Uyandığımda, bembeyaz bir yerdeydim. Vücudum geçmiş hayatımdaki haline dönmüştü; bu farkındalık üzerime tarifsiz bir çaresizlik hissi gibi çöktü. Uzun zamandır böyle hissetmemiştim. Onunla birlikte, yenilginin acısı da geldi. Kaybetmiştim. Ruijerd yem olmuş, ben de tuzağa düşmüştüm. Vita'yı yendikten sonra gardımı düşürmüş, Biheiril Krallığı ile iletişime geçmiştim. Bu da Geese'in yerimi öğrenmesini sağlamıştı. Böylece eski Kılıç Tanrısı ve Kuzey Tanrısı'na adeta kırmızı halı sermiştim. Sonunda kendimi iki taraftan da düşmanlarla çevrili, o karmaşanın içinde yapayalnız bulmuştum. Düşüncesi bile içimi çektirmeye yetiyordu.
Geese her şeyi yakından izlemişti. Kollarım kökünden kesildiğinde tüm büyülerimi kullanamaz hale geleceğimi tahmin etmemiştim. Mekanı da kusursuz seçmişti. Köprü üzerinde Birinci Sürüm'ü çağırmam elbette imkansızdı. Böyle bir yerde dövüşmeye zorlamayı önceden planlamış olmalıydı. Roxy'nin kurduğu sistem sayesinde artık bir büyü çemberi çizmem gerekmiyordu ama Geese bunu bilmiyordu…
Açıkçası, İkinci Sürüm'de o ikisine yenilmeyecektim. Görünüşe göre, köprünün güncellenmiş İkinci Sürüm'ün ayak darbelerine dayanamayacağını tahmin etmemişlerdi. Sanırım bir kaçış rotası vardı, hem de tam altımda.
Peki Geese neredeydi? Biheiril Krallığı'nın kralı kılığına mı girmişti? Sesi farklıydı… ama Geese'ten bahsediyorduk. Ses taklidi yapmak onun yetenekleri dahilindeydi. Üstelik İnsan Tanrı'nın yardımıyla bu, çocuk oyuncağı olurdu.
Bir dakika ama. Sandor da şüpheliydi. Sesi, yüzü ve fiziği Geese'e benzemiyordu ama büyülü bir alet veya bir büyü eşyasıyla bunları değiştirmiş olabilirdi. Belki de başından beri Asuran Krallığı'na sızmış, altın şövalyelerin liderini falan bağlamıştı. Adam bilgi toplamada çok iyiydi – fazlasıyla iyi – bu yüzden bu ihtimal oldukça yüksekti.
Kahretsin, son zamanlarda bu tür entrikalar çok artmış gibiydi. Abisal Kral Vita'nın rüyaları kullanarak psikolojik saldırı düzenlemesi de aynı şekildeydi.
Oha, sen aslında bir balçık yaratığı mısın? Bahse girerim o pikselleşme filtresi kimliğini gizlemek için değil. Bunca zaman aslında bir balçıktın!
Yanıt yok.
Pislik! Seninle konuşuyorum. Bir şey söyle. Kendi kendime konuşan bir aptal gibi görünüyorum. Şimdi ki kaybettim, en azından planlarını açıklayıp zaferini ilan etmek için ortaya çıkabilirdin. Kötü adamlar böyle yapar, hadi durma. Omzuma dokun ve de ki, “İyi denemeydi ama ben kazandım. Çok kötü, değil mi? Hıh hıh.”
Neden bekliyordu? Yumruklarım son bir söz söylemek istiyordu, en azından.
“…Git bir delikte geber.”
Zaten geberdim. Ee, ne oldu İnsan Tanrı bebeğim? Pikselleşmiş mozaik filtren pek işe yaramıyor. Moralini mi bozdum?
“Sen bir şey yaptığında, geleceğim değişiyor.”
Evet. Fikir bu zaten.
“Kendi geleceğimi her zaman görebiliyorum. Geleceğimin en ince ayrıntısına kadar görebiliyorum.”
Evet, biliyorum. Gelecek görüşün var. En fazla üç kişi için, değil mi… ha? Bu seni de kapsıyor mu? Üçüncü öğrencin kendi geleceğini görebiliyor mu ki?
“Üç mü? Daha fazlasını görebilirim. Sadece kendi geleceğimden gözümü alamıyorum. Bu yüzden sadece üç.”
Yani… kendi geleceğini görmek gücünün çoğunu mu alıyor?
“Geleceğim kıpkırmızıydı sanki. Bir an karardığı oldu.”
Boş ver. Simsiyah boya.
“İlk başta sadece Orsted vardı. Orsted bir hiç. O benim düşmanım değil. Böyle basit fikirli bir aptala asla yenilmem.”
Aptal mı…? Tamam, Orsted bazen biraz kalın kafalıdır. Superd hakkında hiçbir şey söylemediği gibi… Gerçi benim de konuşmaya hakkım yok.
“O anda, Orsted'in yanında bir adam belirdi. Tanımadığım bir adam. Hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Sanırım bu dünyadan değildi. O zamandan beri işler biraz daha karardı.”
Ohh. Nanahoshi'nin erkek arkadaşından mı bahsediyorsun? Adı neydi yine?
“Yakında sayıları arttı. Bir kız. O zamandan beri geleceğim karanlık ve sessiz. Sen bir şey yaptıkça, Orsted'in müttefikleri artıyor. Her seferinde geleceğim daha da karardı. Şimdi, her yer simsiyah.”
Güzel. Demek yaptıklarım boşuna değilmiş.
“Hayır, boşunaydı. Onu boşa çıkaracağım.”
Bu iğrenç. Boş ver. Zaten öldüysem, yapabileceğim bir şey yok.
“Sen ölsen bile, hala zaman var. Bu yaratılan gelecek sadece tek bir adam yüzünden ortaya çıktı. Güçlü kaderlere sahip insanları öldürerek bunu tersine çevirebilirim. Bunca zaman yaptığım da buydu.”
Hayatım için yalvarmamı mı istiyorsun…? Kafamı yere eğip, “Lütfen, ailemi bağışla!” diye mi yakaracağım? Gerçi bu aşamada, mevcut koşullar altında bu muhtemelen imkansız.
“Sadece öl. Öl, öl.”
“Öl, öl.” Sekiz yaşında mısın sen?
“Cehennemde geber, Rudeus.”
Dinle beni, kahretsin!
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.