Gyes'in sırtında asılı, ormanın derinliklerine doğru ilerliyorduk. Kımıldayamadığım için, kendimi taşınmaya bırakmaktan başka çarem yoktu. Ormanın gölgeleri arasından baş döndürücü bir hızla geçerken, gözümün ucuyla bir şey fark ettim. Hızla geçen ağaçların yarattığı bulanıklığın arasından, gümüş rengi bir tüy yumağı bizi takip ediyordu.
Henüz bir yavru olmasına rağmen, köpeğin kondisyonu oldukça iyiydi. O zamana kadar herhalde iki üç saattir yoldaydık. Gyes adıyla bilinen o canavar savaşçı da epey bir süredir koşuyordu. Nereye varacaksak, oraya ulaştığımızda nihayet durdu.
“Kutsal Canavar, lütfen eve dön.”
“Hav!” Gümüş tüy yumağı bir kez havladıktan sonra karanlığa doğru seğirtti.
Sadece gözlerimi kullanarak etrafı kolaçan ettim. Ağaçlar sık sık dizilmişti ve yakınlarda kimsecikler yoktu. Ancak, yukarıda, ağaçların arasında yer yer ışıklar gördüm. Gyes biraz daha yürüdü, ağaçlardan birine yaklaştı.
Ben hâlâ omzunda asılıyken, göremediğim bir merdivene ellerini takıp hızla tırmandı. Ağaçların tepesine çıkarılıyordum anlaşılan.
Oradan bir binaya girdik. Başka kimse yoktu. Terk edilmiş, ahşap bir kulübeydi. İşte orada Gyes, üzerimdeki tüm kıyafetleri çıkardı.
Bu da neydi böyle? Bana ne yapıyordu? Vücudumu kımıldatamıyordum bile!
Beni enseden kavrayıp kaldırdı ve bir şeyin içine fırlattı. Bir an sonra, demir gıcırtısı ve bir şeyin düşerken çıkardığı şangırtıyı duydum. Ardından Gyes, hiçbir açıklama yapmadan ortadan kayboldu. Beni sorgulamadı bile.
Bir süre sonra, vücudumu tekrar hareket ettirebildim. Parmak ucumda küçük bir alev oluşturup etrafı kontrol etmek için kullandım. Sağlam parmaklıkları görünce bunun bir hücre olduğunu fark ettim. Bir hücreye atılmıştım.
Sorun yoktu. Yaptıkları konuşmaya bakılırsa, bunun olacağını biliyordum. Beni bir kaçakçı sanmışlardı. Bu yüzden panik yapmadım. Bu yanlış anlaşılma yakında çözülürdü. Yine de, neden soyma gereği duymuşlardı? Şimdi düşününce, o çocuklar da tamamen soyulmuştu.
Belki de buranın adeti buydu. Belki de canavar ırkı, tamamen teşhir edilmekten aşağılanma duyuyordu. Gerçi teşhir edilmekten utanma duygusu, sadece onların ırkına özgü bir özellik değildi. Bir esiri zihinsel olarak çökertmek için soyma, kadim zamanlardan beri süregelen bir uygulamaydı. Burası bir fantezi dünyası olabilirdi ama hatta buradaki favori kitabımda bile, kadın şövalye esir düştüğünde kıyafetlerinden arındırılmıştı. Görünüşe göre tüm dünyaların ortak bir noktasıydı bu.
Şimdi ise... Karanlığa sarılmış halde düşünmeye başladım.
Şimdilik onlarla konuşmayı yarına bırakacaktım. Bana inanmasalar bile, yine de iyi olacaktım. Yaşlı adam anlaşılan Ruijerd'in peşine düşmüştü, bu durumda şimdiye kadar çocuklarla karşılaşmış olmalıydı. Ruijerd yanlış anlaşılmaya müsait biriydi ama çocuklar, yardımlarına koşan savaşçıyı elbette yalnız bırakmazdı. Çocuklar sağ salim döner, ben de artık bir kaçakçı sanılmazdım.
Kaçakçı olmasam da onlarla karmaşık bir iş ilişkim olduğu gerçeği, muhtemelen söylenmese daha iyiydi. Ruijerd de kaçakçılarla çalışmak istemezdi, bu yüzden başımızı belaya sokacak hiçbir şey söylemezdi. Şimdi ise asıl mesele kendi güvenliğimdi. Yaşlı savaşçı, dönene kadar bana dokunmamalarını söylemişti. Bu da güvende olduğum anlamına geliyordu. Muhtemelen üzerime ahtapot benzeri canavarlar salmazlardı... değil mi?
Her neyse, Gallus'un sözlerinin ardındaki anlamı nihayet anladığımı hissettim. Eğer başlarına gelecek olan buysa, kesinlikle büyük belaya düşmüş olurlardı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.