Arkasındaki Fısıltılar

AKI: Teşekkürler. Karakterleri nasıl yorumlayacağını merakla bekliyorum.

Okul çıkışı ayakkabılığın önünde dikilmiş, Senpai’dan gelen mesajı okuyordum. İç çekmeden edemedim.

"Aptal," diye mırıldandım kendi kendime.

Yeni karakter seslendirmeleri için Otoi-san’ın özel stüdyosuna gidecektik. Senpai, okulda dikkatleri üzerimize çekmekten korktuğu için buluşma yeri olarak gözlerden uzak, sakin bir mahalle parkını seçmişti. Bir an gitmemeyi, ekmeyi düşündüm ama bu fikirden hemen vazgeçtim. Tabii ki gidecektim. Seslendirme yapmaya bayılıyordum!

Katlanamadığım şey, Senpai’ın şu akılalmaz saflığıydı. Söylediklerimi hiçbir zaman gerçek anlamıyla kabul etmiyor, beni ciddiye almak için en ufak bir çaba bile sarf etmiyordu. Gerçi ciddi olduğumu üzerine basa basa belirtmediğim için kabahatin bir kısmı da bendedir belki. Yine de en azından birkaç saniyeliğine bile olsa üzerinde düşünse ne olurdu sanki?

Bana attığı şu saçma mesajda her şey kabak gibi ortadaydı zaten. Beni sadece iş söz konusu olduğunda ciddiye alıyordu. Diğer zamanlarda ise sadece dalga geçtiğimi ya da kendisiyle eğlendiğimi sanıyordu.

Kendim olabildiğim yegane yerler Senpai’ın odası ve o küçücük seslendirme kabiniydi. Mashiro-senpai’ın o sinir bozucu, kusursuz hanımefendi tavırlarına rağmen Senpai’a bu kadar bağlanmamın sebebi de buydu işte!

Beni asıl çileden çıkaran şey ise, sıradan bir kız gibi aptalca kıskançlık krizlerine girmekti. Sanki o numarasını yaptığım mükemmel, örnek öğrenci gerçekten benmişim gibi. Şimdiye kadar Senpai ile aramda hep güvenli bir mesafe bırakmıştım. Kimse onun peşinde olmadığı için bu yöntem tıkır tıkır işliyordu; ta ki bugüne kadar.

"Aaaaaaaaaaaaah!"

"I-Iroha-chan? Ne oldu, iyi misin?"

"Ha?!"

Okul kapısının önünde çaresizce inlerken arkamdan aniden bir ses yükseldi. Sırnaşık derecede tatlı, şirin bir ses.

"Mashiro-senpai? Senin ne işin var burada?"

"Ş-Şey, eve gidiyordum."

"Ha, anladım, tamam. Kusura bakma. Bizim ders bugün biraz geç bitti de, herkes çoktan gitmiştir sanmıştım."

"Evet. Ben de kütüphaneye uğramıştım zaten." Mashiro-senpai çantasının ağzını açıp içindekileri gösterdi. İçi cıvıl cıvıl, sevimli kapakları olan kitaplarla doluydu.

"Bunlar ne, aşk romanı mı? Çok şirin görünüyorlar!"

"E-Evet. Birkaç yıl önce çok popülerlerdi ama hâlâ yenileri çıkıyor."

"Bu tarz şeylerden hoşlandığını bilmezdim. Böyle vıcık vıcık aşk hikayelerinden nefret edersin sanıyordum."

"Yani, dürüst olmak gerekirse eskiden pek sevmezdim. Ama bir göz atmak istedim. Bilirsin ya, araştırma amaçlı."

"Araştırma mı?"

"Ş-Şey, şaka yaptım. Unut gitsin." Mashiro-senpai geçiştirircesine elini salladı.

Besbelli bir şeyler saklıyordu. O sevimli yüzünün ardında sinsi planlar yapabiliyormuş demek. Onun yanındayken gerçekten de gardımı düşürmemem gerekiyordu. Yine de üzerine gidip ağzından laf almaya çalışmayacaktım; bu çok kaba kaçardı. O, Senpai gibi değildi. Senpai’ı köşeye sıkıştırıp damarına basarak gerçeği ağzından dökmesini sağlayabilirdim ama Mashiro-senpai’a bunu yapamazdım. Senpai’ın yanındaki rahatlığım gerçekten bambaşkaydı. Arkadaşım olan Mashiro-senpai’ın yanında bile kendimi frenlemek, maskemi takınmak zorundaydım.

"H-Her neyse, Iroha-chan, madem karşılaştık... Birlikte yürüyelim mi?"

"Ha? Şey..."

Şimdi ne yapacaktım?

"Kusura bakma, Senpai ile randevum var!"

Bunu hayatta söyleyemezdim. Bu resmen savaş ilanı demek olurdu. Gerçekte ne yaptığımı da anlatamazdım. Seslendirme işimi Ozuma da Sumire-chan-sensei de bilmiyordu. Bu; Otoi-san, Senpai ve benim aramdaki bir sırdı. Böyle kalmasını ben de istiyordum, çünkü annem duyarsa canıma okurdu.

Aslında İttifak’ın geri kalanına anlatmakta benim için bir sakınca yoktu ama Senpai beni bu konuda kesin bir dille uyarmıştı. Onlara güvensek bile, laf arasında ağızlarından kaçırma ihtimalleri vardı. Aramızda kalması, olası kırgınlıkları ve şüpheleri önlemek için en doğrusuydu.

"Şey... Üzgünüm! Benim okuldan sonra bir işim var da."

"İş mi? Yarı zamanlı iş mi buldun, Iroha-chan?"

"Evet! Ama kimseye söyleme, tamam mı? Pek öyle ulu orta konuşulacak bir iş değil, anlarsın ya!"

"An-Anlayamadım?"

"Ağzımı çok sık kullandığım bir iş diyelim." Yüzümün önünde hayali, oldukça kalın bir mikrofon tutuyormuş gibi yapıp ona göz kırptım.

Yalan söylüyor sayılmazdım ama ses tonumu birazcık muzipçe ayarlayarak olayı bilerek yanlış anlaşılacak bir yere çekmiştim.

"A-Ağzını mı... Aaah!"

Kafasında kurduğu senaryolar yüzünden utançtan neredeyse beyninden dumanlar çıktığını görebiliyordum.

"Aşk olsun, aklına hemen kötü şeyler geldi değil mi? Yapma Mashiro-senpai, benim ne kadar uslu bir kız olduğumu biliyorsun. Düşündüğün gibi bir şey değil. İstersen gelip kendin de görebilirsin!"

"Y-Yok, gerek yok! Benim de işlerim vardı zaten, o yüzden..."

"Hadi ya, tüh, neyse artık!"

Oh be. Tam da planladığım gibi. Belki kendi itibarımı biraz lekelemiştim ama bu kadarlık bir fedakarlık yapmaya değerdi. Mashiro-senpai’ı artık yeterince tanıyordum; işin içine en ufak bir müstehcenlik girdiğinde hemen konuyu kapatıp oradan kaçmak isterdi.

"S-Seni de böyle işinin arasında lafa tuttum, kusura bakma. Yarın görüşürüz o zaman."

"Görüşürüz! Kendine iyi bak!"

Kıpkırmızı kesilmiş yüzünü yere dikerek bana el salladı ve arkasına bakmadan uzaklaştı. Ben de gidişini izlerken arkasından el salladım ama içten içe söyleniyordum. Tam bir Güzel ve Çirkin hikayesiydi; tabii ki buradaki çirkin, yani kötü kız bendim. Dürüst olmak gerekirse, iki insanın sevişmesi fikrinden bile bu kadar utanan, bu denli saf kızların hâlâ var olması beni şaşırtıyordu.

İç çektim. Doğruya doğru, onu kıskanıyordum. İş olsun olmasın, Senpai’a karşı ne zaman isterse tamamen dürüst olabiliyordu.

İş demişken, kendimi tamamen özgür bırakabildiğim o diğer sığınağa gitme vakti gelmişti. Senpai’ın odası dışında dünyadan kaçabildiğim tek yere.

Peki şimdi, onun yanındayken nasıl davranmalıydım?

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.