Sinema, Sırlar ve Geçmişin Gölgeleri

Lanet olsun. Kaybetmeyeli o kadar uzun zaman olmuştu ki...

Başımı önüme eğmiş, sinemanın bilet makinesinin önünde dikiliyordum. Neyse ki sonunda iki yakam da serbest kalmıştı. Sinemaya gelene kadar kıskanç ve şüphe dolu bakışlar peşimizi bırakmamış, sonunda Iroha benimle bir anlaşma yapmaya karar vermişti. Biletleri, patlamış mısırı ve içecekleri ben ısmarlarsam yakamı bırakacaktı.

Hemen kabul ettim. Yoksa her an kayışı koparabilirdim. Zaten iki kızla dışarı çıktığıma göre en azından bir şeyleri ödemeyi gözden çıkarmıştım. Sadece bunun Iroha'nın bir kumpasının sonucu olmamasını dilerdim.

Hangi filme gitmek istersiniz, diye sordum.

Iroha ve Mashiro, vizyondaki filmleri gösteren elektronik ekrana bakıyorlardı. İkisi de bir süre düşündükten sonra aynı anda atıldı.

Onun Adı!

Klasik Jaws: Kendi Havasında Süzülen Köpekbalığı!

Zevkleriniz de hiç uyuşmuyor değil mi?

Benimki, bir savaşın farklı taraflarında yer alan ve bedenleri yer değiştiren bir kızla erkeği anlatıyor! Ülkelerine barış getirmeye çalışırken filmin sonunda birbirlerine aşık oluyorlar! Gişede yirmi milyar yenden fazla hasılat yapıp ortalığı kasıp kavurdu! Her çiftin mutlaka izlemesi gereken bir başyapıt!

Ne garip, etrafta hiç çift göremiyorum.

Arkadaş olarak gelmek çok daha iyi işte! Etrafına bakıp, burada sevgilisi olmayan tek erkek benim diye düşünebilirsin! Yalnızlar Rıhtımı gururla sunar!

Beni gerçekten hiç el üstünde tutmuyorsun, değil mi?

Mashiro öne doğru bir adım attı. Popüler sinema çok sıkıcı. Şu an tam köpekbalığı mevsimi!

Filmin o kadar iyiyse neden benimki kadar popüler değil? Kesin çöpün tekidir!

Anlamıyorsun Iroha-chan. Sırf bütçesi düşük diye hak ettiği değeri göremeyen o B-tipi filmlere ruhunu, canını dişine takıp emek veren zavallı yönetmenleri düşün bir.

Kimse onlara zorla film çektirmiyor ya!

Şahsen ne izleyeceğimiz umurumda değildi ama kızlar tartışmaya devam ediyordu.

Ne yani, hiç kafa yormadan, sırf bütçesi var diye önümüze konan o fabrikasyon şeyleri izlemeyi mi tercih edersin? Tamamen endüstriyel ve ruhsuz işler!

Hadi ama Mashiro-senpai, şu entel dantel fikirlerini bize dayatmayı bırak artık!

İyi o zaman. Bana Onun Adı filminin nesini beğendiğini söyle. Sırf herkes öyle söylüyor diye iyi olduğunu düşünüyorsun!

Ne yani, şimdi de benimle aşık mı atacaksın? Hodri meydan o zaman! Ama yenilince bana gelip ağlama! Ben ömrümü film izleyerek geçirdim bir kere!

Doğru, diyerek onayladım. Benim eve gizlice sızıp abonelik hesabımı kullanıyor.

Onun olan her şey benimdir! Olay bundan ibaret! diye açıkladı Iroha.

Mashiro'nun yüzü seğirdi. Filmleri... Aki'nin evinde mi izliyorsun? Her... Her zaman mı?

Evet! Hem de her gün!

Kes şunu Iroha.

Mashiro yakın zamana kadar odasından çıkmayan biriydi ve muhtemelen bu konularda oldukça hassastı. Kendisi evden çıkmaya bile cesaret edemezken başkalarının dışarıda çılgınca eğlendiğinin hatırlatılması canını yakmış olmalıydı. Haklıydım da; yüzü bembeyaz kesilmiş, gözlerini yere dikmişti. Iroha'nın onun üzerine bu şekilde gitmesine izin veremezdim.

Kavga etmenize gerek yok. Bunu çözmenin çok kolay bir yolu var.

Gerçekten mi? diye sordu Iroha.

Hı-hı. Boğazımı temizledim. Herkes kendi istediği filme gitsin, çıkışta da burada buluşalım. Dâhice, değil mi?

Herkesin zevklerinin farklı olması çok doğaldı ve kimsenin bu yüzden taviz vermesine gerek yoktu. Planım, herkesi tek bir kişinin seçimine sürüklemenin getirdiği o verimsizliği ortadan kaldıran kusursuz bir çözümdü.

Bu harika önerime ne Mashiro'dan ne de Iroha'dan bir yanıt geldi.

İtiraz yok sanırım. Güzel, o zaman şimdi—

Dur orada!

Evet, bekle bakalım!

Ne oldu?

Şaka mı yapıyorsun sen?! Arkadaşlarıyla sinemaya gidip de orada yolları ayırmayı mantıklı bulan kim var acaba?! Sadece bir aptal bunu yapar!

Git bir yerlerde kendini yak ama önce bir centilmen nasıl olunur onu öğren.

Iroha'nın kulak tırmalayan kaba sözleri ve Mashiro'nun iğneleyici lafları birleşince beni un ufak etmeye yetti. Hakaretler yağdırmak yerine keşke yapıcı bir eleştiri getirselerdi...

Sonunda oylama yaptık ve Onun Adı filmine gitmeye karar verdik. Filmde yok yoktu: silahlar, dram, patlamalar, aşk, dehşet çığlıkları. Dolu dolu geçen iki saatin ardından, sinemadan çıktığımızda Mashiro bile halinden memnun görünüyordu. Iroha bunu görünce aşırı kibirli bir tavır takındı ama keyfim o kadar yerindeydi ki bunu kafaya takamadım.

Öğle yemeği yemek ve film hakkında konuşmak için yemek katına indik. Önce oturacak bir yer bulmaya karar verdik. İçerisi ana baba günüydü ama sonunda kalabalığın arasından sıyrılıp pencere kenarında dört kişilik bir masa kapmayı başardık.

Ben birazdan dönsem olur mu? Çok fazla kola içmişim de! diye seslendi Iroha.

Çişin mi geldi?

İnanılmazsın, gerçekten gelmiş geçmiş en iğrenç insansın!

Cidden mi? Her insanın tuvaleti gelir. Kızlar da bu konularda çok hassas.

Aslında sen bu konuda fazla rahat davranıyorsun! Benimle gelmek ister misin, Mashiro-senpai?

Ben... Ben iyiyim, teşekkürler.

Demek mesanen benden daha geniş. Tamamdır o zaman, hemen dönüyorum! Iroha koşarak uzaklaştı.

Yani Mashiro'nun tuvalet alışkanlıkları hakkında konuşmak serbestti ama kendisininki söz konusu olunca dokunulmaz mı oluyordu?

Iroha'nın gittiği an, Mashiro sanki derin bir rahatlama hissiyle içini çekti.

Seni geriyor mu?

Evet. Ona henüz alışamadım.

Ben de. Kendine has, sinir bozucu bir tarzı var. Acı acı gülümsedim.

Öyle değil. Kötü niyetli olmadığını biliyorum. Sadece genel olarak insanlarla iletişim kurmaya alışkın değilim.

Hoş geldin partisinden beri Mashiro ile aramız çok daha iyiydi. Artık onunla konuşmamdan rahatsız olmuyor, çizgiyi çok fazla aşmadığım sürece bana bir insan gibi davranıyordu. Sanırım bunda kuzen olmamızın ve kaldığımız yerden devam etmemizin payı büyüktü. İttifak'ın diğer üyelerine alışması ise biraz daha zaman alacaktı. Özellikle de Iroha'ya; karakter olarak Mashiro ile birbirlerinin tam zıttıydılar.

Dürüst olmak gerekirse çoğu insanın Iroha ile anlaşmakta zorlandığını düşünüyorum, dedim.

Hayır, onu demek istemedim. Mashiro gözlerini kucağına dikti, tekrar konuştuğunda sesi titriyordu. Bana... Eski okulumdaki bazı kızları hatırlatıyor.

Acı hatıralar zihnine üşüşürken yüzündeki o hüznü görebiliyordum. Onu eve hapsedenler de o kızlardı zaten.

Sana geçmişini sormayacağım. Ama anlatmak istersen dinlerim. Beklentiyle öne doğru eğildim.

Yaşananlar ne kadar ağır olursa olsun, dinlemeye hazırdım. Bunu onun sahte erkek arkadaşı olarak görevlerimden biri olarak görüyordum.

Mashiro sessiz kaldı. Dudaklarını sımsıkı kenetlemişti, gözyaşları neredeyse süzülecek gibiydi. Doğru kelimeleri bulmaya çalışıyor gibi bir hali vardı ama bu süreç epey uzun sürüyordu.

Aaa?! Tsukinomori-san, sen misin?

Sessizlik acımasızca bölündü. Mashiro irkildi, yüzündeki tüm kan çekilirken ifadesi kaskatı kesildi. Banyoda ona yakalandığım an bile onu hiç böyle görmemiştim.

Kızgın ya da sinirli görünmüyordu... Aksine, yüzünde saf bir korku vardı.

Ooo! Yanında bir de erkek var!

Yani okula bile gidemiyorsun ama böyle randevulara çıkarken hiçbir sıkıntın yok, öyle mi? İnanamıyorum, şaka gibi!

Karşımızda duranlar, seviyesiz iki lise öğrencisiydi. Biri, boyalı sarı saçlarıyla tam bir süslü kokoş prototipiydi. Diğeri ise koyu renk saçlarıyla ilk bakışta düzgün bir kıza benziyordu ama yüzündeki küçümseyen ifadeyi gizleme gereği bile duymuyordu.

Daha ilk andan belaya bulaştığımızı anlamıştım. Mashiro'nun tepesine dikildiler.

Şey... Ben... diye kekeledi Mashiro.

Hey, biraz yüksek sesle konuş, duyamıyoruz!

Bu çocuk senin sevgilin mi yoksa? Sarı saçlı kız, kişisel alanımı hiçe sayarak beni incelemek için üzerime doğru eğildi.

Suni bronzluğu, kötü dağıtılmış makyaj tabakasının altında kalmıştı. Doğal bir görünüm mü yoksa gösterişli bir tarz mı hedeflediğini kestiremiyordum ama iki türlü de olmamıştı. Geniz yakan aşırı şekerli bir koku, muhtemelen ucuz bir parfüm, burnuma hücum etti.

İnanamıyorum! Tam sana göre birini bulmuşsun! Kahkahayı patlattı. Bütün vaktini odasında o anime kitaplarını okuyarak geçiren tiplere benziyor! Kesin idol manyağıdır bu!

İkisi de birbirinden ezik işte!

İnsanların yüzüne karşı bu kadar rahat nefret kusması normal miydi? Şu anki halleri buysa geleceklerinin ne kadar karanlık olduğunu düşünmek bile tüylerimi ürpertiyordu. Bazı insanlar sadece dış görünüşleriyle hayatta kalabilirdi ama bunlarda o da yoktu.

Mashiro'nun nasıl titrediğine ve içine kapandığına tek bir bakış atmak, onun canını yakan zorbaların bu kızlar olduğunu anlamama yetti.

Neden? Onu kıskanıyor olabilirler miydi? Muhtemelen Mashiro'nun o doğal güzelliği, onu kendilerine düşman bellemelerine neden olmuştu. Ama okudukları okulun prestijli bir yer olması gerekmiyor muydu? Gerçek hayatta bu tarz okullarda böyle tiplerin barınabildiğini bilmezdim. En azından anime veya mangalarda hiç denk gelmemiştim. Sanırım devir değişiyordu. Onları acıyan gözlerle izlemekten kendimi alamadım.

Hey. Bu çocuk bize öyle bakarak canımı sıkmaya başladı ama.

Zavallı hobilerini hemen şıp diye anladık diye bozuldu herhalde! Ne yani? Bizi anime gücüyle falan mı yeneceksin?!

Ay sorma, kapa çeneni! Tam da öyle tiplere benziyor zaten!

Animenin gücünü bilmem ama şu suratının ortasına bir tane patlatmama engel olacak hiçbir şey yoktu. Ben de tam olarak bunu yaptım, o kahkahalar atan çirkin yüzünün tam ortasına yumruğumu indirdim. Zaten yeterince çirkin olan o boyalı suratı yumruğumun altında dağıldı, burnu bir tarafa yamuldu. Yere yığıldığında bile kanlar içindeki yüzünü yumruklamaya devam ettim, sadece yanımızda çığlıklar atan arkadaşının üzerine çullanmak için duraksadım. Onları hareket edemez hale gelene kadar yumrukladım, durmaksızın vurdum.

Hayal gücü gerçekten harika bir nimet, değil mi?

Mashiro’nun gözlerindeki o dehşeti görmek içimdeki onları gerçekten susturma arzusunu körükledi ama ne yazık ki toplum kuralları buna izin vermiyordu. Sadece sözlü saldırılara karşı kendini savunmak meşru müdafaa sayılmıyordu.

Sırf bu kızlar şu an tepemizde dikilip bize üstünlük taslıyor diye kendimi hapiste bulmak istemiyordum. Ne de olsa gelecekte toplumun çöp kutusunu boylayacak olanlar onlardı. Bu yüzden meseleyi biraz daha medeni yollarla çözmeye karar verdim.

“Hey. Hiç insan gibi davranmak diye bir şey duydunuz mu?”

“Ha? Ne saçmalıyorsun sen?”

“Aman tanrım, şuna bak Tsukinomori-san! Arkanda duracak bir erkek arkadaşının olması ne güzel, değil mi?”

Sarı saçlı kız bu noktada huzursuz görünmeye başlasa da arkadaşının yavaşlamaya niyeti yoktu. Onu durdurmak için kuru bir dik dik bakıştan fazlası gerekecekti. Tam bir baş belasıydı. Aniden konuyu değiştirdi.

“Hey, peki erkek arkadaşının bundan haberi var mı?”

“Sahi ya! Senin o küçük hikayeni okudu mu yoksa?”

Mashiro şok içinde başını kaldırdı. Gözlerinde artık korkudan çok daha fazlası vardı.

“Ş-Şimdi sırası değil, lütfen bahsetmeyin...” diye yalvardı kısık bir sesle.

“Ne? Duyamıyorum!”

“Demek haberi yok, ha? Bir de sır mıymış? Tüh! Ağzımdan kaçırdığım için üzgünüm!”

İkisi birden tekrar kahkahayı bastı. Sanki dalga geçilen kişi benmişim gibi içimde karanlık, tiksinç bir öfkenin kabardığını hissettim. Ben bile bu kadar kötü hissediyorsam, Mashiro kim bilir ne haldeydi? Her gün onunla böyle uğraştıklarını düşünmek tüylerimi ürpertiyordu. Bir an Mashiro’nun aslında utangaç ya da pısırık olmadığını fark ettim. En güçlü çocuk bile her gün bu muameleye maruz kalsa okula gitmek istemezdi.

Bahsettikleri hikayenin ne olduğunu bilmiyordum ama okula gitmemesiyle doğrudan bir alakası olmalıydı. Elbette merak ediyordum ancak şu an ilgilenilmesi gereken daha önemli meseleler vardı.

“Kesin sesinizi.” Toplayabildiğim tüm ciddiyet ve otoriteyle onlara dik dik baktım.

Normalde hayatımı kendi kurallarımla, verimli yaşayabilmek için çatışmalardan köşe bucak kaçardım. Ama bu seferlik bir istisna yapmaya kararlıydım.

“A-Aman, ne diye bu kadar ciddileştin ki?”

Bu kez ikisi de duraksadı. Onlar gibi pisliklerin bile ne zaman tehlikede olduklarını sezecek içgüdüleri vardı.

“Sesiniz, yüzünüz, karakteriniz... Tepeden tırnağa zavallısınız. Şimdi defolun gidin buradan.”

“S-Sen ne bildiğini sanıyorsun be?! Kendini bir bok mu sandın inek?”

“Bizim bir sürü arkadaşımız var tamam mı! Senden çok daha yapılı, güçlü çocuklar!”

“Öyle mi? Bizim de var. Karşı karşıya getirelim mi ister misiniz?”

Yalan söylemiyordum. Tamam, belki gerçekleri birazcık çarpıtıyor olabilirdim. Ama boş zamanlarının tamamını genç çocuklarla olgun kadınları bir arada çizmeye harayan bir öğretmenden daha korkunç ne sunabilirdim ki onlara?

“Y-Yani, gerçekten var mı?” diye üsteledi kızlardan biri.

“H-Hey, bence gidelim. Ya gerçekten tekinsiz tiplerle takılıyorsa? Adam çok ciddi duruyor!”

Kızların yüzündeki kan çekilirken bir adım geri çekildiler. Benden hak ettiklerinden daha fazla korkmalarına sevinmiştim.

Dürüst olmak gerekirse bana vurmalarını sağlayıp polise gitmek için koz elde etmeyi umuyordum ama buna gerek kalmayacak gibi görünüyordu.

“Iyy. İnanılmaz, bizi gerçekten ciddiye aldı!”

“Yürü gidelim. Suratını daha fazla görmek bile istemiyorum.”

Ve çekip gittiler.

“Neyse ki kurtulduk onlardan. İyi misin, Mashiro?” Kızların tamamen gittiğinden emin olduktan sonra yanımda oturan Mashiro’ya döndüm.

Cevap vermedi. Olduğu yerde titriyordu yalnızca. Gerçekten çok korkmuş olmalıydı. İyi olup olmadığını sormak dışında böyle bir durumda ne yapacağımı pek kestiremiyordum. Belki amcam gibi ağzı laf yapan, rahat biri olsaydım kolumu omzuna atıp onu teselli edebilir ya da benzer bir şey yapabilirdim ama bende o yetenek yoktu.

Tam da Iroha’nın her zaman söylediği gibiydi. Kızlardan zerre kadar anlamıyordum.

“Seni okuldan soğutan kızlar onlardı, değil mi?”

“Evet...”

“Bahsettikleri o hikaye neydi?”

Geçmişini çok fazla eşelemekten hâlâ çekiniyordum ama bu sorunun cevabının ona destek olmamda bana yardımcı olacağını hissediyordum.

“Özür dilerim.”

Bir sonraki an Mashiro oturduğu yerden fırlayıp hızla koşarak uzaklaştı.

“Hey!” Onu yakalamak için elimi uzattım ama parmaklarım boş havayı kavradı.

Dün peşinden koştuğum zamankinden çok daha hızlı hareket ediyordu. O kızlar buralarda fink atarken neden tek başına gitmişti ki? Cevap basitti: O hikaye hakkında konuşmaktansa o kızlarla yeniden karşılaşma riskini göze almayı tercih ediyordu.

Tam o sırada Iroha geri döndü.

“Ne oldu, Senpai?”

“Az önceki kızları gördün mü?”

“Gördüm evet, ama ne konuştuğunuzu tam anlayamadım. Biraz aptal gibi görünüyorlardı, sonra onlar gidince Mashiro da fırlayıp kaçtı—”

“Harika. Beni açıklama yapma zahmetinden kurtardın.”

Oysa bugün eğleneceğimiz ve aramızdaki bağı güçlendireceğimiz bir gün olacaktı.

Mashiro’nun tek başına buralarda gezinmesine izin veremezdim. Belli ki çok sarsılmıştı ve ona yardım edebilmek için durumunun temeline inmek istiyordum.

Görünüşe göre bu konuda yalnız değildim.

“Hadi onu arayalım, Senpai!”

“Tamam. Ben bu kata bakıyorum, sen de aşağı in.”

“Anlaşıldı!”

Hemen işe koyulduk.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.