Sessizlik, sessizlik ve yine sessizlik.
Gözlerimizi birbirimize dikmiş bakışıyorduk.
Karşımdaki bir erkek olsaydı muhtemelen içimi böyle bir dehşet kaplamazdı. Ama elbette bir kızdı. Üstelik son derece sevimli bir kız.
Soluk teni öyle narin görünüyordu ki dokunsam eriyip gidecek sanırdım. Kısa saçları havalı, gümüşümsü bir sarı renkteydi. Kolyesindeki ve küpelerindeki deniz kabuğu motiflerinden ötürü insanda bir deniz kızı izlenimi uyandırıyordu. Boyu benden neredeyse bir baş kısaydı; minyon bir kızdı. Vücut hatları henüz tam oturmamış olsa da şekilli uylukları ve yumuşak dudakları aklımı başımdan almaya yetiyordu.
Ortaokula mı gidiyordu yoksa liseye mi? Masum yüzüyle çekiciliğinin birleşimi yüzünden yaşını kestirmek zordu.
İşte tam o anda, bu rezaleti nasıl toparlayacağımı düşünmem gerekirken kıza çok uzun süredir dik dik baktığımı fark ettim. Her ne kadar kaza eseri olsa da görmemem gereken bir şeyi görmüştüm.
Bu durumda yapılacak en iyi şey görmezden gelmek, hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi davranmaktı. Bu kızı fark etmeyen biri ne yapardı?
"Of, altıma kaçıracağım!" diye bağırdım.
"Eeeeeeeeeeeeeeeek!"
Tam isabet miydi yani?
Banyoda bir çığlık yankılandı. Hemen ardından midemin tam ortasına sert bir darbe yedim.
"Tanrım, bu çok komik! İlk kez karşılaşıyorsunuz ve o da banyodayken kapıyı üstüne açtığın için!"
"O kadar da komik değil."
"Hadi ama, kimsenin canı yanmadı ya. Yine de iyi hamleydi, yiğidi öldür hakkını yeme!"
"Banyoda olduğunu bana söyleyebilirdin!" diye isyan ettim. "Bilirsin işte, adım bir yerlerde tacizciye çıkmadan önce!"
O zavallı kızın banyosuna dalalı yarım saat olmuştu ve şimdi bizim masamızda oturuyordu. Bir yandan tadı tuzu olmayan bifteğimi ağzıma tıkıştırırken, diğer yandan sırıtan amcamı ve hemen yanında oturup domates suyunu yudumlayan somurtkan prensesi süzüyordum. Elbette tüm suç bündeydi ama bu durum içimi hiç de rahatlatmıyordu.
Zihnim hızla dönüyor, dikkatimi dağıtacak herhangi bir düşünceye çaresizce tutunmaya çalışıyordu. Kız domates suyu içiyordu. Iroha da domates suyunu severdi. Bugünlerde domates suyu genç kızlar arasında popüler miydi? Ben de domates suyunu severdim. Aslında buzdolabımda her zaman domates suyu olurdu. Bu durumda ben de mi genç bir kız oluyordum?
Çaresiz vaka.
Sessizlik sürüp gidiyordu.
Havadaki gerginliği dağıtmak için hafifçe öksürdüm.
"Ş-Şey, Tsukinomori-san, bu kız kim?"
"Ah, onu hatırlamadın mı? Bize geldiğinde onunla çok oynardın."
"Oynar mıydım?" Gözlerimi yeniden, bakışlarını ısrarla benden kaçıran kıza çevirdim. "...Mashiro?"
"Öğğ. Lütfen adımı ağzına alma. Senden duymak çok iğrenç hissettiriyor."
Belli ki beni hâlâ affetmemişti.
"Gerçekten sensin. Vay canına, o kadar güzelleşmişsin ki tanıyamadım bile!"
Mashiro hafifçe nefesi kesilerek soluk teninin kızarır gibi olduğunu belli etti. Dişlerini pipetine geçirip domates suyunu daha da hırsla içine çekti; tıpkı utanmış bir vampirin kan içmesi gibi.
Tsukinomori Mashiro. Amcamın kızı, yani kuzenimdi.
Yaklaşık on yıl önce neredeyse her ay görüşürdük. O, abisi ve ben dışarıda koşup oynardık. Anne ve babalarımızın işleri yoğunlaştıkça daha az görüşür olmuştuk, hele çocuk halimizle araba süremeyeceğimiz düşünüldüğünde bu kaçınılmazdı.
Son duyduğuma göre şehirdeki prestijli bir kız okuluna gidiyordu. Şimdi düşününce, her şey yerine oturuyordu.
Giyiniş tarzı ve duruşu... Her şeyiyle inanılmaz derecede asildi.
"Peki ama Mashiro'nun burada ne işi var?" diye sordum.
"Ben getirdim onu. Ama bunca zamandır banyoda saklanıyordu. Özel gününde mi yoksa sadece kabız mı bilmiyorum ama her halükarda onun yaşındaki bir kız için zor bir durum olsa gerek."
"Baba, lütfen. Bu yaptığın resmen tacize giriyor."
"Ah, kalbime bir hançer saplandı! Eskiden ne kadar da masumdun oysa. Yoksa senin de mi asi dönemlerin başladı, ha?"
"Bunu hak ettin amca," diyerek araya girdim.
"Evet, hak etti. Yine de bunu belirtmek için Aki gibi bir sapık gerekmemeliydi."
"Uf... Tamam, bu yerindeydi ama yine de acıtıyor... ya da belki de bu yüzden acıtıyor..."
Görünüşe göre onun gözünde tamamen kara listeye alınmıştım, hem de kalıcı olarak. En çok koyan şey ise eskiden kardeş gibi anlaşırken şimdi bana (gerçi hak etmiştim ama) çöp muamelesi yapmasıydı. Elimden gelse bu durumu telafi etmek isterdim.
"İnan bana, ben de burada olmayı hiç istemezdim," dedi.
"Hadi ama, böyle yapma Mashiro! Sadece senin için endişeleniyorum, biliyorsun," dedi babası.
"Sana inanacağımı mı sanıyorsun, seni gidi pislik moruk."
"Pislik bir moruk olabilirim ama yine de seni önemsiyorum."
Amcam, somurtan kızına bakarak endişeyle bıyığıyla oynamaya başladı. Bu ailede kimin borusunun öttüğü zaten çoktan belli olmuştu.
"Sanırım sadede geleceğim," dedi sonunda.
"Tabii."
Mashiro'nun ortaya çıkışının tüm görüşmeyi baltalamasından korkmuştum ama amcam yeniden iş moduna dönmüş gibiydi. Tsukinomori-san'ın bakışları altında birden gerilerek doğruldum.
"Dediğim gibi. Tek bir şartla '05. Kat İttifakı' ekibinize Honeyplace Works bünyesinde bir pozisyon sunmaktan memnuniyet duyarım..."
Tam o sırada Mashiro'nun yanında hafifçe seğirir gibi olduğunu fark ettim. Merak etsem de hemen dikkatimi yeniden müstakbel patronuma çevirdim.
"Mezuniyete kadar Mashiro'nun erkek arkadaşıymış gibi davranmanı istiyorum."
Efendim?
Bu gerçek miydi? Yoksa sadece bir hayal ürünü mü? Neden beni romantik komedi dizilerinin başrolü yapmaya çalışıyordu? Üstelik hiç de özgün olmayan bir senaryoyla.
Ne Mashiro'dan ne de benden çıt çıktı. İkimiz de şaşkınlıktan donakalmıştık. Kendime gelmem birkaç saniyemi alsa da amcamın sözleri sonunda zihnimde mantıklı bir sıraya girdi.
"Bir daha söyler misin?" diye sordum, emin olmak adına.
"Mashiro'nun sahte erkek arkadaşı olmanı istiyorum."
Demek az önceki otuz saniyeyi kendi kafamda uydurmamıştım.
"Bu çok saçma," diye homurdandı Mashiro. "Beni böyle bir saçmalığa alet ettiğine inanamıyorum."
Neyse ki Mashiro aklımdan geçenleri dile getirebilmişti. Ben olsam biraz daha yumuşak ifade ederdim tabii.
"Mashiro! Ne diyorsam onu yapacaksın!" Tsukinomori-san masaya vurarak doğrudan kızının gözlerinin içine baktı. Kız yüzünü asarak başını çevirdi ama amcam devam etti. Ağzından saçılan tükürükleri neredeyse görebiliyordum. "Devlet okuluna geçmene izin vermek için onca zahmete katlandım ve sen hâlâ memnun değil misin?! Dinle beni! O karma liselerdeki erkekler tam birer seks delisi! Sana bir koruma ayarlamazsam başına neler geleceğini biliyor musun sen?!"
"Evet, bir koruma, sahte bir erkek arkadaş değil. Bu sadece aptallık."
"Hayır, değil! Yanında resmi bir korumayla dolaşırsan kimse seninle arkadaş olmak istemez! Sırf seni aşırı koruyorum diye zorbalığa uğramana izin veremem!"
"O zaman hiçbir şey yapmamaya ne dersin?"
"Hayır! Dinle beni Mashiro. Devlet okulu tehlikeli bir yerdir. Sapık çapkınlarla dolu karanlık bir dünyadır. Senin gibi saf ve masum bir kızı orada canlı canlı yerler!"
"Bir dakika, hepimiz düşük seviye serseriler değiliz ya!" diye itiraz ettim. "Ş-Şey, bu Mashiro'nun benim okuluma nakil olacağı anlamına mı geliyor?"
"Tam üstüne bastın, Akiteru-kun. Her zamanki gibi çok dikkatlisin. Evrak işlerinin hepsi tamam, yarından itibaren senin okuluna başlayacak."
"Ama neden?" Merak etmeden duramadım. "Mashiro'nun eski okulu çok ama çok prestijli değil miydi?"
Bahsi geçen okul, bünyesinde lise de barındıran bir kız üniversitesiydi. O okula gitmek, temelde istediğin herhangi bir seçkin üniversiteye doğrudan geçiş bileti demekti. Davranışların iyi ve notların makul olduğu sürece üniversiteye girmek çocuk oyuncağıydı. En başta o okula kabul edilmek bile hayatta karşına çıkabilecek en iyi fırsatları garantiliyordu. Öyleyse Mashiro neden tüm bunları bırakıp bizim okula gelmek istesin ki?
"Evet ama..." diye başladı Tsukinomori-san.
"D-Dur. Aki'nin bilmesini istemiyorum."
"Ona söylememek haksızlık olur, özellikle de senin için bu iyiliği yapacakken." Kızının kolunu çekiştirip masaya bakarak yalvarmasına aldırmayan amcam devam etti. Biraz tereddütlü görünse de yine de konuştu. "İşin aslı, devamsızlığı biraz fazla..."
"Okulu mu asıyordu?" diye sordum.
"Açık konuşmak gerekirse... evet." Amcam, dizlerini kendine çekip dudaklarını ısıran Mashiro'ya bakarak başını salladı.
Kız hiç bizim tarafa bakmıyordu ve kirpikleri titriyordu. Belli ki bu durumun bilinmesini gerçekten istemiyordu.
"Uzun hikaye aslında ama..."
"Açıklamana gerek yok."
Mashiro başını kaldırıp şaşkınlıkla bana baktı, sanki bu sözlerime anlam verememiş gibiydi. Küçük bir tavşan gibi beni ihtiyatla süzüyor, muhtemelde onun durumunu neden merak etmediğimi sorguluyordu.
"Yani devamsızlığı vardı ve şimdi nakil yaptırarak yeni bir başlangıç yapmak istiyor. Bilmem gereken tek şey bu. Bundan fazlasını sormak sadece haddini aşmak olur."
Kendimi olabildiğince verimli yaşamaya adamış biriydim. Başkalarının işine burnumu sokmayı veya onlarla uğraşmayı zaman kaybı olarak görürdüm. Tabii ki onlara yardım etmekten çekinmezdim ama bu, yardıma neden ihtiyaç duyduklarını bilmem gerektiği anlamına gelmiyordu.
"Aki..."
"Oho. Bu çok asilce bir davranış."
Amcam bana içten bir gülümseme yollarken Mashiro şaşkın görünüyordu.
"Şartı anlıyorum ve endişenizi de hak veriyorum. Ama... sadece bir rol icabı bile olsa, sevgiliymiş gibi davranmamızın sınıftakilerle olan ilişkilerimizi nasıl etkileyeceği konusunda biraz endişeliyim," dedim.
"Onu hiç dert etme! Lisede erkek arkadaşının olması bir statü sembolüdür. Hatta Mashiro'nun erkek arkadaşı olmadan ne yapacağı konusunda daha çok endişelenirdim!"
"Kendi lise hayatın epey zor geçmiş gibi duruyor amca?"
"Hadi ama. Ben doğduğum günden beri kadınlar arasında çok popülerimdir!"
Gerçekten hatırlayıp hatırlamadığını teyit etmek için doğumunun detaylarını soracak değildim. Gizemli lise yıllarını merak etmiyor değildim ama bu sonraya da kalabilirdi.
Anlaşılan bu şart pazarlığa kapalı?
Evet.
Lanet olsun.
Bunun onun o saçma şakalarından biri olduğunu düşünmek işten bile değildi ama bu sefer şansım yaver gitmemiş gibi duruyordu. Gözlerindeki ışıltı tamamen ciddiydi. Bu durumla hâlâ dalga geçiyor olsa bile, Mashiro'yu bu şekilde bana emanet etmek istemesinin kesinlikle iyi bir nedeni olmalıydı. Belki de bu neden, kızın okulu bu kadar sık asmasıyla ilgiliydi. Yine de bunu sormayacaktım. Kendimi bu tarz şeylerin üstünde gördüğümden değil, şu an tek önemsediğim grubumun geleceğini güvenceye almaktı.
Şartını kabul ediyorum.
Gerisi Mashiro'ya kalmıştı.
Kabul etmeme inanamıyormuş gibi gözleri fal taşı gibi açıldı. Bir süre düşüncelere dalarak öylece oturdu. Kendi kendine, duyamayacağım kadar sessizce mırıldanırken bir yandan da bana ters ters bakışlar fırlatıyordu.
Sadece rol yapacaksak sorun yok herhalde... Hem bu sayede nakil de olabilirim... Her ne kadar bu işin her detayından nefret etsem de sanırım oyunu kuralına göre oynayacağım.
Görünüşe göre bu anlaşmadan tek karlı çıkan ben değildim. Bu buluşma sadece amcamın şartını ortaya koyması için değil, Mashiro'nun da onunla şartları müzakere etmesi içindi.
Muhtemelse o da bu sahte ilişki mevzusuna en az benim kadar şaşırmıştı ama işine yarayacağını fark edince hemen kabul etti. Sanırım bu konuda benziyorduk.
Artık aynı gemide olduğumuza göre ona karşı tamamen dürüst olabilirdim.
Bunu en iyi şekilde atlatalım, olur mu Mashiro?
Hemen havaya girme, tuvalet boy. Sadece rol yapıyoruz. Kimsenin izlemediği anlarda sana iyi davranmamı gerektirecek bir durum yok.
Mantıklı, haklısın.
Söylemeye gerek bile yok, tokalaşmak için uzattığım elimi sıkmak yerine sertçe ittirdi. Daha önce bir tokalaşma teklifinin bu kadar net bir şekilde reddedildiğini hiç hatırlamıyordum. Yarım saat önce olanları düşününce, şu an bir hapishane hücresinde olmadığım için yatıp kalkıp şükretmeliydim.
Ah, ne kadar da tatlı bir çift oldunuz böyle! Geleceğiniz çok parlak görünüyor!
Bu sonuca nereden vardın acaba?
Gözlerine şimdiden katarakt mı indi baba?
Gördünüz mü! Şimdiden aynı frekanstalar! Tsukinomori-san kahkahayı patlattı. Ah, bir şey daha var Akiteru-kun.
Efendim?
Bunun sadece bir oyundan ibaret olduğunu unutma. Eğer Mashiro'ya parmağını bile sürersen... Neyse, sanırım ne olacağını söylememe gerek yok.
Gözlerindeki o bakışı görünce sırtımdan aşağı soğuk terler boşaldı.
Dürüst olmak gerekirse, eğer gerçekten bu kadar endişeliyse en başından bu işi hiç tezgahlamamalıydı. Belki bu bir romantik komedi romanı falan olsaydı, sonunda mutlu bir evlilikle noktalanırdı ama gerçek hayat asla o kadar tozpembe olmuyordu.
Merak etme. Benden ölesiye nefret ediyor zaten.
Hıh.
Yoğun bir nefretle sulanan topraklardan aşk çiçeğinin filizlenmesi imkansızdı.
E o zaman, sahte aşk hayatının tadını çıkar! Her şey yarın başlıyor! Amcam sırıttı.
Peki, efendim.
Sırtıma gereğinden biraz daha fazla güç uygulayarak vurdu. Ya da bana öyle gelmişti.
Böylece, seçkin Honeyplace Works şirketinde bir yer kapabilmek uğruna, Mashiro'nun sahte erkek arkadaşı olarak yeni hayatıma adım atmış oldum.
Peki sahte ilişkiler hakkında ne düşünüyorsun, Ozu?
Ne yani, filmlerdeki gibi mi? Sonunda her zaman beraber olurlar, değil mi? Nefretten doğan aşk hikayelerini hiç duymadın mı?
Tamam da kızın senden feci şekilde haz etmediğini düşün. Üstelik bunun gerçek hayat olduğunu hayal et.
Kulağa son derece sağlıklı ve temiz bir ilişkinin başlangıcı gibi geliyor dostum!
...Efendim?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.