Bundan sonra, her ne kadar gençliğin o uçarı halleri pek tarzımız olmasa da birlikte kumsalın tadını çıkardık. İlk perdemiz karpuz kesmeceydi.
“Bu taraftan Senpai! Hah, öyle! Devam et! Dümdüz ilerle!”
“S-Seni yanına çekmeye çalışıyor, inanma! Hayır Aki! Sola dön. Sol!”
“Sen de aynısını yapıyorsun! Sağ yap Aki! Sağ taraf tam bir cennet!”
“Ne yani, Ozu’nun durduğu yer mi?!”
“Çocuklar, bu kadar susadıysanız gidin su için. Aki, burada kime güvenmen gerektiğini biliyorsun, değil mi? Sadece ileriye doğru yürümeye devam et, tamam mı?”
“Bu haksızlık! İkiniz birden onu Iroha-chan’a yönlendiriyorsunuz! Sumire-sensei, sen benim tarafıma geçebilir misin?”
“Kim, ben mi?!”
“Shikibu!”
“T-Tamamdır! Sola Aki! Kesinlikle sol!”
Gözbağının altından feryat ettim. “İyi de bu lanet karpuz nerede?!”
Bir sonraki durağımız plaj voleyboluydu.
“Önemli olduğundan söylemiyorum Senpai ama topu kurtarmak için yere atladığında, tıpkı etek altı fotoğrafı çekmeye çalışan bir cosplay fotoğrafçısına benziyorsun. Bayağı komik görünüyor.”
“Haklısın, hiç de önemli değilmiş! Oyuna odaklan! O son topu ucu ucuna kurtardım, farkındasın değil mi?”
“Sırf koruyucu tişörtümün altından kalçalarıma bakabilmek için zıplamamı istiyorsun. Tam bir sapıksın Senpai!”
“Odaklan! Bak, işte smaç basmak için fırsat!”
“Tamam, tamam. Çocuk oyuncağı bu. Al bakalım!”
“Murasaki Shikibu-sensei! Tam bir virgül dokuz metre gerinde ve sağında! Yetmiş yedi virgül altı derecelik bir açıyla geliyor!”
“Anlaşıldı! Kusursuz hesaplamaların sayesinde bunu—hnyah!”
“Düştü.”
“Resmen kapaklandı.”
“Ooo... Matematik mükemmeldi ama vücut zayıf kaldı. Keşke daha çok egzersiz yapsaydım...”
“Simülasyonlarımı tamamen boşa çıkardınız Murasaki Shikibu-sensei...”
“Biiip.”
“Aaa, bakın. Dalgaların üzerinde minicik bir keşiş yengeci var. Ne kadar tatlı!”
“Şey, Mashiro? Hakem sensin ya hani. Oyunu izlemen gerekiyor...”
Skorlar muhtemelen uydurmaydı ama yine de çok eğlenmiştik.
Daha sonra kumdan kaleler yapmaya başladık.
“Bitirdim! Külkedisi’nin şatosuna ne dersiniz?!”
“Vay canına Sumire-chan-sensei! Bu çok muazzam olmuş!”
“Vay be. Küçücük süslemeler bile kusursuz...”
“Hımm. İki boyutlu çizimlerde iyi olduğunu biliyordum ama üç boyutlu işlerde de bu kadar maharetli olduğunu fark etmemiştim. Etkileyici, değil mi Aki?”
“Evet, harika görünüyor. Gerçekten şaşırdım Sumire-sensei. Geleceğin için yeni beceriler mi ediniyorsun?”
“Heh, aslında sadece boş zamanlarımda uğraştığım bir şey. Bilirsiniz işte, en sevdiğim karakterlerin üç boyutlu modellerini yapıp onları müstehcen MMD videolarında kullanıyorum. Ha, bu arada bu kale, Sindirella Bir Femboysur adındaki shota yaoi serisinden!”
“İstikrar diye buna derim işte. Shotaconlar gerçekten korkutucu olabiliyor.”
“Bir dakika dur bakalım. Yani sen hem öğretmenlik görevlerini yapıp hem bizim için çizim yaparken bir yandan da bu videolarla mı uğraşıyordun? Bu kadar zamanı nereden buluyorsun?”
“Biiip.”
“Bana sakın bu videoları yapmak için illüstrasyonları ihmal ettiğini söyleme?!”
“Üüüf... Bence insanın canının istediği şeyler üzerinde çalışması çok önemli! Tek istediğim, üzerinde her şeyi yapabileceğim üç boyutlu bir shota modeliydi! Hayatımı dolu dolu yaşıyorum diye kendimi suçlu hissetmeyeceğim! Hatta orijinal yaratıcıların hayal bile edemeyeceği kadar azgınca bir şey yarattığım için gurur duyuyorum! Shota sevdalısının yolunda yürümekten zerre pişman değilim!”
“Gerçekler sonunda ortaya çıktı. Diz çök bakayım.”
“Beni hiç dinlemiyordun, değil mi?!”
“Dizlerinin üzerine bu taşları tek tek dizeceğim. ‘Shota sevdalısının yolu’ uğruna gösterdiğin o fedakarlığı düşünürsek, bu senin için hiçbir şey olmalı.”
“Ama bu resmen işkence! Mashiro-chan! Y-Yardım et!”
“Dayan, Sumire-sensei...”
“Ah, bu ne ihanet!”
Sumire’yi bu dikbaşlılığı yüzünden bir güzel haşladım ama bir yandan da bu yeni ortaya çıkan yeteneğinin işimize nasıl yarayabileceğini düşünmeden edemedim.
Her halükarda, kumsaldaki bu eğlenceli günümüz ne olduğunu anlamadan sona erdi. Bizi dışarıdan izleyen herhangi biri için, tıpkı diğer gençler gibi hayatımızın baharında, gençliğin tadını sonuna kadar çıkaran bir grup gibi göründüğümüzden eminim. Günümüz “normal insanlara” o kadar yakındı ki... Sanırım tam da bu yüzden böyle hissediyordum. Tam da bu yüzden günün tadını kalbimin en derinlerinden gelerek çıkaramıyordum.
Herkesle oynayıp sohbet ederken bile Iroha’ya karşı hissettiğim o tuhaf duyguları bir türlü üzerimden atamıyordum. Her otuz saniyede bir içimi kemiren o Mashiro’ya karşı duyduğum yoğun suçluluk duygusu da cabasıydı. Iroha, Mashiro, Sumire ve Ozu... Hepsi burada vakit geçirmekten sonuna kadar keyif alıyordu. Öyleyse neden ben bu kadar sinir bozucu olmakta ısrar ediyordum?
Bundan nefret ediyordum. Bu durum çok verimsizdi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.