Zor Karar

Karanlığın içinden yükselen villanın ışıklarına bakan Klein, arabadan inmeden önce birkaç saniye zihnini hazırladı. Üç basamaklı merdiveni tırmanıp kapıya geldi. Amiralin korumaları ve hizmetçileri iki yana dizilmişti. Adımını içeri attı.

Başkalarının varlığı sebebiyle muhafazakar ev kıyafetleri giymiş olan Cynthia’yı görünce yüzündeki ifadesizliği bozmadan içten içe derin bir rahatlama yaşadı ve yavaşça ona doğru yürüdü.

Cynthia, saçlarını kulağının arkasına atıp o beyaz, narin boynunu açığa çıkarırken gülümsemesi daha da canlandı. Boynunda herhangi bir kolyenin izi yoktu.

Sekreter Luan ve amiralin korumalarının kendi odalarına çekildiğini ya da nöbet yerlerini almak üzere dışarı çıktığını gören Klein, Cynthia’yı kollarına alıp tok bir sesle konuştu: “Sıcak su hazırlatmana gerek yok. Bana sessiz bir oda ver. Geceyi yalnız geçirmek istiyorum.”

Cynthia şaşkınlık ve boşlukla gözlerinin içine baktı.

Klein çevreyi kolaçan edip alçak sesle ekledi: “Beklenmedik bir durum gelişti. Kendime gelebilmek için tamamen sessiz bir ortama ihtiyacım var.”

Bunu söylerken sağ elini kaldırıp yakasını hafifçe araladı ve tenindeki soluk renkli, pütür pütür et oluşumlarını gösterdi.

Fiziksel durumundaki bu olağandışı reaksiyon, Amiral Amyrius’un onun yerine geçen bu dublör için hazırladığı bir bahaneydi; böylece Cynthia’nın yakınlaşma çabalarını şüphe uyandırmadan savuşturabilecekti. Klein da bu bahaneyi daha inandırıcı kılmak için Yüzsüz güçlerini kullanarak kanıt yaratmıştı.

Cynthia’nın ağzı şaşkınlıkla açıldı, neredeyse çığlık atacaktı. Neyse ki eliyle hemen ağzını kapatıp kendini tuttu.

Şoku atlattığı an, endişesi ve duyguları sesine yansıyarak telaşla sordu: “İyi misiniz? Bir doktor çağırmamı ister misiniz?”

“Hayır, büyük bir güç elde etmenin bedeli bu. İki üç gün yalnız kalırsam kendime gelirim.” Klein sonraki günler için kullanacağı bahaneyi de şimdiden hazırlamıştı.

“P-peki.” Cynthia aceleyle Klein’a eşlik ederek onu ikinci kata çıkardı ve en sessiz odaya götürdü.

Kendi yatak odasında kokulu mumlar yakıp etrafa hafif esanslar serptiği için ona orayı teklif etmedi.

Kapının kapandığını gören Klein ciğerlerindeki havayı yavaşça boşalttı. Üzerindeki amiral üniformasını çıkarıp memnuniyetle yatağa uzandı.

Çok uzak olmayan ana yatak odasında ise endişeli ve hayal kırıklığına uğramış Cynthia, uyumadan önce sıcak suyun içinde gevşemeye çalışıyordu.

Gözlerini tavana dikmiş, boş boş bakarken birkaç gün önce anne babasının kulağına küpe ettiği tembihleri düşünmeden edemiyordu.

Amiral Amyrius’u yatağına çekmesini ve ondan bir çocuk sahibi olmasını istemişlerdi. Böylece aileleri, Merkez Sonia Denizi Donanması ile daha büyük işler yapabilecekti.

Amiralin kafasında çok fazla sır var gibi görünüyor, hatta bu yüzden bedeninde tuhaf şeyler olmaya başlamış... Cynthia’nın zihnindeki düşünceler yavaş yavaş dağılıp gitti.

Farkında bile olmadan uykuya daldı.

O sırada sindirim sisteminde bir sıcaklık hissetti, vücudu hafifçe hararetlenmişti. Rüyasında, ışıl ışıl parıldayan yıldızlarla bezeli kapkara bir gökyüzü görüyordu.

O yıldızlardan biri, sanki bakışlarını hissetmiş gibi daha da parlak bir ışık saçmaya başladı.

Ertesi sabah, dinç bir şekilde uyanan Klein, pek de sıra dışı olmayan görkemli bir kahvaltının tadını çıkardı. Ardından yine amiralin korumaları eşliğinde Oravi deniz üssüne ulaştı ve en lüks, en geniş ofise yerleşti.

Amiral Amyrius’un alışkanlıklarına göre, Beyonder güçlerini daha derinlemesine incelemek, üzerinde çalışmak ve daha etkili teknikler geliştirmek için her iki üç günde bir yalnız kalması gerekiyordu. Bu sayede Klein, günün büyük bölümünü rahatsız edilmeden geçirdi; sadece birkaç basit evrak işiyle ilgilenmesi yetti.

Sessiz ve geniş ofiste Klein ağırdan alarak gezindi, kitaplıktaki eserleri karıştırdı. Arada bir elini cebine atıp Dokuzuncu Kanun tılsımına dokunuyor, onun güçlü kudretinden hafif esintiler yayıyordu. Amacı, kapının önündeki Sekreter Luan’ın, Amiral Amyrius’un durumunda bir terslik olmadığını düşünmesini sağlamaktı.

Bir süre sonra uykusu gelince kısa bir şekerleme yapmaya karar verdi.

Tam o sırada kapı çalındı.

Önemli bir şey olmalı... Klein kaşlarını çattı.

Sekreter Luan’ın, Amiral Amyrius’un odaklandığı eğitimi bölmeyi göze almasına neden olan şey kesinlikle basit olamazdı!

“Gir,” dedi Klein, duygularını bastırarak tok bir sesle.

Sarı saçlı, yakışıklı Luan kapının kolunu çevirip içeri girdi. Elinde bir telgraf tutuyordu.

Kısık bir sesle, “Ekselansları, Backlund’dan bir telgraf var,” dedi.

“Bay Aston genel valilik görevinden alındı. Geçici olarak yerine belediye meclisi başkanı bakacak.

Yeni genel valinin bugün geleceği söyleniyor.”

Aston Rieveldt genel valilik görevinden mi alınmış? Sırları açığa mı çıktı yani? Doğru ya. Alacakaranlık Münzevi Cemiyeti beni, hayır, Amyrius’u zaten uyarmıştı. Bu, işin aslını çoktan çözdükleri anlamına geliyordu. Çarkı döndüren başka bir üyenin de devreye girmesiyle, olay muhtemelen bir dizi görev değişimiyle sonuçlanacak ve böylece kapanacaktı... Dün gece bir uyarı geldi, bugün ise harekete geçildi. Bayağıdır hazırlanıyor olmalılar... Evet, yeni genel valinin bugün gelecek olmasından da bu anlaşılıyor... Klein önce bir anlık panik yaşasa da sonra durumun mantıklı olduğuna karar verdi.

Büyük bir sorunla karşılaşan Amiral Amyrius’un takınacağı tavrı taklit ederek odada bir aşağı bir yukarı yürüdü ve sert bir ifadeyle, “Anlaşıldı,” dedi.

Görüş belirtmedi ya da herhangi bir talimat vermedi; son derece soğukkanlı görünüyordu.

Ancak bunun tek sebebi, nasıl bir tepki vereceğine henüz karar verememiş olmasıydı.

Yemekkolik İmparatorluk’ta bir laf vardır; "hareket etmek, yerinde durmaktan iyidir." Acaba Roselle bunu çevirmiş miydi... Klein kendi kendine içten içe bir espri patlattı.

Luan başını kaldırıp Amiral Amyrius’a baktı, tek kelime etmeden sessizce ofisten çıktı.

Oh be... Klein, Amiral Amyrius onun yerinde olsaydı ne yapardı diye düşünerek tekrar yürümeye başladı.

Bu, beklentilerinin tamamen dışında gelişen önemli bir olaydı; bu yüzden Klein sadece onun karakterinden, geçmiş deneyimlerinden ve kendisine verilen dosyadaki kişisel özelliklerinden yola çıkarak bir tahminde bulunabilirdi.

Muhafazakar bir adam. Orta ve Düşük Dizi bir Beyonder olarak farklı gemilerde görev yaparken bile nadiren risk alırdı... Kendisini aileye, çocuklara ve duygulara değer veren bir Loen aristokratı olarak görüyor. Kadınların sevgisini kazanan, iyi terbiyeli bir centilmen. Eh, bu nokta tartışmaya açık tabii. Onun konumunda ve statüsünde bir adam olunca, kıvırcık saçlı bir babun bile kadın erkek herkesin ilgisini çekerdi, hatta belki daha fazlasını. En azından kıvırcık saçlı bir babun bayat espriler yapmazdı... Bilgiler Klein’ın zihninden akıp giderken, Amiral Amyrius’un çok yönlü bir portresi kafasında şekillenmeye başladı.

Derin düşüncelere dalmışken kapı yeniden çalındı.

“Gir.” Klein bir anda gerildi.

Luan içeri girdi ve dışarıyı işaret etti.

“Ekselansları, Bay Aston sizinle görüşmek istiyor.”

Aston’ın burada ne işi var? Amyrius’tan koruma istemeye mi geldi? Yoksa son bir çırpınışla her şeyi göze alıp mücadele etmeyi mi planlıyor? Klein gözlerini hafifçe kısarak Amiral Amyrius adına karar veremediğinin farkına vardı.

O ne yapardı? Alacakaranlık Münzevi Cemiyeti’nden gelen uyarının ardından, meselenin ifşa olduğunu zaten anlamış olmalıydı. Karşı taraf uzun süredir hazırlıklıydı, dolayısıyla amiralin muhafazakar yapısı düşünüldüğünde vereceği karar...

Ancak ailesine çok değer veriyor. Hatta Aston Rieveldt hakkında bazı eğlenceli anılardan bahsetmişti. Bu işte küçük kardeşine duyduğu endişe ve sevgiyi görmek zor değildi... Esrar ve tütünden hoşlanmaz. Alkolü sadece sosyalleşmek için tüketir. Güzel kadınlara biraz fazla düşkün olması dışında, ciddi bir kusuru yok...

Ailesine çok değer veriyor... Aile... Klein tamamen Amyrius’un kimliğine bürünerek, onun ailesine karşı beslediği gizli duyguları ve onlara verdiği önemi derinden hissetti.

Aile... O an sanki kendisi Amyrius olmuştu ama yine de olayları dışarıdan bir göz gibi tarafsızca analiz edebiliyordu.

Neredeyse yirmi saniyelik bir sessizliğin ardından Klein, kendine bile yabancı gelen bir ses tonuyla konuştuğunu duydu: “Ona ilgilenmem gereken çok iş olduğunu söyle. Onunla görüşecek vaktim yok.

Ayrıca, Backlund’a dönmesi için ona bir bilet al.”

Luan bunu bekliyormuş gibi bakışlarını kaçırdı ve son derece olağan bir şeymiş gibi yanıtladı: “Emredersiniz Ekselansları.”

Luan’ın dışarıda bekleyen Aston Rieveldt’i bulmak üzere ofisten çıkışını izleyen Klein, gerçek Amyrius Rieveldt gibi derin bir iç çekti.

Eğer amiral erken dönmüş olsaydı, onun da aynı kararı vereceğini biliyordu.

İşte aile buydu, onun için her şeyden önemli olan şey!

Planları tamamen açığa çıkmışken, Amyrius’un elindeki son kozu da ortaya koyarak ailesini felakete sürükleyecek bir kumara girmesi imkansızdı. O bu işe karışmadığı ve bir yarı tanrı olarak kaldığı sürece, Merkez Sonia Denizi’nin en yüksek komutanı olarak kalamasa bile Rieveldt ailesi çok büyük bir zarar görmezdi.

Sekreterine bilet aldırması da Amyrius’un Aston’ı hâlâ kardeşi olarak gördüğünün açık bir kanıtıydı. Bu, diğerlerine, olayın aslı astarı anlaşılana kadar ona dokunmamaları yönünde bir uyarıydı.

Yaklaşık bir dakika sonra Luan geri döndü: “Ekselansları, Bay Aston gitti.”

Amyrius ailesine gerçekten çok değer veriyor... Klein iki saniye sessiz kaldıktan sonra arkası sekreterine dönük bir şekilde tok bir sesle sordu: “Bir şey söyledi mi?”

Luan dürüstçe cevap verdi. "Sizin doğanız gereği gerçekten de soğuk biri olduğunuzu söyledi."

Klein’ın dudak kenarları hafifçe kıvrıldı, yüzünde hissiz bir tebessüm belirdi.

Bu tamamen içgüdüsel bir tepkiydi. Ancak kendini Amyrius’un rolüne öyle bir kaptırmıştı ki, amiralin kendisinin de tam olarak bu tepkiyi vereceğine inanıyordu.

Hisler de duygular da birebir aynıydı!

Günün geri kalanında Klein ofisinde oturdu. Kimseyle görüşmedi, hiçbir resmi işle de ilgilenmedi. Tek yaptığı, sekreterinin Oravi Adası’ndaki durum hakkında ara ara verdiği raporları dinlemek oldu.

Yeni vali gelene kadar hiçbir olağanüstü durum yaşanmadı.

Akşam, normalde katılması gereken ziyafete gitmeyip villasına döndü. Kendisine doğru yürüyen Cynthia’yı görünce ona sarıldı.

Ardından sakin bir sesle konuştu. "Aston valilik görevinden alındı."

Tüm iç çekişleri ve hissettiği acı, sanki bu dışarıdan tamamen duygusuz duyulan cümlenin içine sıkışıp kalmıştı.

Cynthia endişeyle sordu. "Duydum. Bir sorun çıkmaz, değil mi?"

Klein gözlerini kapattı ve konuyu bir daha açmadı. Sadece kısık, geçiştirici bir ses çıkarmakla yetindi.

Bu tek cümle; sert, eski kafalı ve muhafazakar, yüksek mevkideki bir adamın duygularını dışa vurabileceği en belirgin yoldu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.