Yükseklerdeki Maskeli Balo

Cebindeki dokuzuncu yasa tılsımına dokunan Klein, boyunu ve görünüşündeki bazı detayları değiştirerek kendini Amiral Amyrius Rieveldt’in tıpatıp aynısı haline getirdi.

Malzeme odasından diğer kapıyı kullanarak çıktı, sessiz koridor boyunca ilerleyip vali konağındaki ofise geri döndü.

Yol boyunca ara sıra yanından geçen uşaklar ve hizmetçiler kafalarını kaldırıp ona doğrudan bakmaya cesaret edemiyordu. Üzerindeki amiral üniformasını gören herkes, başını öne eğip saygıyla eğilerek hızla kenara çekiliyordu.

Onunla aynı boyda olan herhangi biri de bu kıyafetleri giyip ziyafet salonuna sızabilirdi herhalde... Önemli bir şahsiyeti oynamak, sıradan birini oynamaktan çok daha kolay olabiliyor, kabul etmek gerek. Klein, ciddiyetini bozmadan doğrudan önüne bakarak yürümeye devam etti. Siyah tuğlalarla örülü yolda acele etmeden ilerledi.

Kısa süre sonra kulaklarına zarif ve melodik bir müzik çalındı. Gazla çalışan şık duvar lambaları karanlığı aydınlatıyordu.

Klein tam dinlenme odasının yanından geçecekti ki kapılardan birinin açıldığını gördü. Orta yaşlı bir adam orada bekliyordu, onu görünce öne doğru adımladı.

Siyah saçlı, mavi gözlüydü. Yüz hatları Amyrius’u andırıyordu ancak alnı daha geniş, gözaltı torbaları ise şişkindi. Dudak kenarları abisi gibi aşağı sarkmıyordu.

Bu adam, Amyrius Rieveldt’in en küçük kardeşi Aston Rieveldt’ten başkası değildi.

Bu beyefendi bir zamanlar donanmada görev yapmış, Güney Kıtası’ndaki sömürgelerde gösterdiği üstün başarılardan sonra albaylığa kadar yükselmişti. Sonraları askeri hayattan sıkılmış, siyasi dengelerin de etkisiyle kariyer değiştirmeyi kabul edip vali olmuştu.

Oravi’de geçirdiği beş altı yıl boyunca, adanın konumuna ve kaynaklarına verilen önem sayesinde, Rieveldt ailesinin geniş araziler ve mülkler satın almasını sağlamış, kendisi de büyük bir servet edinmişti.

Tabii tüm bunları sadece nüfuzunu kullanarak yapmamıştı. Aston ve Rieveldt ailesi bedelini fazlasıyla ödemiş, hatta bankadan krediler çekmişlerdi. Feysac halkının topraklarının yok pahasına zorla ellerinden alındığı Balam’ın doğu kıyısındaki gibi bir gasp söz konusu değildi.

Yine de vali kendisi olmasa, abisi de Merkez Sonia Denizi donanmasının en üst düzey komutanı sayılmasa, Rieveldt ailesi mülk sahiplerini bu kadar değerli tarım arazilerini ve malikaneleri satmaya bu kadar kolay ikna edemezdi.

İşte ilk sınav başlıyor... Klein soğukkanlılıkla yaklaşıp Aston Rieveldt’in önünde durdu.

Aston etrafı süzüp tok bir sesle sordu: "O meselede kararını verdin mi?"

Hangi mesele... Klein bir an boş bakışlarla kalakaldı, ardından elindeki bilgilerde yazan o notu hatırladı: "Eğer Aston baş başa konuşmak ister veya bir konuda cevap beklerse, ona cevabın Oravi’den ayrılırken verileceğini söyleyin."

Amiral Amyrius bunu gerçekten de öngörmüştü. Tek yapmam gereken tavrıma ve ses tonuma dikkat etmek. Bir de Loen asillerine özgü o telaffuzu ve kelimeleri kullanmalıyım... Klein başını hafifçe onaylar anlamda salladı ve sert bir sesle konuştu: "Birkaç gün daha bekle.

Cevabı Oravi’den ayrılırken alacaksın."

Aston hiçbir şüphe belirtisi göstermeden hafifçe güldü.

"Karar vermek için sana güç verecek bir şeyleri bekliyor gibisin."

Amiral Amyrius’un bizzat halletmesi gereken o meseleyi mi kastediyor? Klein’ın zihninde şimşekler çaktı. Üst düzey bir komutanın o bilindik tonuyla cevap verdi:

"Tahminlerini kendine sakla."

Bunu dedikten sonra bir adım atıp ziyafet salonuna doğru yürümeye devam etti.

Aston Rieveldt abisinin arkasından bakarken yüzündeki ifade yavaşça soğudu. Ardından hafifçe başını salladı.

Ziyafet salonuna giren Klein, alanı söyle bir süzdükten sonra yiyeceklerle dolu uzun masaya doğru yöneldi. Yanına yaklaşıp selam veren insanlarla ayaküstü sohbet etmek için ara sıra duraklıyordu.

Bu esnada, konuşulan konuları derinlemesine anlamasına gerek olmadığını fark etti. Arada bir başını sallaması, sohbetin kendi kendine tatlıya bağlanıp bitmesi için yetiyordu.

Hakikatte makam sahibi olmak rol yapmayı bazı açılardan kolaylaştırıyor ama bazı zorlukları da beraberinde getiriyor... Klein önündeki engelleri tek tek aşarak nihayet uzun masaya ulaştı.

Eline bir tabak aldı. Amiral Amyrius’un balık, sığır eti ve ıstakoz sevdiğini; tavuk ve kaz etinden ise nefret ettiğini kendine hatırlattı. Bu yüzden kızarmış tavuk ve Backlund usulü kaz çevirme gibi yemeklerden uzak durdu. Tabağına biraz sığır eti, kızarmış Ejderha Kemiği balığı ve tereyağlı, peynirli Odora ıstakozu aldı.

Metal kapların altı asbestle kaplandığı ve altlarında kor gibi yanan kömürler ya da kaynar sular bulunduğu için tüm yemekler ideal sıcaklığını koruyordu. Klein ilk lokmayı aldığında neredeyse kendinden geçip rolünü bozacaktı. Yemekler gerçekten harikuladeydi.

Elinde tabağıyla liman şehrinin milletvekili ve donanma müteahhitleriyle sohbet ederken Amiral Amyrius imajını korumak için elinden geleni yaptı. Bir yandan onları can kulağıyla dinliyor, diğer yandan ağzına yemek tıkıştırıyordu.

Bu sırada arkasından ayrılmayan fraklı genç bir adam dikkatini çekti.

Geriye doğru taranmış düz sarı saçları vardı, alın çizgisi hafifçe açılmıştı. Açık mavi gözleriyle son derece yakışıklı ve centilmen görünüyordu.

Fotoğraftakinin aynısıydı. Amyrius’un sekreteri Luan... Klein meraklı bakışlarını kontrol altında tuttu, adama doğrudan bakmadı. Ziyafet bitmeden karnını iyice doyurmaya odaklandı.

Vali konağından çıktıktan sonra, korumaların eşliğinde bekleyen arabaya bindi. İçki dolabının yanındaki koltuğa kuruldu.

Sarı saçlı sekreter Luan da arkasından içeri süzüldü. Deri çizmeleriyle kalın, yumuşak halıya basarak sessizce Klein’ın tam karşısındaki koltuğa yerleşti.

Koltuğun sadece üçte birini kaplayacak şekilde eğreti oturuyordu.

Araba hareket etmeye başladığında Luan, elindeki siyah evrak çantasından bir tomar belge çıkardı.

"Ekselansları, bu belge Oravi donanma üssünün bin üç yüz kırk dokuz yılına ait hesap defteridir."

Klein elini uzatıp belgeleri aldı, rastgele birkaç sayfayı karıştırdı.

Ne? Bir rulo tuvalet kağıdına bir pound mu yazmışlar? Donanma üssünün banyosu yılda yirmi kez mi tadilattan geçmiş? Klein zihninden basit bir hesaplama yaptı ve birbirinden absürt harcama kalemleriyle karşılaştı.

Bu muhasebe oyunu fazla amatörce ve bariz değil mi? Bunların karşısına geçip hayali fatura nasıl kesilir diye ders versem yeridir! Klein nasıl bir tepki vermesi gerektiğini tarttı.

Ona göre, Amyrius kılığına girmenin en zor kısmı Luan’ı kandırmaktı.

Bu, Vali Aston ya da Bayan Cynthia’nın amirali sekreteri kadar iyi tanımadığı anlamına gelmiyordu. Ancak kardeşi Aston, bir şeylerin ters gittiğini sezinlese bile aile bağları yüzünden bunu gizlemeye meyilli olabilirdi. Benzer şekilde, metresi Cynthia da amirale bağımlı olduğu için durumu örtbas etmek isteyecekti.

Tabii Cynthia’nın bir casus olma ihtimali de tamamen dışlanamazdı. Bir casus tarafından kullanılma riski her zaman vardı ancak hiçbiri, görevi doğrudan amirali gözetlemek olan Luan kadar tehlikeli olamazdı.

Açık vermemeliyim... Amiral Amyrius böyle bir rapor karşısında nasıl bir tepki verirdi? Öfke krizine mi girerdi, yoksa sadece öyleymiş gibi mi yapardı? Hayır, Oravi donanma üssündekiler, karşılarındaki adam kör kütük salakmış gibi bu kadar bariz hatalarla dolu bir raporu teslim edecek kadar cesur olamazlardı. Aralarında kesinlikle bir çıkar ilişkisi ve sessiz bir anlaşma olmalıydı... Belgelerde bu konuda bir detay yer almadığı için Klein sadece sezgilerine güvenmek zorundaydı.

Üstelik Oravi donanma üssünün bu raporunun, Amiral Amyrius’un beklentilerinin ötesinde bir arsızlık içerdiğini ya da onun için önemsiz bir detay olduğunu tahmin edebiliyordu. Programın yoğunluğuna bakılırsa, bu kolayca geçiştirilebilecek bir meseleydi.

İhtimaller ne olursa olsun, yüksek mevkideki birinin takınacağı o klasik tavrı sergilemeliyim. Yani rengimi belli etmemeliyim... Klein belgeleri kapatıp sarı saçlı sekreter Luan’a geri uzattı. İfadesiz bir sesle konuştu:

"Masama bırak."

Bu cümle satır aralarında, "Bunu detaylıca inceleyeceğim," anlamına geliyordu. Karşıdaki kişi kendi duruşuna göre bu sözden farklı anlamlar çıkarabilirdi.

Eğer donanma üssü bunu amiralden habersiz yaptıysa, bu söz amiralin memnuniyetsizliğini ve bir açıklama beklediğini gösterirdi.

Eğer aralarında zaten gizli bir anlaşma varsa, Amiral Amyrius’un bu işten daha büyük bir pay koparmak istediği anlamına gelirdi. Bunun birilerini kızdırıp kızdırmayacağı Klein’ın umurunda değildi. Nasılsa birkaç gün sonra Amyrius Rieveldt olmayacaktı. Gerçek bir yarı tanrının, astlarının gazabını bastıracak güce sahip olduğuna şüphe yoktu.

Ayrıca Amyrius’un Fırtına Kilisesi’ne mensup bir yarı tanrı olmamasına şükretti. Öyle olsaydı, rapora onay verip vermemeyi düşünmek yerine, belki de öfkeyle belgeleri adamın suratına fırlatıp birkaç kişiyi balıklara yem olsun diye denize döktürmesi gerekebilirdi.

"Emredersiniz, Ekselansları." Sarı saçlı sekreter Luan’ın yüz ifadesi zerre değişmedi. Sanki bu tepkiyi zaten bekliyormuş gibi belgeleri usulca siyah çantasına geri koydu.

Dönüş yolunda Klein, Amiral Amyrius’un alışkanlıklarına sadık kalarak koltuğuna yaslandı. Gözlerini hafifçe yumup derin düşüncelere dalmış gibi yaptı, oysa zihni tamamen boştu.

Luan da yol boyunca sessizliğini korudu, tek kelime etmedi.

Araba donanma üssünün yakınlarından geçip geniş bir bahçesi ve çimleri olan bir malikanenin sokağına saparken, insan boyundaki demir döküm sokak lambaları bir bir arkalarında kalıyordu.

Klein merdivenleri çıkarken kahya kapıyı açtı. İki sıraya dizilmiş hizmetçiler, onun gelişini derin bir saygıyla eğilerek karşıladılar.

Salon son derece klasik bir tarzda döşenmişti. Duvarları süsleyen manzara temalı yağlıboya tablolar, kireçtaşından oyulmuş heykeller, sade ama zarif vazolar göze çarpıyordu. Odaya, insanın içine işleyen hafif ama kalıcı bir koku yayılmıştı.

Normalde rahatlaması gereken Klein, ev kıyafetleri içindeki güzel bir kadının kendisine doğru yürüdüğünü görünce kasıldı.

Kadın yirmili yaşlarının başında gösteriyordu. Sarışın saçları omuzlarından aşağı süzülüyor, mavi gözleriyle baktığında sanki içlerinde gizli bir parıltı taşıyor gibi görünüyordu. Dişil bir zarafetle dolu olsa da gençliğinin izleri henüz tamamen silinmemişti. Bu kadın, Amiral Amyrius’un hanımefendisi Cynthia’dan başkası değildi.

Klein içindeki huzursuzluğu bastırdı. Amyrius’un sert yüzüne bir gülümseme yerleştirip kollarını iki yana açtı.

Cynthia kendini onun kollarına bıraktı ve parmak uçlarında yükseldi. Yanağını yanağına yaslayıp gülümseyerek fısıldadı: "Amiralim, banyodaki suyu sizin için zaten ısıttım."

Bu, ziyafetin ne zaman biteceğini birilerine takip ettirdiği anlamına geliyordu. Hanımefendi olmak da kolay iş değildi. Amiral Amyrius, zihnini boşaltmak için sıcak banyo yapmayı gerçekten çok severdi. Klein, yanaklarının birbirine bu kadar yakın olmasını görmezden gelebilmek için düşüncelerinin serbestçe gezinmesine izin verdi.

Karşı cinsten hoşlanan bir erkek olarak, böylesine güzel bir kadının yakınlığından hem utanmalı hem de içten içe memnun olmalıydı. Ancak geçici anlaşma yüzünden içindeki tüm arzular körelmişti. Geriye sadece büyük bir huzursuzluk kalıyordu.

"Çok güzel," diyerek onu övdü Klein. Ellerini nereye koyacağını bilemeyerek Cynthia’yı nazikçe kendinden uzaklaştırdı.

Amiralin hizmetçilerin önünde yakınlaşmaktan hoşlanmadığını bilen Cynthia geri çekildi ve Klein’ı ikinci kata çıkardı. Onu banyoya kadar geçirip bornozunu hazırladı.

Tüm bunları yaptıktan sonra Cynthia, hizmetçilere zil sesini duymadıkça ikinci kata çıkmamalarını emretti. Ardından yatak odasına dönüp üzerindekileri çıkardı ve ipek bir gecelik giydi.

Geceliği göğüs dekoltesini cömertçe sergiliyordu. Göz alıcı, bembeyaz teninin üzerinde, göğüs çatalının hemen ortasında özel bir kolye ucu duruyordu. Parmak boğumu uzunluğunda, minyatür bir siyah gergedan boynuzunu andırıyordu.

Cynthia kolyeyi boynundan çıkarıp yastığının altına sıkıştırdı. Yüzü kızararak ve biraz da tereddüt ederek yatak odasından çıktı, amiralin banyo yaptığı kapının önüne geldi. Kendini toparlayıp kapı kolunu aşağı indirdi.

Kapı gıcırdadı ancak kadının eli havada kaldı. Banyonun kapısının içeriden kilitli olduğunu fark etti.

Yüzünde boş bir bakışla, içgüdüsel olarak kapı kolunu bir kez daha zorladı.

Gıcırtı sesleri sessizlikte yankılansa da banyo kapısı milim kıpırdamadı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.