Gri sisin üzerindeki kadim sarayda, Klein’ın figürü belirdi.
O an, Budala’ya ait yüksek arkalıklı sandalyede, grimsi beyaz bir sise bürünmüş bir kişi oturuyordu.
Klein, Sefirah Kalesi’ne döner dönmez bu kişi anında dağıldı; şeffaf ve çarpık Ruh Solucanları’na dönüşerek Klein’a doğru uçtular ve vücuduna girdiler.
Bereket versin ki 0-02’nin getirdiği kısıtlamalar sadece sır sızdırmamak veya geri dönmemekle ilgiliydi. Sefirah Kalesi’ni koruyan Ruh Solucanları ile olan bağım kopmadı. Aksi takdirde zaten kontrolü kaybedip canavara dönüşürlerdi… Klein, Budala koltuğuna otururken içini çekti ve daha önce kendisine kurban ettiği Budala kartını eline aldı.
Küfür Kartı zaten etkinleştirilmiş olduğu için ek bir tılsım aramasına gerek yoktu. İlgili değişimleri görmek için ona maneviyat zerk etmesi yeterliydi.
Budala kartı hızla minyatür, ilüzyon bir kitaba dönüştü. Klein’ın yönlendirmesiyle sayfalar hızla çevrildi ve son iki sayfaya gelindi.
Seviye 1: Sırların Hizmetkârı.
Bu, derin sırlar alemine hizmet eden bir melektir. O, ilgili alanın otoriteleri üzerinde ilk kontrolü sağlamıştır. O, başlangıçta var olan nesnelerin Ruh Bedeni İplikleri’ni çağırabilir. Birçok fiziksel nesneyi veya soyut kavramı bir araya getirebilir…
İksir formülü şöyledir:
Ana malzemeler: Bir adet Sırların Hizmetkârı Beyonder özelliği.
Ek malzemeler: Dokuz adet ruh dünyası uzmanlık eşyası.
Yükselme ayini: Sadece kuklalardan oluşan bir kasaba inşa et ve her bir kukla için bir kader yörüngesi tasarla. Birbirleriyle etkileşime girmelerini sağlayarak, yeterince gerçekçi bir yaşam tablosu sergilemelerine izin ver ve ruh dünyasında buna karşılık gelen bir alan yarat.
Kasaba ne kadar büyük, dahil olan kukla sayısı ne kadar fazla, günlük yaşamlar ne kadar detaylı ve farklı kaderlerin gerçekçiliği ile kapsamı ne kadar geniş olursa, ayinin etkisi de o kadar iyi olur.
Seviye 0: Budala.
Bu gerçek bir tanrıdır. Bir bakıma O, ilgili otoritelerin vücut bulmuş halidir… O, her şeyi kandırmak için her türlü yöntemi kullanmakta ustadır ve her türlü büyüleyici mucizeyi sergiler…
İksir formülü şöyledir:
Ana malzemeler: Budala’nın Benzersizliği. Kişinin kendi özelliği dışındaki iki adet Sırların Hizmetkârı Beyonder özelliği.
Ek malzemeler: Tarih sisinin en az dörtte birini kontrol etmek.
Yükselme ayini: Zamanı, tarihi veya kaderi bir kez budala yerine koy.
Okudukça Klein’ın kaşları yavaşça çatıldı ve sessizce kendi kendine mırıldandı: Sırların Hizmetkârı’nın yükselme ayiniyle kıyaslandığında, Budala’nın ayini fazla soyut kalıyor… Zamanı, tarihi veya kaderi budala yerine koymak da ne demek? Başarılı olup olmadığına nasıl karar verilir?
Tarih sisinin en az dörtte birini kontrol etmek benim için nispeten basit. Bir yandan birçok kadim sırrı biliyorum ve pek çok tarihi fragmanı aydınlattım. Diğer yandan, Sefirah Kalesi aracılığıyla tarih sisini doğrudan etkileyebiliyorum…
Budala meselesini şimdilik bir kenara bırakacağım. Şu anki odak noktam Sırların Hizmetkârı. Koşmadan önce her seferinde bir adım atmak gerekir. Şey, tabii bazı şanslı budalalar doğrudan uçabiliyor…
Ruh dünyasındaki dokuz uzmanlık eşyasını bulmak çok kolay. İster Bayan Ulak’tan yardım isteyeyim ister Yedi Işık’ın tavsiyesini alayım, bu bir sorun teşkil etmez… Yükselme ayini, Zaratul ve Antigonus ailesinin atasının etrafındaki ortama çok benziyor. Dahası, Yedi Işık’ın ruh dünyasıyla yakın bir bağ kurma konusundaki söyledikleriyle de örtüşüyor. Şimdilik bunun doğru olduğunu varsayabilirim.
Bunu düşünen Klein, sol bileğine sarılı olan sitrin kolyeyi çıkardı ve Sırların Hizmetkârı iksir formülünün doğruluğunu teyit etmek için kehanet kullandı.
İmparator Roselle’e güvenmediğinden değil ama hemşerisi muhtemelen Küfür Kartları’nı yaratmadan önce Bay Kapı’nın etkisinde kalmıştı. Ay’a gitmiş ve Sefalet Ana Tanrıçası’nın yozlaşmasına ve kirlenmesine maruz kalmıştı; bu da çarpık anılara yol açmıştı.
Tam da bu yüzden, Roselle’in son günlerinde Küfür Kartları’nın kilit noktalarına bazı tuzaklar gömmüş olması son derece olasıydı.
Bu konuda Klein her zaman ihtiyatlı ve dikkatli olmuştu.
Kadim Ay’ın gerçek formundan, en güçlü Ulu Kadim olan Sefalet Ana Tanrıçası’ndan bahsedecek olursak, unvanı düşünülürse İmparator farkında olmadan lekelenmiş olabilir mi… Ay’da, belki de Bernadette’in daha önce hiç tanışmadığı birçok küçük erkek ve kız kardeşi vardır. Tabii cinsiyet farklarının olması pek olası değil…
Sırların Hizmetkârı ayini için gereken kuklalar Tanrıların Terk Edilmiş Diyarı’ndan temin edilebilir. Oradaki canavarların bolluğu iyi bir şey. Üstelik daha önceden de epey biriktirmiştim. Klein’ın düşünceleri dağılırken başını kadim sarayın diğer tarafına çevirdi ve hurda yığınının yanındaki grimsi beyaz sisi dağıttı.
Sis çekildikçe, her birinde bir figürün oturduğu kahverengi-sarı koltuk sıraları belirdi.
O figürler ya gümüş zırhlara bürünmüş devlerdi ya keten kıyafetler içinde yüz hatları bozulmuş insanlar ya da her yerinden gözler fışkıran büyük et parçalarıydı… Koltuk sıralarında sessizce oturuyorlardı; gözleri donuk ve kayıtsız bir şekilde uzun lekeli masaya dikilmişti.
Bunların hepsi Klein’ın Tanrıların Terk Edilmiş Diyarı’nda topladığı kuklalardı. Her yer değiştirmesi gerektiğinde ve yanında çok fazla taşıması uygun olmadığında, bir kısmını gri sisin üzerinde kurban ederdi.
Elbette bunun çevreyi korumakla bir ilgisi yoktu. Aksine, sisli kasabanın başına gelenler ve Zaratul’un sergilediği sahne yüzünden, Klein içgüdüsel olarak belirli bir ayinin çok sayıda kukla gerektirme ihtimalinin yüksek olduğuna inanmaya başlamıştı. Bu yüzden bu konuda hep çok tutumlu davranmıştı.
Bu kuklaları neden asmadığına ve neden onları hayali bir tiyatroda seyirci olarak sıralara oturttuğuna gelince; Klein, Antigonus ailesinin atasının ve Zaratul’un eylemlerinin biraz sapkın olduğunu hissediyordu.
Onları taklit etmeye ve canlandırmaya çalışmıştı ama bunun amacı rol yapmaktı. Artık buna ihtiyacı yoktu.
Fakat böyle bir kukla şehri, ruh dünyasında nasıl bir karşılık oluşturabilir? Ruh dünyası geçmiş, şimdi ve gelecek bilgilerinin bir toplandığı yerdir ancak doğrudan böyle sahte nesneleri içermez…
Başkalarının bildiklerinden mi üretiliyor? Her canlının eylemleri ve sözleri ruh dünyasına soyut bir şekilde yansır ve kehanetin kaynağı olur. Eylemleri, sözleri ve bazı yoğun duyguları bir kukla şehrine açıkça işlendiğinde, şehrin ruh dünyasındaki izdüşümü belirir ve gerçek bir varlığa dönüşür…
Buradaki etkileşimler ruh dünyasının daha derin sırlarıyla bağlantılı… Klein düşünceli bir şekilde Budala kartını kapattı ve parmakları arasında evirip çevirdi.
Zaten melek seviyesine ulaştığı için Küfür Kartları’nın yaratılışına dair belirli bir anlayışa sahipti.
O zamanlar Roselle sadece bilgiden güç çekmekle kalmıyor, aynı zamanda soyut bilgiye gerçek güçler de verebiliyordu!
İmparator’un bunları yaratmak için ne tür bir malzeme kullandığını ve tanrılar seviyesinde kehanet karşıtı etkileri nasıl sağladığını Klein henüz çözememişti.
Biraz düşündükten sonra Klein, Budala kartını vücuduna dahil etmeye çalıştı.
Durumu anında değişti. Vücudu renkli giysilerle kaplandı ve başında son derece görkemli bir başlık belirdi. Aurası derin ve korkutucuydu ama aynı zamanda komik, saçma ve gülünç bir his uyandırıyordu. Garip bir çatışmayla dolu bir durumdu bu.
Sefirah Kalesi’ne bağlı uzay, sanki bu tarif edilemez tanrının ayaklarına kapanmak istercesine hafifçe sarsıldı.
Seviyem biraz arttı ama köklü bir değişim yok. Ne de olsa zaten Sefirah Kalesi’nin sahibiyim. Heh, sanki auramı vurgulayan moda ikonlarına layık bir kostümüm varmış gibi… Klein başını salladı ve kendiyle alay eden birkaç söz mırıldandı.
Aynı zamanda, vücudundan şeffaf ve çarpık bir Ruh Solucanı sürünerek çıktı ve onunla tıpatıp aynı olan bir figür oluşturdu.
Her an dualara cevap verebilecek bir kendilik kopyasını ayırdıktan sonra Klein gerçek dünyaya döndü ve Belltaine şehrinde dolaşmaya başladı. İnsanların yaralarını tedavi etmek için dilekleri gerçekleştirme yöntemini kullandı ve onlardan savaş hakkında bilgi aldı.
“Hay bin kunduz!” Danitz, mürettebatın raporunu duyduğunda küfretmeden edemedi. “Balina yağını gerçekten bitirdiler mi? Neden onlara engel olmadınız?”
Gargas Takımadaları’ndan geçerken Danitz ve mürettebatı henüz rafine edilmemiş bir miktar balina yağı satın almıştı. Bunu Bayam’a geri götürüp yüksek fiyata satmayı planlıyorlardı. Kim bilebilirdi ki bunun bir kısmının Gümüş Şehri’nin yarı devleri tarafından gizlice yeneceğini?
Mürettebat üyesi Kahin’e bir göz attı ve fısıldadı: “Ne dediğimizi anlamıyorlar. Biz de onların ne dediğini anlamıyoruz. Sadece en kısa olanıyla iletişim kurulabiliyor ama onu da her an bulamıyoruz. Her seferinde yer değiştirerek güneşin vurduğu yerlerde tefekkür ediyor.”
Danitz bilinçaltıyla dudak büktü.
“Cahillerin başına geleceği budur işte.
Eğer siz de benim gibi kadim Feysac, Jotun ve Elvish gibi her türlü dile hakim olsaydınız, böyle bir şey yaşanmazdı.
Tabii dil yeteneği zekayla ilgilidir. Kendinizi zorlamanıza gerek yok.”
Mürettebat üyesi Danitz’e tekrar dikkatle baktı.
“Kahin, sizin satın aldığınız balina yağı porsiyonunu yediler.”
Hadi oradan! Kahrolası pislikler! Danitz, zihninden geçenlerden bile daha hızlı bir refleksle kamara tarafına fırladı.
Kısa süreli kargaşanın ardından Danitz’e tazminat niyetine bir Dizi 8 Beyonder özelliği verildi. Kârda mıydı yoksa zararda mı, kestiremiyordu. Ne de olsa özelliğin üzerindeki o kirli vücut sıvıları midesini bulandırmaya, içini dışına getirmeye yetmişti.
Gemi sükunete kavuştuğunda Cömertlik Şehri Bayam, Gümüş Şehri keşif ekibinin görüş alanına girmişti bile.
Derrick; Liaval, Candice ve diğerlerini güverteye çıkardı. Yolculuklarının nihai varış noktasına dik dik baktılar.
Yol boyunca pek çok limanın yakınından geçmiş olsalar da gemiden inmelerine hiç izin verilmemişti. Manzarayı sadece uzaktan seyretmekle yetinmişlerdi. Şimdi ise nihayet dış dünyadaki topraklara ayak basma vakti gelmişti.
Uzaktan gördükleri o kalabalıklar, dip dibe evler ve her türlü zorluğa rağmen, içlerindeki coşku zerrece sönmemişti. Işık dünyasındaki o hayata karşı duydukları özlem her an katlanarak artıyordu.
Elbette karanlığa ve şimşeklere alışkın olduklarından, dışarıdaki güneşe uyum sağlamaları epey vakit almıştı. Eğer Beyonder olmasalardı, gözlerinde kalıcı hasarlar oluşabilirdi.
Rıhtımı, karınca gibi kaynaşan insanları, gökyüzünün derinliklerinde süzülen zeplinleri ve çevredeki diğer gemileri izlerken kulağına çalınan o yabancı uğultular Derrick’i bir an için gerdi. Burası, Gümüş Şehri halkının gelecekteki yuvası olacaktı.
Gözlerini çevrede gezdirirken, kıyıdaki fenerin tepesinde dikilen bir adam çarptı gözüne. Üzerinde Fırtına sembolü işlenmiş uzun bir cübbe vardı. Koyu mavi, neredeyse siyaha çalan saçları bir tutam deniz yosununu andırıyordu. Sert ve keskin yüz hatlarına sahipti.
Gözleri buluştuğu an Derrick’in yüreğine bir ferahlık çöktü. Huzursuzluğu uçup gitmiş, yerini derin bir sakinliğe bırakmıştı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.