Anderson’ın sorusunu duyan Klein, bir an ne diyeceğini bilemedi. Gizem Kraliçesi’ne ait olduğundan şüphelendiği bir rüyadan düşüp geldiğini öylece söyleyemezdi.
Şanssızlığıyla nam salmış En Güçlü Avcı'ya soğuk bir bakış attı; sağ elini kaldırıp yukarıyı işaret etti.
“Demek öyle…” Anderson Hood, durumu kavramış gibi başını salladı.
Ne yani… Ne anladın ki… Ben bile neyi kastettiğimi bilmiyorum… Klein çaktırmadan dudak büküp konuyu değiştirdi. Hatırlamaya çalışır gibi bir edayla, “Az önce biriyle karşılaştım…” dedi.
“Tanıdığımız biri değil mi? Gelecek’in mürettebatından da değil? Salonun derinliklerindeki kapıdan çıkan kişi mi?” Anderson aniden heyecanlanmıştı.
Bu adamda En Güçlü Avcı havasının zerre kadar izi yok. Bildiğin flaş haber peşinde koşan muhabirler gibi… Klein ona cevap vermeden içinden dalga geçti. Doğrudan konuya girdi: “Sana bir kehanet iletmemi istedi.”
“Ne… Ne kehaneti?” Anderson’ın kafası karışmıştı.
Şu an Klein Moretti kimliğimle burada olsaydım, kesin 'Üzgünüm, unuttum. Zaten sadece bir kere söyledi,' derdim… Klein, gerçekleşmeyecek olan bu şakanın hayaliyle eğlenirken sesini kalınlaştırıp konuştu: “En ölümcül tehlike, genellikle günlük hayatın rutininde gizlidir.”
Anderson, duydukları karşısında derin bir nefes alarak pürdikkat dinledi.
“Bu kadarı da fazla ama! Tam nokta atışı oldu! Geçen gün bira içerken az kalsın beynimi yakıyordum. Gelecek’teki içkilerin çoğunun sorunlu olduğunu kim tahmin edebilirdi ki!”
Birkaç saniye düşündükten sonra, hafif endişeli bir tavırla sordu: “Hepsi bu mu? Unuttuğun bir detay ya da kritik bir kelime olmadığından emin misin?”
Beni kışkırtmaya çalıştığını anlayabiliyorum… Klein, Anderson Hood’u tamamen görmezden gelerek duvar resimlerinin bulunduğu salonun girişine yürüdü. Dışarıdaki Frank ile Nina’ya baktı.
Kütüphanedeyken Gizem Kraliçesi tarafından aniden Kahraman Haydut Siyah İmparator olmakla suçlanmıştı. Bu durum ister istemez onu savunma pozisyonuna sokmuştu. Sonrasında kadını şaşırtmaya, onun yönlendirmelerine kapılmamaya çalıştığı için sinirleri son derece gerilmişti. Zihni tamamen vereceği yanıtlar üzerine yoğunlaşmıştı; tüm süreci değerlendirecek, ayrıntıları çözecek vakti olmamıştı. Şimdi nihayet düşünecek zamanı bulabilmişti.
Öncelikle, en önemli mesele şuydu: Gizem Kraliçesi, benim kimliğimi ve İmparator Roselle’in günlüğünü tam olarak ne kadar kavrayabilmişti?
Evet… Kadın, benim İmparator Roselle tarafından oluşturulan dili bildiğimi değil, sadece o dili yorumlama yöntemlerine hakim olduğumu düşünüyordu. Aradaki anlam farkı çok büyük olmasa da, reenkarne olan figürler olduğumuza dair kimliğimizi henüz çözemediğini veya bu sonuca varacak bir ipucuna sahip olmadığını kanıtlamaya yeterdi.
Bayan Sharron, mistisizm dünyasına yeni adım atmış ya da karmaşık işlere bulaşmamış bir acemi değildi. Benim için sahte bir kimlik hazırlarken bu işi kimin için yaptığını bir başkasına sızdırmış olamazdı. Kaldı ki ona verdiğim tasvir zaten Gehrman Sparrow’un yüzüydü…
Bu da demek oluyordu ki Gizem Kraliçesi, Sherlock Moriarty ile Gehrman Sparrow’u henüz aynı kefeye koymamıştı. Evet, eğer daha önce düşündüğüm gibi bunu bilseydi, beni 'Bay Siyah İmparator Sherlock Moriarty' diye çağırmak çok daha etkili bir hamle olurdu. Zihinsel savunmama, beni doğrudan Kahraman Haydut Siyah İmparator olarak çağırmasından katbekat daha büyük bir darbe vururdu.
Peki kadının bakış açısından bakarsak, dağınık ipuçlarından bu yararlı bilgilere nasıl ulaşmıştı?
O kitap ayracının Siyah İmparator kartı olduğunu biliyordu. Dolayısıyla, bir tayfı andıran Kahraman Haydut Siyah İmparator ile Kraliyet Müzesi’nden Küfür Kartı’nı çalan o tuhaf Ruh Beden arasında bağlantı kurmuştu. Sonrasında Beş Denizlerin Kralı Nast, aniden Rorsted Takımadaları’nda belirdi. Üst Seviye Özelliklerin çekim kanunu gereği, Kahraman Haydut Siyah İmparator’un Bayam’da ve takımadalarda ortaya çıkmış olabileceğini tahmin etti.
Yaptığı araştırmaların ardından, Gehrman Sparrow adındaki o tanıdık kimliği keşfetti. Ardından bu adamın hareket hattı ile Kahraman Haydut Siyah İmparator’un eylemleri arasındaki paralelliği fark edip bir öngörüde bulundu ve takibe başladı. Gelecek’e sızdı ve beni yakından gözlemledi.
Bu gayet mantıklıydı ancak tüm bunlarda ciddi bir tesadüf payı da vardı. Beş Denizlerin Kralı Nast, canının istediği yere giderdi. Belki de Kırmızı Tiyatro’daki belli bir kadını özlemiş ve gemisini ruhlar aleminden geçirerek Rorsted Takımadaları civarına getirmişti. Ya da belki de Bayam’da tesadüfen Siyah İmparator yoluna ait yüksek seviye malzeme bulunuyordu ve bu da onun ilgisini çekmişti… Tüm bunları doğrudan Kahraman Haydut Siyah İmparator’a bağlamanın imkanı yoktu.
Tabii ki Gizem Kraliçesi’nin böyle bir bağlantı kurması imkansız da değildi. Belki de kritik ipuçları söz konusu olduğunda 'şüphede kalmaktansa yanlış yapmayı' tercih eden bir ilkeye sahipti. Heh, güzel bir alışkanlık ama insanı yorar.
Ayrıca Gehrman Sparrow’a ilk andan itibaren odaklanmamış olma ihtimali de yüksekti. Ancak çılgın maceracı Gehrman Sparrow’un ünü Rorsted Takımadaları’nda ve Cömertlik Şehri Bayam’da iyice yayılınca, ismi duyduktan sonra zaman çizelgesini eşleştirmiş ve ön bir sonuca varmıştı.
İç çeker Hayatta alçak gönüllü olmak her zaman en iyisi. Neyse ki rol yapma sürecim nihayet sona erdi. Artık Gehrman Sparrow kimliğini ortadan kaldırabilirim! Klein her şeyi zihninde tarttıktan sonra sorunu temelde kavradığını hissetti.
Yine de aklına başka bir ihtimal ve tahmin takıldı.
Yıldızların Amiralı Cattleya’nın Gehrman Sparrow’u gemisine kabul ediş biçimiydi bu. Çılgın maceracıyla iş birliği yaptığını tüm dünyaya duyurmak istercesine, bunu son derece göze batan bir şekilde gerçekleştirmişti!
Belki de birilerine belirgin ipuçları veriyordu. Sonrasında Gizem Kraliçesi çıkagelmiş ve bu kişinin Gehrman Sparrow olduğunu öğrenmişti. Benim denizdeki hareket hattımı çözdükten sonra belli bir şüpheye kapılmıştı. Bana blöf yapmaya çalışmıyordu, aksine neredeyse emindi! Klein bir elini cebine sokarak duvar resimlerinin bulunduğu salondan çıktı. Siyah manastırın dışında duran Cattleya’ya doğru ilerledi. Kadının zihninin bulanık halinden faydalanıp onu sorgulamayı planlıyordu.
Bu noktada aslında epey rahatlamıştı. Çünkü Gizem Kraliçesi belirgin bir şekilde sadece Gehrman Sparrow’un Kahraman Haydut Siyah İmparator’a denk olduğunu ve önemli bir figür için çalışan bir Beyonder olduğunu biliyordu. İşin içinde daha büyük sırlar yoktu.
O gece Siyah İmparator kartının kaybolmasını yakındaki Dedektif Sherlock Moriarty ile bağdaştırmış olsa bile bu büyük bir sorun teşkil etmezdi.
Çok uzun zaman önce Sherlock Moriarty kimliğini halihazırda Dünya ile eşitlemiştim, onu da Budala’nın Kutsanmışı ile bir tutmuştum. Gehrman Sparrow ise sadece bu identity’nin bir uzantısıydı. Heh heh, bu tür durumlar için aldığım önlem buydu işte. Başkalarını budala yerine koymamam gerektiğine her zaman inandım. Bir insan aktif olduğu sürece, bıraktığı izler ve sosyal ilişkileri eninde sonunda onu açığa çıkarır. Bu yüzden zeki insanlar için bu kimliği önceden hazırlamıştım. Günlük hayatımda bile bu kurallara harfiyen uydum.
Önemli bir figürün Kutsanmışı olan birinin Roselle’in günlüğü hakkında temel bir bilgiye sahip olması da gayet anlaşılır ve kabul edilebilirdi. Olağanüstü bir varlığın bahşettiği sıradan bir lütuf sınırları dahilindeydi.
Heh, maskenin altında başka bir maske olduğunu muhtemelen hiç tahmin etmemiştin!
Düşüncelere dalan Klein, gri sisin yardımının ve kendi tedbirli yapısının hayati bir rol oynadığını hissetti. Eğer daha öncesinde birisi tarafından gözetlendiğini fark etmeyip içgüdülerine uyarak hareket etmeseydi, Gizem Kraliçesi’nin gözleri önünde ulağı çağırabilirdi.
Ulağın tek başına bir şeyleri açığa çıkarması zor olabilirdi ama Gizem Kraliçesi’nin onu takip edip Bay Azik’i bulma ihtimali oldukça ürkütücüydü. Kadın, son görüldüğü yerlerden yola çıkarak Klein Moretti kimliğimi bile gün yüzüne çıkarabilirdi… Klein devasa oklarla dolu bir meydanı geçip siyah manastırdan dışarı çıktı. Cattleya’nın daha önceki gibi dizlerini göğsüne çekmiş halde orada oturduğunu gördü. Kadın, muazzam gün batımını seyrediyordu.
Klein kayanın üzerine sıçrayıp kurumuş ağaçların yanına geldi. Karşı dağdaki ihtişamlı yapılara bakarak gayet sıradan bir tavırla sordu: “Nas’tayken iskele ile gemi arasında yıldızdan bir köprü kurdun. Bunun arkasında gizli bir niyetin var mıydı?”
Cattleya başını hafifçe yana eğerek, “Söylemeyeceğim!” dedi.
“…” Klein bir an ne diyeceğini bilemedi.
Yıldızların Amiralı’nın rüya aleminde son derece dürüst olacağını varsaymıştı. Böyle bir tepkiyle karşılaşmayı hiç beklemiyordu. Tabii ki bu da bir nevi dürüstlüktü ama huysuzca bir dürüstlüktü.
İki saniyelik bir sessizliğin ardından Klein blöf yapmaya karar verdi.
“Bu yöntemi kullanarak birilerine dikkat çekmeye değer biri olduğumu mu bildirmek istedin?”
Cattleya derin bir nefes verdi, dizlerini kucaklamış halde oturmaya devam etti.
“Aşağı yukarı öyle.
“Asıl amaç başkalarına şunu söylemekti: Eğer ciddi bir şey olursa ya da bende belirgin bir anormallik görülürse, ilk ipucu sen olacaksın.”
Demek düşündüğüm gibi… Klein içsel bir iç çekti.
Yıldızların Amiralı’nın kendini korumak adına böyle ucuz bir numaraya başvurduğunu biliyordu. Ancak Budala olarak, bu tür eylemleri yüzünden onu cezalandırması gerekiyordu.
Yine de sadece bu meseleyi bahane ederek parlayamazdım. Sanırsın Budala kendi Kutsanmışı’nı aşırı koruyor gibi durur. Bu da makamın şanına hiç yakışmaz… Evet, Yıldızların Amiralı kesinlikle bundan daha fazlasını yapmıştır. Tüm bu eylemler dizisini tek bir pakette toplayıp hepsinin cezasını birden kesebilirim… Klein hızla kararını verdi. Bu rüya aleminde karşılaştığı şeylere karşı artık eskisi kadar paniklemiyordu.
Gizem Kraliçesi’nin teklifine gelince, bunu aklının ucundan bile geçirmedi.
İmparator Roselle’in günlüğü, onun reenkarne oluşuna ve Dünya’ya dair bilgiler içeriyordu. Eğer Gizem Kraliçesi’ne Çince okumayı öğretirse, kadın bu durumu keşfeder ve çok daha kritik tahminlerde bulunabilirdi!
Deniz Tanrısı Asası'nı öylece ödünç verebilen o kudretli figürden çekindiği kesin. Bu yüzden zorbalığa kalkışmayacaktır. Gerçekten yardımına ihtiyacım olan bir durum doğarsa ya da hakkımda bir şeyler öğrenip beni köşeye sıkıştırırsa, merak ettiği birkaç kritik sayfayı çevirmeyi kabul edebilirim. Ama kesinlikle Çince öğretmem. Evet, çevirsem bile eş anlamlı kelimeler kullanarak metni sulandırırım. Ana noktaları korumam yeterli, böylece dili tersten çözmesi imkansız hale gelir.
Klein gözlerini kaçırdı ve Cattleya'ya öylesine sordu:
"Gizem Kraliçesi ile aranızın bozuk olduğuna dair söylentiler vardı ama durum pek öyle görünmüyor?"
Cattleya'nın donuk ifadesi birden canlandı. Dudaklarını büzdü.
"Onunla aramı bozmaya ne hakkım olabilir ki?"
"Sadece sürgün edildim."
Sürgün mü...
Klein tam soru soracaktı ki göz alıcı bir güneş ışığı yüzüne vurdu ve doğallıkla uyandı.
Dışarıdaki aydınlık gökyüzüne baktı. Alnını silip kendi kendine fısıldadı.
Ne korkunç bir rüyaydı.
İçindeki hüzünlü karmaşayı bir kenara bırakan Klein, yataktan kalkıp güverteye çıktı. Deniz kızlarının ortaya çıkmasını bekleyerek etrafı gözlemlemeye devam etti.
Neredeyse bir saat sonra, uzaktan gelen belli belirsiz, zayıf bir ses duydu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.