Sylphie yine hamileydi. Bu, onun ikinci çocuğu olacaktı. Tam yola çıkmak üzereyken yaşanmıştı bu durum. Eskiden olsa başımı iki elimin arasına alıp ne yapacağımı düşünür, kıvranırdım. Şimdi mi? Bir yere gitmeye hazırlanırken dördüncü kez bebek haberi alıyordum. Önemsiz değildi elbette, ama tüm düşüncelerimi Sylphie ve bebek kaplamıyordu.
Hatta sevinçten havalara uçuyordum. Bebeğe ne isim verecektik? Bu sefer erkek mi olacaktı, kız mı? "Lucie, yeni bir kardeşin geliyor! Yine abla olmaya hazır mısın?" Çimlerin üzerinde sevinçle yarı zıplayarak ilerlerken kafamda prova ettiğim iç konuşmalar bunlardı, ta ki...
“Madam Sylphie… N-ne yapacağız şimdi?!”
Lilia şaşkına dönmüştü, genelde sakin olan yüzü şimdi gergin ve kararsızdı.
“Madam Zenith’e bir tek ben bakabilirim… Ama eve de bir tek Madam Sylphie bakıyor, o da şimdi hamile… Ya akla gelmeyecek bir şey olursa…”
Lilia’nın Millis’e gelip Zenith’e bakması, Sylphie’nin de ev işlerine odaklanması üzerine anlaşmıştık. Ama şimdi: hamileydi. Dünyanın sonu değildi bu. Roxy, yapılması gereken her işi halledebilecek yetenekteydi ve işleri yoluna koymak için dışarıdan da yardım tutabilirdik. Konuyu orada bırakmaya meyilliydim ama hamile bir kadını aylarca yalnız bırakmak beni bile endişelendiriyordu.
Lilia karar veremiyordu. Zenith’le mi gitmeliydi, yoksa Sylphie’ye bakmak için mi kalmalıydı? Lilia’nın bile gerçekten sarsıldığını görmek beni de etkilemişti. Belki de aptalca kutlamamı biraz kısmalıydım.
Orsted’e hizmet etmeye karar verdiğimde, işim uğruna hamile bir eşi geride bırakma ihtimaline tamamen hazırdım. Ama şimdi fark ettim ki, bu fedakarlığı, ben yanlarında olamadığımda Lilia ve Aisha’nın eşlerime bakacağı varsayımıyla yapmıştım.
Bu kötü olabilirdi. Eyvah…
“Şey, ben iyi olacağım, biliyorsun. İkinci kez yaşıyorum bunu, hem Roxy ve Eris var. Büyükannem bile var,” diye Lilia’yı teselli etti Sylphie.
Doğruydu bu. Sylphie’nin ikinci bebeğiydi. Ne olacağını daha iyi biliyordu ve üstüne üstlük güvenebileceği daha çok kişi vardı. Roxy evin dışında çok zaman geçiriyordu ama Elinalise düzenli olarak kontrol etse harika olurdu. Hatta bir acil durum olursa Eris bile bir şeyler yapardı.
Evet, haklıydı. İlk hamileliğinde evde sadece Norn ve Aisha vardı. Aisha şimdi eli alışkın olsa da o zamanlar hiç deneyimi yoktu. Bu açıdan bakınca, şimdi o zamankinden daha iyi bir durumdaydık. Üstelik tam bir yıl da gitmeyecektim. Her şey yoluna girecekti.
Eris ve Roxy, Sylphie’yi destekledi.
“Evet, bir şeyler uydururuz! Seni korumak için ben varım!”
“Öğleden sonraları dışarıda olduğum için hâlâ biraz endişeliyim ama çevrende her zaman insanlar olacak, bu yüzden çok tehlikede olacağına inanmıyorum!”
Yine de zihnimde yeni yeni endişeler belirmeye devam ediyordu.
Lilia, Roxy’nin cübbesinin eteğini çekiştiren küçük Lara’ya baktı.
“Ama şimdi evde çocuklar var, bu da daha çok iş demek. Ve ne olacağı hiç belli olmaz…”
İyi nokta. Çocukların ne yapacağı hiç belli olmazdı. Lucie ve Lara ikisi de yaramaz küçük veletlerdi. Asla Sylphie’ye kötü niyetle saldırmazlardı. Ama diyelim ki Lucie antrenman sırasında yanlışlıkla bir büyü fırlattı ve bu büyü Sylphie’ye isabet etti. Ya da Lara, Leo’nun sırtına binip evden çıkmak üzereydi ve Sylphie onları durdurmak için o kadar panikledi ki merdivenlerden düştü.
…Ne yaparsam yapayım, çocuklar her zaman kaza potansiyeli taşıyordu. Varsayımsal felaketler hayal etmeye başlarsam asla duramazdım.
Ama ufukta gerçek sorunlar vardı. İlk büyük sorun: Sylphie bana ırkının biyolojisi göz önüne alındığında muhtemelen sınırına ulaştığını söylediğinde, bunu kişisel bir meydan okuma olarak algılamıştım. Aile planlamasını düşünmemiştim bile. Elbette keyif için bebek yapmazdım! Ne cüretle böyle düşünürsünüz? Her zaman ikinci bir çocuk istemiştim. Ama Lucie doğduktan sonra beş yıl boyunca başka bebek olmaması, Sylphie’nin gerçekten sınırına ulaştığını düşünmeme neden olmuştu ve belki de korunma konusunda biraz tembellik etmiştim…
Neyse, konu kapanmıştı. Sanırım bu en azından yarı yarıya benim hatamdı; eşimi hamile bırakmak için yoğun bir zaman seçmiştim ve şimdi onu yalnız bırakıyordum. Tarih tekerrür ediyordu. Neden hep uzun yolculuklara çıkmadan hemen önce çocuk sahibi oluyordum? Belki de İnsan Tanrı’nın lanetiydi.
---
Millis Kutsal Ülkesi’ne gidişimi erteleme seçeneği vardı. Yaklaşık bir yıl erteleyebilir, Sylphie’nin hamileliğini tamamlamasını bekleyebilir ve sonra stratejimi yeniden düşünebilirdim. Ama sonra, bam, sıra Roxy’ye gelirdi! Boom, Eris! Bunun sonu gelmeyebilirdi… Ancak Millis’e yolculuğun normalde ne kadar süreceği göz önüne alındığında, Latria’lar yolculuğu bir iki yıl ertelememize muhtemelen itiraz etmezlerdi. Cliff de aynı durumdaydı.
Öğğ, doğru. Cliff! Elinalise benden en azından ayakları yere basana kadar ona göz kulak olmamı istemişti. Biz vazgeçsek bile Cliff yine de giderdi. İyi olacağından emindim ama o bir yıl içinde pozisyonunu kaybedip orada mahsur kalma gibi uzak bir ihtimal içimi kemiriyordu.
İster Sylphie ister Cliff olsun, aklıma hemen en kötü senaryo geliyordu. Eğer ikisinden biri acil bir durum olsaydı, seçimim çoktan yapılmış olurdu ama böyle bir şansım yoktu. Seçmek zorundaydım: Cliff mi, Sylphie mi? İş mi, aşk mı? Soğuk pragmatizm, Millis’te hemen paralı asker birliğini kurmamı ve Cliff’i papalık için sıraya sokmamı söylüyordu. Bu, işimi en kolay hale getirirdi. Ama doğru olur muydu? Sylphie’yi ve çocuğumuzu soğukta ağlama bırakırsam tüm bu entrikaların ne anlamı kalırdı? Orsted ile neden güçlerimi birleştirdiğimi baştan düşünmem gerekiyordu. Önemli olanı gözden kaçıramazdım.
“…”
Tam bunları düşünürken Zenith hareketlendi.
“Hm? Madam?”
Uyurgezer gibi sert, sarsıntılı hareketlerle Lilia’nın elini tuttu Zenith. İlerledi, demir gibi sıkı kavrayışıyla Lilia’yı peşinden sürükledi. Lilia ayak uydurmak için sendeledi. Zenith onu Sylphie’ye götürüyordu.
“Şey… Bayan, ıh, Zenith?” diye sordu Sylphie, şaşkınlıkla.
Zenith, Lilia’nın elini aldı ve yavaşça, nazikçe Sylphie’nin omzuna koydu. Sanki, "Lilia, ona göz kulak ol," der gibiydi. Sanki, "Ben iyi olacağım," der gibiydi.
“M-Madam…”
Bu, Zenith’in o kadar iyi gizlediği çelik gibi iradesinin bir yansımasıydı. Tüm aile, bunun en çok çocukları veya torunlarıyla ilgili bir durum olduğunda ortaya çıktığını fark etmişti. Elbette Zenith, Lilia’nın kendisine bakmaktansa Sylphie’nin karnındaki çocuğa göz kulak olmasını isterdi. Herkes onun verdiği kararı anlamıştı.
“Pekâlâ,” dedi Lilia. Gözyaşlarını sildi, Zenith’in gözlerinin içine baktı ve başını salladı. Kendi kararlılığı da şimdi pekişmişti.
“Aisha!”
“E-evet, efendim!” diye bağırdı Aisha, Lilia’nın emri onu dalgın halinden çıkarmıştı.
“Benim yerime Madam Zenith’in ihtiyaçlarıyla sen ilgilenecek ve onu Latria konutuna götüreceksin. İtiraz yok!”
“Höh… Anlaşıldı!”
Aisha bir an donup kaldı. Latria mülküne adım atmak hiç istemiyordu. Ama “hayır” diyerek bu dokunaklı sahneyi bozacak değildi.
“Usta Rudeus, sanırım karar verildi. Kendinize iyi bakın.”
“Evet… Teşekkür ederim. Her şey için.”
Eğer Lilia ona göz kulak olacaksa, bir trajedinin imkansız olduğunu biliyordum. Lilia oradayken olmazdı. Millis Kutsal Ülkesi’ndeki işimi hiçbir endişe duymadan yapabilirdim.
“Sylphie.”
“Ne oldu, Rudy?”
Gitmeden önce söylemem gereken son bir şey vardı. Önemli bir şey.
“Seni seviyorum.”
“Evet. Ben de.”
Sylphie ayağa kalktı ve ellerini nazikçe belime doladı. Yüzümü saçlarına gömdüm ve onu geri sardım, çok sıkmamaya özen göstererek.
“Ben yokken bir isim düşüneceğim.”
“Elbette. Döndüğünde söylersin.”
Sylphie gülümsedi. Başka zaman olsa hâlâ endişeli olurdu. Ama şimdi, arkasında Lilia vardı. Güvenebileceği ikinci bir anne.
Roxy ve Eris’e de sarıldıktan sonra yola çıktım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.