Ekran Arkasındaki Aşk

Motivasyon dediğin şey paraya benzer.

Ev ödevleri ve yapılması zorunlu işler, biriktikçe üzerlerine motivasyon faizi binen birer borç gibidir. İnsanlar hep sonra yaparım, sonra, sonra diye erteler durur ama bu sadece işleri daha da çıkmaza sokar. Neden mi? Çünkü günler geçtikçe, o işi aradan çıkarmak için gereken enerji ve motivasyon, tıpkı bir kredi borcunun faizi gibi katlanarak birikir.

Eğer hemen oturup hallederseniz bir saatinizi bile almaz. Ancak sakız gibi uzattığınızda, saatlerinizi hatta günlerinizi sömürür.

Tam bir zaman kaybı. Hayatta bundan daha verimsiz çok az şey düşünebiliyorum.

Aynı kural insan ilişkileri için de geçerlidir.

Biriyle bir derdiniz varsa, bunu öylece zamana bırakıp çözümsüz kalamazsınız. Gidip meselenizi hemen konuşmanız gerekir. Yani, toplum kurallarına uygun ilk fırsatı bulur bulmaz demek daha doğru olur. O yüzden sanırım hemen konuşmaktan ziyade, olabilecek en kısa sürede konuşmak demek daha yerinde.

Manga ve anime dünyasında bu durumu defalarca görmüşsünüzdür. Karakterin teki çıkar, sonra söylerim der ya da elinde kanıt olmadığı için sadece hislerine güvenmeyip susmayı tercih eder. Gerçekten tam bir aptallık.

Allah aşkına, çıkıp konuşsanıza işte.

Bir de şu sinir bozucu klişe yok mu? Karşıdaki kişi bir saniyeliğine başka tarafa bakmıştır da bizimki hemen, Yok bir şey, boş ver, deyip konuyu kapatır.

Dostum, sadece söylediğin şeyi tekrar et. Bu kadar zor olamaz.

İşte tam da bu yüzden, kafama takılan şeyleri her zaman en kısa sürede çözüme kavuşturmaya, içgüdülerimin peşinden vakit kaybetmeden gitmeye çalışırım. Şimdi de sahte kız arkadaşımın ilan-ı aşkıyla doğrudan yüzleşeceğim.

Sınıfa adımımı attığımda sabah yoklamasına sadece birkaç dakika kalmıştı. Mashiro zaten sırasına kurulmuştu.

Tuhaftı ama gözüme her zamankinden çok daha çekici görünüyordu. Bana aşkını itiraf ettiği için mi böyle hissetmeye başlamıştım? Ona doğru yaklaştığımda, etrafını saran o tatlı kokuyu burun deliklerimde hissettim. Sanki o, beni kendine çeken büyüleyici bir çiçekti; bense o tatlı özün peşindeki susuz bir arı.

Ne yapıyordum ben böyle, güzel bir kız karşısında hemen yelkenleri suya mı indiriyordum? Sadık kalmam gereken bir senaryo yok muydu?

Kendimi toparlayıp cool görünmeye çalışarak çantamı sıraya bıraktım, ardından yüzümü Mashiro’ya döndüm.

“Şey, Mashiro...”

“Ne var?” Kafasını hızla kaldırıp bana dik dik baktı.

Sınıfın köşesinde sessizce kitabını okuyan o çekingen çocuklardansanız, bu bakışı çok iyi bilirsiniz. Popüler kızlardan biriyle konuşmaya çalıştığınızda yüzünüze fırlatılan, hayatınızın geri kalanında kızlarla iletişim kurma isteğinizi sonsuza dek baltalayacak türden bir bakıştı bu. Şahsen benim de canımdan epey can götürmüştü.

“Ş-Şu LIME üzerinden gönderdiğin mesaj hakkında...”

“Sana benimle konuşma hakkını kim verdi?”

Hani yirmi beş yıl boyunca edebiyat öğretmenliği yapmış, ömrünü bu işe sessiz bir tutkuyla adamış o aşırı ciddi öğretmenler vardır ya... Mashiro’nun sesindeki o keskinlik, öyle bir öğretmenin gözlüğünü ortadan ikiye kırıp meslekten soğutmaya yetecek güçteydi.

Böylece bir beş hasar puanı daha almış oldum.

“Y-Yanlış bir şey mi yaptım? Biraz gergin gibisin.”

“Yoo, hiçbir şey olmadı. Sadece sesini duymak bile midemi bulandırıyor, hepsi bu. O yüzden benimle konuşma zahmetine girme lütfen. Teşekkürler.”

Sokaklarda kendilerini dünyanın merkezi sanarak kasıla kasıla yürüyen o tipleri bilirsiniz değil mi? Mashiro’nun sözlerindeki zehir, öyle adamları acı içinde ağlayarak hastanelik etmeye yeter de artardı bile.

Benim içinse tam bir kritik vuruş olmuştu.

Elimi göğsüme götürüp acı içinde iki büklüm oldum.

Neden bana yine bok gibi davranıyordu ki? Yine kelimesi bile hafif kalırdı, bu seferki eskisinden de beterdi! Sahte bir kız arkadaşın, sahte erkek arkadaşına davranması gereken şekil gerçekten bu muydu? Sınıftakilerin bizim hakkımızda ne konuştuklarını duymak için kulaklarımı kabarttım. Herhalde aramızdaki bu tuhaflığı fark etmişlerdi, değil mi?

“Her zamanki gibi ne kadar da tatlı didişiyorlar!”

“Ha? Ama kız çocuğa karşı buz gibi davranıyor sanki. Gerçekten sevgili olduklarına emin misiniz?”

“Dostum, işte bu yüzden bakirsin ve hep öyle kalacaksın. Onlar şu an zihin gücüyle anlaşıyorlar! Onun kalbiyle kızınki arasındaki o sessiz köprüyü biz sıradan faniler asla anlayamayız!”

“Ah, harbi mi! Şimdi taşlar yerine oturdu! Demek yıllanmış evli çiftler gibiler!”

Zaten ne bekliyordum ki? Keşke bana da şu iyimserliklerinden biraz aşılasalardı, bir de şu zihin gücüyle anlaşma mevzusunu nasıl tespit ettiklerini öğretselerdi. Gerçekten işe yarar bir beceri olurdu.

Gözlerimi tekrar Mashiro’ya çevirdim. Bilerek burnundan soluyup kafasını diğer yöne çevirdi. LIME üzerinden bana aşkını haykıran kızın bu olduğuna inanmak neredeyse imkansızdı. Yoksa o mesaj bir itiraf değil miydi?

Yok, bu kadarı da fazlaydı. Kız düpedüz Seni seviyorum yazmıştı. Üstelik mesaj kendi hesabından gelmişti. Hiç şüphe yoktu.

Eğer itiraf gerçekse, Mashiro’nun şu anki tavrını nasıl yorumlamam gerekiyordu? Kafam tamamen allak bullak olmuştu.

Ayrıca bana mı öyle geliyordu, yoksa sırasını benimkinden her zamankinden biraz daha uzağa mı çekmişti?

Hiçbir mantıklı açıklaması yoktu. Eğer benimle yüz yüze konuşmayı reddediyorsa, şansımı dijital dünyada denememin vakti gelmişti. Telefonumu çıkarıp LIME uygulamasını açtım.

AKI: Neden beni görmezden geliyorsun? İtirafın hakkında konuşmak istemiştim.

Mashiro: Çünkü çok utanıyorum! (≧∀≦) Seni o kadar çok seviyorum ki yüzüne bile bakamıyorum!

Bu cevabı yazması yaklaşık iki saniye sürmüştü.

Pekala, demek benden gerçekten hoşlanıyordu. Az önce yüzüme fırlattığı tonlarca tuz, bir anda koca bir kamyon dolusu şekere dönüşmüştü. En azından benden nefret etmiyordu, bu da bir şeydi. Sanırım. Başımı kaldırıp ona baktım.

“Neye bakıyorsun öyle?” Ses tonunda, dünyanın görmüş geçirdiği en büyük beyzbol oyuncusunu bile havlu atmaya zorlayacak türden bir nefret vardı.

Eğer yüzüme bakamayacak kadar çok seviyorsa, şu an yaptığı şey de neyin nesiydi? Bana, hayatı boyunca karşılaştığı tüm aksiliklerin tek sorumlusuymuşum gibi dik dik bakıyordu.

LIME’ı tekrar açtım.

Mashiro: Bana öyle gözlerini diktiğinde çok utanıyorum!

Mashiro: Eğer bana öyle bakıp duracaksan, üzerimde bu üniformadan daha güzel bir şeyler olmasını isterdim.

Mashiro: Bu arada yeni kıyafetler aldım! Oldukça yetişkin işi şeyler, bence çok beğeneceksin :3c

Mashiro: Görmen için sabırsızlanıyorum!

Bu kızda çoklu kişilik bozukluğu falan mı vardı? Yoksa LIME hesabı mı hacklenmişti? Ben bunları düşünürken telefonum tekrar titredi.

Gelen mesajın sahibini gördüğümde neredeyse nefesim boğazıma kaçıyordu.

Tsukinomori Makoto.

Seçebileceği en berbat zamanı seçmişti. Mashiro’nun babası ve benim amcam... Ama daha da önemlisi, Honeyplace Works şirketinin CEO’suydu. Arkadaşlarımla orada iş bulabilmemiz için kızıyla sahte sevgili rolü yaptığım adamın ta kendisiydi.

Günümüz gençliğinin fazla zevk düşkünü olduğuna dair tuhaf bir ön yargısı vardı ve kızını onlardan olabildiğince uzak tutmak istiyordu.

Ha, bir de bana kızıyla gerçek anlamda çıkmamı kesin bir dille yasakladığını söylemişti.

Acaba kızının itirafından haberi var mıydı? Olmalıydı, değil mi? Mashiro artık tek başına yaşıyor olsa bile onun kızıydı. Muhtemelen aralarında geçen bir konuşmada lafı açılmıştır diye düşündüm. Gerginlikle yutkunarak mesajını açtım.

MAKOTO: Dün gece harika vakit geçirdim. Seni tekrar görmek için sabırsızlanıyorum.

Mesaja bir fotoğraf eklenmişti. Penceresinden şehrin gece manzarasının göründüğü şık bir restorana benziyordu. Bir erkek ve bir kadın kadehlerini tokuştururken birbirlerine bakıyorlardı.

Eski usul bir karizmaya sahip olan ve yüzündeki sakalları düzgün göstermek için takdire şayan bir çaba harcamış olan adam amcamdı. Diğeri ise daha önce hiç görmediğim bir kadındı. Ya da en azından, onu tanımıyor gibi davranmam çok daha hayırlı olacaktı.

Kadın, sanki karşısında dünyadaki en harika varlık duruyormuş gibi amcama bakıyor, yanağını ona doğru eğiyordu. Amcamın arkadaşlığından ne kadar keyif alıyor gibi görünse de, bu kadın kesinlikle yengem değildi. Mashiro’nun annesiyle görüşmeyeli epey olmuştu ama bu kadının hafızamdaki yengemle uzaktan yakından alakası yoktu; üstelik fazlasıyla gençti.

Kimdi o zaman bu kadın? Onu daha önce amcamla birlikte gördüğüme emindim.

Aman Tanrım.

Royal Guest’teki garsondur bu. Amcamın oraya her gidişimizde, Siparişimizi o alete giriş tarzına bayılıyorum, gibi tuhaf iltifatlar savurarak tavlamaya çalıştığı kızdı. Yakında işi pişireceğini söyleyip duruyordu ama dürüst olmak gerekirse sadece boş boş konuştuğunu düşünmüştüm.

Çapkınlık yapmayı sevdiğini biliyordum ama bu sefer gerçekten hızlı davranmıştı. Umarım iş başkana kadar ulaşıp da kovulmasına sebep olacak büyük bir skandala dönüşmezdi; en azından ben ve arkadaşlarım orada çalışmaya başlayana kadar o koltukta kalmasına ihtiyacım vardı.

Peki bunu bana neden göndermişti ki? Neyse ki açıklaması gecikmedi.

MAKOTO: Kusura bakma, yanlış sohbet.

Gerçekten mi? Eğer insanlara kazara böyle mesajlar gönderiyorsa, evliliğinin hala sürüyor olması bile büyük bir mucizeydi.

Her neyse. En azından bana Mashiro’nun itirafı hakkında yazmamıştı, bu da durumdan haberdar olmadığı anlamına geliyordu. O öğrenmeden önce bu işi çözebilirsem yırtardım. Tabii her şey Mashiro’nun benimle düzgünce konuşmaya yanaşıp yanaşmayacağına bağlıydı. Asıl sorun buydu ve sabah yoklaması başlamadan önce buna bir çözüm bulmam imkansız görünüyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.