak için yazılmış bir ihanet hikâyesi.
Araragi’nin anlattığı gibi iyi anlatabileceğimi sanmıyorum, ama içimden geldiği gibi denemek istiyorum. Sanırım herkes kendi hayatından böyle bahseder.
Şimdi.
Bu kâbustan uyanma vakti geldi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.