Yanlışlığın Özü

Birden kendimi odamda, Sharia Büyü Şehri'ndeki geniş evimin çalışma odasında buldum. Masam günlükler ve büyü risaleleriyle doluydu; rafta ise üzerine bir büyü çemberi kazınmış taş bir tablet ve yarım kalmış bir heykelcik duruyordu.

Odanın ortasında ben dururken, Paul ise çalışma koltuğunda oturuyordu. Oturduğu için anlayamıyordum ama muhtemelen bacakları yoktu.

Ne de olsa Paul ölmüştü. Begaritt Kıtası'ndaki ışınlanma labirentinin derinliklerinde, Manatit Hidra bacaklarını koparmış ve o da ölmüştü. Benim hatam yüzünden.

"...Abyssal Kral Vita mısın?" diye sordum.

Paul gözlerini devirdi. "Elbette değilim," dedi. "Abyssal Kral Vita olsam, seni rüyandan uyandırır mıydım sanıyorsun?"

"Ah, evet..." Haklıydı.

"Abyssal Kral Vita köşeye sıkıştı," diye anlattı.

"Pekala, anladım, ama sen nesin?"

"Hey, ne o? Yaşlı babanın yüzünü unuttun mu?"

"Yani, öleli çok oldu."

"Aman be, ne kadar da acımasızca. Unutmamış olsan iyi edersin," dedi Paul, sonra sırıttı. Bu gülümseme, hatırladığım Paul'ün ta kendisiydi. Sadece ona bakmakla boğazımda bir yumru oluştuğunu hissettim. Kahretsin, ağlayacaktım.

Paul'ün ifadesi anında ciddileşti ve arkamdaki kapıya dikti gözlerini. "Abyssal Kral Vita'yı buraya kadar kovaladım. Bu evde yanlış hissettiren bir şeyler var. Bul ve yok et. O, Vita'nın özü."

"Anlaşıldı!"

Bu Paul'ün kim olduğunu bilmiyordum ama düşman değildi. En azından öyle düşünüyordum, hiçbir dayanağım ya da kanıtım olmamasına rağmen. Bu, Abyssal Kral Vita'nın bir oyunu bile olabilirdi ama Paul olmasaydı, sonsuza dek mutlu rüyalarda hapsolacaktım. Kararlılıkla, çalışma odasından tanıdık bir koridora çıktım. Burası, Sharia Büyü Şehri'ndeki evimdi. Sylphie ile evlendiğimde almıştım burayı. Zanoba ve Cliff ile keşfederken tuhaf bir bebek bulduğum lüks daire.

Sonra küçük kız kardeşlerimi yanıma getirip onlarla yaşamaya başlamış, Roxy ile evlenmiş, Eris ile evlenmiştim. Üç eşimle yaşadığım hayallerimdeki ev. Bunun gerçek olduğunu biliyordum. Düşüncelerim hâlâ karışıktı ama bu gerçeklere tutunabiliyordum.

Koridorda yürüyüp oturma odasına girdim, Lilia temizlik yapıyordu.

"Usta Rudeus," dedi, şöminenin yanındaki masayı bir bezle silerken. "Bir sorun mu var?"

"...Hayır. Üzgünüm, tüm temizliği ve işleri hep sana bırakıyorum."

Lilia bir an şaşkınlıkla bana baktı ama sonra muzipçe gülümsedi. "Madem lafı açıldı Usta Rudeus, çalışma odanı en azından kendin toparlayabilirsin. Odanızdaki bunca şeye dokunmamın doğru olup olmadığını bilemiyorum."

"Haha, hallederim." Burada yanlış hissettiren hiçbir şey yoktu. Lilia kendi gibi konuşuyordu. Gerçekten zorlandığı ya da benim temizlik yapmamı istediği yoktu. Takılması, sevgisini gösterme biçimiydi. Lilia neye dokunabileceğini bilmese bile, Aisha biliyordu.

"Bu arada, herkes nerede?"

"Bayan Norn okulda, Aisha ise paralı asker birliğinde danışmanlık yapıyor."

Orada da yanlış hissettiren bir şey yoktu. Üç eşimden bahsetmedi çünkü bu dünyada Sylphie, Roxy ve Eris yoktu. Nedense, böyle bir dünya olduğundan emindim. Bu yüzden yanlış hissettiren bir şey yoktu. Belki bir çelişkiydi ama yanlış hissettirmiyordu. Aradığım Lilia değildi.

"Pekala, teşekkür ederim," dedim, sonra oturma odasından ayrıldım. Ön kapıya gittim ama orada da yanlış hissettiren bir şey yoktu. Sadece Roxy'nin paltosu ve Eris'in antrenman kılıcı eksikti ama Roxy ve Eris yoktu. Bu normaldi.

Hmm. Yanlış hissettiren şeyi bilmek zor iş. Nihayetinde özneldi; öyle etrafta yanlışlık hissi diye bir şey bulamazdın. Dikkatle bakıyordum ama bu 'farkı bul' tarzı şeylerde pek iyi değildim. Sylphie kuaförden gelip de "Rudy, bugün bende farklı bir şey fark ettin mi?" dediğinde, ilk başta nasıl cevap vereceğimi asla bilemezdim. Gerçi Sylphie böyle şeyler pek demezdi.

Neyse, rakibimin niyetini ve burada neyin yanlış hissettirdiğini çözmek için işe girişip notlar almam gerekecek gibiydi.

Yemek odasına gittim. Ve soluğum kesildi.

Bulmuştum. Yanlış hissettiren şeyi.

"Bu haksızlık..."

Şöyle bir düşününce, tüm rüyalar, sanırım benim fantezilerim diyebileceğin şeylerin birer tezahürüydü; aklımdan geçen dilek dolu düşüncelerdi.

Hiç iktidarsızlık yaşamadığım ve Sara ile işlerin yolunda gittiği dünya. Linia'nın iktidarsızlığımı iyileştirdiği ve evlendiğimiz dünya. Meleksi güzellikteki Ariel ile aşık olduğumuz, sonra kral olduğum dünya. Benimle Aisha arasında bir şeyler yaşandığı dünya.

Sonuncusunu açıkça hiç hayal etmemiştim ama bilinçaltımda belli bir çekiciliği olabileceğini de inkar edemezdim. Küçük kız kardeşim olduğu için ona karşı pek bir şey hissetmiyordum ama bu, onun nesnel olarak çekici olduğunu bilmediğim anlamına gelmiyordu. Başka bir durumda, ilgilenebilirdim.

Mesele şuydu ki hepsi bana uygun yaratılmış dünyalardı. Hiçbir şey yanlış hissettirmemişti. Her dünyada, açık bir çelişkiyle karşılaşana kadar hiçbir şeyin yanlış olduğunu duyu'lamamıştım bile.

Bu ev farklıydı. Paul baştan beri buradaydı ve anılarım da bendeydi. Onu görür görmez neyin yanlış olduğunu bu sayede anladım.

"Ah, Rudy, evdesin. Bugün erken geldin," dedi Zenith, yemekleri hazırlarken. Tüm aile için masaya servis altlıkları, tabaklar ve bardaklar yerleştirilmişti. Hiçbir şey söylemedim. "Neyin var? Keyifsiz görünüyorsun... Ah! Doğru ya. Erken geldin, bu harika oldu. Mesele şu ki... Ta-daaa!"

İyi görünüyordu. Hatırladığım Zenith'ten biraz daha yaşlıydı ama bunun dışında, Fittoa'da yaşarken hatırladığım neşeli anneydi.

"Büyüdün Rudy, ama aşktan hiç bahsetmedin! Ben de sana bir eş buldum!" diye ilan etti Zenith, bana bir tahta üzerindeki kadın resmini – bir çöpçatanlık fotoğrafını – göstererek. Resimdeki kadını tanıyordum. Oldukça emindim ki Büyücüler Lonca'sında çalışıyordu, Ranoa'lı soylu bir ailenin dördüncü kızıydı. Kız kardeşlerinden daha çok büyü yeteneği vardı, bu yüzden Büyü Üniversitesi'ne kaydolmuştu ama oradayken ailesi mahvolmuştu. Eve dönemediği için Büyücüler Lonca'sına katılmıştı.

"Seninle aynı lonca'da. Sana bir gelin aradığımı söylediğimde, Rudy, hevesli görünüyordu. Stratejik bir evlilikle mutlu olacak gibi durmuyorsun. Şey, bunun bir zevk meselesi olduğunu düşündüm, bu yüzden onunla konuştum ve tamamen karşı gibi görünmüyordu..."

Gerçekten mutlu geliyordu sesi.

Eğer Zenith Işınlanma Labirenti'nde o hale gelmeseydi, eğer Sylphie ya da Roxy ile evlenmeseydim, eğer başka bir ilişkim olmasaydı, eminim o zaman Zenith benim aşk hayatıma burnunu sokmaya başlardı. Kabul etseydim, bebeklerini öpüştüren bir okul kızı gibi sevinir ve işleri hızlandırırdı. Eğer Sylphie yakınlarda yaşasaydı, Sylphie ile beni bir araya getirmek için elinden geleni yapabilirdi.

"Ne dersin Rudy? Güzel değil mi? Onunla görüşecek misin?"

"Pekala," dedim.

"Harika. Pekala, önce onlarla konuşurum!" İçini çekti. "Seni merak ediyorum. Aisha da aynı! İkinizin de bu tür şeyler için hiç içgüdüsü yok. Bu konuda şansı olan tek kişi Norn."

"Evet, doğru."

"Paul'ün oğlu olarak, doyumsuz olacağını düşünmüştüm... Kızların etrafında çok temkinli olduğun için!" dedi Zenith, sonra masayı kurmaya geri döndü.

"Ben de senin oğlunum, anne..."

Donakalmıştım, parmağımda büyü yoğunlaşmış, Zenith'e doğrultmuştum. Elim titriyordu ve gözyaşları yanaklarımdan süzülmek üzereydi. Yapamazdım. Zenith mutfaktan çıktı.

***


Birkaç gün geçti. Paul tüm zaman boyunca çalışma odasındaydı, bacaklarından mahrumdu. Bana, "Yanlış olanı buldun mu? O zaman acele et ve yok et," dedi, tıpkı hayattayken kullandığı tonda. Ona yanlışlığın kaynağının Zenith olduğunu söylediğimde, başka hiçbir şey söylemedi.

Bu dünyada, Büyücüler Lonca'sına ait bir büyücüydüm. Linia ile birlikte olduğum zamanki senaryonun aynısıydı. Tek fark, Zenith'in sağ salim kurtarılmış olmasıydı. Paul ölmüştü.

Norn ve diğerleri Büyü Şehri'ne geldiğinde evi almıştık. Paul geri döndüğünde herkes için bir yuva olacaktı. Büyücüler Lonca'sına işe gidiyor, sonra akşamları annem ve kız kardeşlerimle akşam yemeği yemek için eve geliyordum.

Eğer önceki dünyevi hayatımda, kapanık hallerimden kurtulup bir iş bulabilseydim, hayatım bu tür bir ritme girmiş olabilirdi. Burada geçirdiğim zaman bana böyle hissettiriyordu.

Müstakbel nişanlılığım da ilerliyordu. Tanışmamız sorunsuz geçmişti. Belki birlikte çalıştığımız ve birbirimiz hakkında az çok şey bildiğimiz için düzenlemeler hızla ilerledi. Beni Büyü Üniversitesi'ndeki günlerinden beri tanıyordu ve o zamandan beri bana karşı biraz düşkündü.

Bunu hatırlamıyordum ama görünüşe göre bir keresinde bazı şüpheli adamlar tarafından çevrelenmişti. Ben de onu kurtarmaya gelmiştim.

Sakin ve sade biri gibi görünüyordu ama zeki, mantıklı ve gözlemciydi. Belki potansiyel bir romantik partner olarak çekicilikten biraz yoksundu ama potansiyel bir eş olarak fazlasıyla yeterliydi. İlk tanışmamızdan sonra iki kez buluştuk. Üçüncüsünde evlenme teklif ettim. Kabul etti. Ona söylediğimde Zenith neredeyse bir festival düzenleyecekti. Bundan sonra, düğün hazırlıklarımız hızla ilerledi. Bolca kullanılmayan odası olan bir eve sahip olacak kadar şanslıydık; nişanlımı eve getirmek sorun olmadı ve bu yüzden hemen taşındı.

Her şeyden çok, Zenith'in istediği buydu. Lilia'ya, "Rudy'nin gelini geldiğinde şunu birlikte yapacağız, bunu birlikte yapacağız..." diye coşkuyla anlattı.

Düğün arifesiydi, Zenith ile Lilia heyecandan yerlerinde duramıyordu. Norn ile Aisha da bir süre bu curcunaya katıldı, ama sonunda sıkılıp yataklarına gitti. Lilia uyuyana kadar ikisinin yanında kaldım. Biraz fazla içmişti. Zenith, içini dökecek başka kimse olmayınca içkisine devam etti; çocukluğumdan ve benzeri şeylerden bahsediyordu.

Birdenbire, “Sanki üzerimden büyük bir yük kalktı,” dedi.

“Sana yük mü olmuştum?”

“Hayır, kastettiğim o değil. Paul Işınlanma Labirenti’nde öldükten sonra hep bize sen baktın, Rudy. Ben senin annenim. Benim bakılmamam, sana bakmam gerekirdi diye düşündüm… Keşke yapabilseydim.”

“Anladım.”

“Rudy, evlendikten sonra karın ne zaman kötü bir ruh halinde olursa ya da kızlara dair anlamadığın şeyler olursa, gel bana sor,” dedi Zenith. Yanında uyuyan Lilia’nın saçlarını okşadı, biraz mahcup görünüyordu. “Paul bunu kesinlikle daha iyi ifade ederdi ama ben senin annenim, ben de sana öğüt verebilirim.”

Hiçbir şey söylemedim.

“Rudy, hey, neyin var?” Gözlerimden gözyaşları süzüldüğünü fark ettim. Vita’nın bana gösterdiği tüm düşler mutlu anlardı. Bu da farklı değildi. Hatırlamasaydım, burada mutlu bir hayat yaşayabilirdim.

Eris’in ve Sylphie’nin olmadığı bir dünyada, hâlâ bakir olacaktım, bu yüzden ilk kız arkadaşımla evlenecektim. Kız kardeşlerim tiksinecek, Zenith ise beni azarlayacaktı. İnişler ve çıkışlar yaşayacaktım… ve yavaş yavaş büyüyecektim. Her şeyi berbat edip boşanmamız bile işten değildi, ama yine de…

Bu dünyada ailem, hiçbir şeye ihtiyaç duymadan mutlu bir hayat sürdürecekti. Bunu biliyordum. Ruhumun derinliklerinde, her şeyin böyle olacağını biliyordum. Bu, Vita’nın son direniş hamlesi olmalıydı. Bunun bir düş olduğunu bilsem bile onu yok etmeyeceğime dair bahse girmişti. Zenith’in suretine büründüğü sürece onu yok etmeyeceğimden emindi.

Bunca zaman beklemiş ve izlemiştim. Zenith’in eskisi gibi gülümsediğini gördüm. Belki de böyle kalmak iyi olabilirdi diye düşündüm. Doğruydu. Zenith’i öldüremezdim.

Ama Vita.

Zaten hatırlamıştım. Burada olmayanları hatırlamıştım—Sylphie’yi, Roxy’yi ve Eris’i, birlikte sahip olduğumuz o şapşal çocukları. Kurmak için her şeyimi verdiğim o mutlu, yeri doldurulamaz aileyi. Sahip olduğum en değerli şeyi. Zenith, Paul gibi değildi. Bitkisel hayata benzer bir durumdaydı ama ölü değildi.

Tüm bunları zaten biliyordum.

Doğru düzgün bir cevap almak zor olabilirdi, ama Kutsanmış Çocuk aracılığıyla Sylphie’nin keyfi kaçtığında, Roxy somurttuğunda ya da Eris bana patladığında bile ona öğüt sorabilirdim. Zenith artık gülümseyemiyordu ama bana öğüt vermekten büyük sevinç duyacağını biliyordum. Yani bu bitmişti. Sonsuza dek içinde kalmak istediğim bu düş. Neşeli ve nazik bir Zenith düşü. Zenith’e döndüm, elimi uzattım ve yüzüne dokundum.

“Her şey için teşekkürler, Anne.”

Ardından ona tam güç bir Taş Topu fırlattım.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.