Pirinç Boğanın Gölgesindeki Kraliçe

Affedersiniz.

Kibarca seslenip kapıyı adet olduğu üzere üç kez tıkladım. İçeriden gelen o pürüzsüz sesin onayını bekledikten sonra kapıyı açıp içeri süzüldüm.

İçeri adım atar atmaz gözüme çarpan ilk şey pirinçten yapılma bir boğa heykeli oldu. Bildiğiniz pirinç boğa işkence aleti. İnsan içinde can çekişerek can vermeyi canıgönül isterdi doğrusu. Şaka bir yana, pirinç boğa tarihin en acımasız işkence aletlerinden biriydi. Okul aile birliğinin kulağına böyle bir şey gitse, yönetim bu durumu açıklamak için kırk dereden su getirmek zorunda kalırdı.

Odada kasvet saçan tek işkence aleti bu da değildi. Üstelik ışıklar kapalıydı; titrek bir mum ışığının aydınlattığı o loş ortam, odayı iyice tekinsiz bir havaya bürüyordu.

Kageishi Sumire ise sanki her şey son derece normalmiş gibi odanın ucunda, tam da sanık sandalyesinin önünde dikiliyordu.

Gözlerini üzerime dikip, Yakındasın, demek idama bu kadar heveslisin, dedi.

Zamanım kıymetli, bir saniyesini bile boşa harcamak istemem.

Yanından geçerken hafifçe gülmesini duymazdan gelip sandalyeye yerleştim. Bir an sonra, topuğunu sertçe yere vurmasıyla odada kemik sızlatan bir ses yankılandı.

Çok özür dilerim, Akiteru-sama!

Ellerini ve dizlerini yere koymuş, başını zemine öyle bir vuruyordu ki parke neredeyse içe göçecekti. Japonca bir sözlükte özür dilemek kelimesinin karşılığına baksanız, muhtemelen tam olarak bu manzaranın resmiyle karşılaşırdınız.

Suçunuzun büyüklüğünü anlamış görünüyorsunuz, Murasaki Shikibu-sensei.

G-Gözleriniz... Çok soğuk bakıyorsunuz!

E tabii. İdamınızı sabırsızlıkla beklediğim için zaten olabildiğince hızlı geldim.

Ama sınavlar yüzünden başımı kaşıyacak vakit bulamadım, çizimlere bu yüzden zaman kalmadı!

Demek çok yoğundunuz? Öyleyse neden dün gece canlı yayında My Honey izlediğinizi duydum?

B-Benim de hobilerim olamaz mı yani!

Televizyon uydu alıcınızı parçaladığımda da teslim tarihlerine yetişebilecek misiniz, merak ediyorum doğrusu.

N-Ne?! Hayır! Yalvarırım yapmayın! Anime olmadan yaşayamam ben!

Haklısınız, o kadar ileri gitmeye gerek yok. Ancak sınıftakiler sizi bu halde görse ne düşünürlerdi, onu çok merak ediyorum.

Kageishi Sumire. Ya da diğer adıyla, mahlasıyla: Murasaki Shikibu-sensei.

Sınıfta öğrencilerine hayatta başarılı olmanın ne kadar hayati olduğunu vaaz eden bu Zehirli Kraliçe, aslında ömrü boyunca tek bir teslim tarihine bile zamanında yetişememiş bir çizerdi.

Yeri gelmişken belirtmekte fayda var; odadaki tüm bu işkence aletleri aslında çizimlerinde referans olarak kullandığı gerçeğe yakın maketlerdi. Tabii ki okul yönetiminin haberi olmadan, iş yerinde rahatça çizebilmek için buraya istiflemişti.

Eğer siz domuzlar saate bakmayı beceremiyorsanız, hemen pılınızı pırtınızı toplayıp buradan defolun gidin. Bu lafı hatırladınız mı?

Öğğ...

Her insan hayata değersiz bir domuz olarak başlar. Toplumun kurallarına göre oynamayı öğrendiğinizde ise bir maymuna dönüşürsünüz. Gerçek bir insan olmanıza daha çok var.

Öğğğ...

Verdiğin sözü tutmak. Öz disiplin. Hataları anında üstlerine bildirmek. Bunları şimdi öğrenmezseniz, geleceğiniz kapkaranlık demektir.

Özür dilerim! Özür dilerim, özür dilerim, özür dilerim! H-Hepsi sadece roldü! Öyle hava olsun diye yapıyordum! Yemin ederim güç gösterisi yapmak gibi bir niyetim yoktu!

Zehirli Kraliçe, gözlerinden yaşlar, burnundan salyalar akarak hüngür hüngür ağlıyordu.

Telefonu çıkarıp fotoğrafını çekmek ve sınıfın grup sohbetine göndermek için can atıyordum.

Tabii dahil olmadığım o grup sohbetine...

Yalnız bir insan olmama dua etmeliydi.

Sınıfta pek bir havalı konuşuyordunuz ama?

Ben bir öğretmenim! diye feryat etti. Katı davranmak benim işim! Serserilerin ve haylazların beni ezebileceğini anlamalarını istemiyorum! Yoksa otoritem yerle bir olur!

Neden böyle düşünüyorsunuz ki? Sınıfımız gayet sakin ve uyumludur.

Başrolünde öğretmen olan neredeyse her manga da böyle oluyor ama!

Manga da, evet... Doğru...

O mangalarda konunun ilgi çekici olması için çığırından çıkmış sınıflara ihtiyaç duyuluyordu. Yine de bunu ona açıklamaya çalışmanın bir faydası olacağını sanmıyordum; ne de olsa manga dünyasını gerçek hayat için güvenilir bir bilgi kaynağı olarak görüyordu.

Bir de sizin öğretme tarzınızı gerçekten beğeniyorum derdim...

Ders kitabındakileri tahtaya aynen yazan öğretmenlerden hiç haz etmezdim. Öğrencilerin derse hazırlıklı gelmesi zamanı çok daha verimli kullanmayı sağlardı. Böylece zaten kitapta yazan şeyleri öğretmenden tekrar dinlemek yerine, doğrudan kafamıza takılanları sorup onun bilgisinden faydalanabilirdik. Çok daha akılcı bir yöntemdi bu.

Sırf bu tarzını beğendiğimi itiraf ettim diye ileride başıma iş açılmazdı umarım.

Her neyse, diye devam ettim. Çizimlerin ne kadarı bitti? Durum raporu istiyorum.

Şey, aslında...

Sumire elindeki tablet bilgisayarı çıkarıp bana olabilecek en sevimli gülümsemesini sundu.

İşte bu kadarını yaptım!

Ekran bomboştu.

Bu kadar demek. Doğru boğanın içine giriyorsunuz.

Hayırrr! Boğaya hayır!

Hiçbir şey yapmamışsınız! Elinizde kaba taslaklardan başka hiçbir şey yok! Bunun yanınıza kar kalacağını nasıl düşündünüz?!

Benim suçum değiiil! diye sızlandı. Sadece çizim tıkanıklığı yaşıyorum, ne yapsam olmuyor!

Öyleyse bunu bize önceden söylemeniz gerekirdi! İş işten geçtikten sonra değil!

Ama zorlandığımı öylece söyleyemezdim ki! Karizmam çizilirdi!

Ortada çizilecek bir karizmanız mı kalmış sanki!

Ah! Ah! Acıyor! Lütfen durun! Baskı noktalarıma basmayın! Aaaah! Aaah! Mahvoldum!

Parmaklarımı en hassas olduğu noktalara bastırdım. Sumire çığlıklar atıp nefes nefese kalarak yere yığıldı. Dört ayak üzerinde durmaya çalışırken kalçaları hafifçe titriyordu. Yüzündeki ifade ise yetişkin içerikli yapımlardaki kadın başrolleri aratmayacak cinstendi.

Bu arada, omuzlardaki o meşhur baskı noktalarını bilirsiniz değil mi? İşte tam oraya bastırıyordum. Beklediğimden çok daha etkili olmuştu. Vücudumu olabildiğince zinde tutma çabalarım sayesinde, insan vücudundaki tüm bu hassas noktalara zaten fazlasıyla hakimdim.

Sizin gerçekte böyle biri olduğunuza kimse inanmazdı herhalde.

Öğğ... K-Kimseye... söyleme...

Aslında ilk tanıştığımız andan itibaren bunu tahmin etmeliydim.

Yerde serili yatan öğretmenime yukarıdan bakarken, zihnim beni geçmişteki o ilk karşılaşmamıza götürdü.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.