Ne olmuştu böyle? Utopia şiddetli bir fırtınanın ortasında mı kalmıştı? Son zamanlarda uykusuzluk çeken Wendel’ın tam da yeni uykuya daldığı sırada yataktan kalkmaktan başka çaresi kalmamıştı. Zihni hâlâ uyuşuktu, etrafına boş gözlerle bakıyordu.
Çok geçmeden, ardına kadar açık pencereden içeri ne rüzgar estiğini ne de yağmur girdiğini fark etti. Sanki uykusunda yürürken temiz hava almak için pencereyi kendi açmış gibiydi.
Wendel’ın aklına birden, dosyalardan okuduğu ve bizzat şahit olduğu doğaüstü olaylar geldi. Bir zamanlar yüreğine hükmeden o bilinmezlik korkusu yeniden canlandı.
Bundan sonra ne olacağını, karşısına neyin çıkacağını kestiremiyordu. Sırtından aşağı soğuk bir ürperti indi, tir tir titredi.
Tam o sırada, kapının dışından gelen gürültüyü duydu. Kulağına her kafadan bir ses çalınıyordu.
Hızlı koşuşturma sesleri, emirlerin değiştiğini bildiren beyanlar ve gizlenmeye gerek duyulmayan çığlıklar birbirine karışıyordu.
Yeraltı mühründe bir sorun var!
En üst düzey alarma geçin!
Yeraltı mührü mü? Irises Oteli'nin altında ne tür bir eşya mühürlenmiş olabilirdi ki? Wendel şaşkınlık ve kafa karışıklığı içindeydi. Kendine engel olamayarak kapıya doğru yürüdü ve dışarıya göz attı.
O sırada, askeri istihbarattan hayal meyal tanıdığı bir meslektaşını ve bu gece nöbetçi olan Albay Xio Derecha’yı gördü.
Askeri istihbarat Utopia’yı benim yüzümden mi buldu? Bu garipliği çözmek için mi buradalar? Bu düşünce zihninden geçer geçmez Wendel’ın kaşları gayriihtiyari çatıldı.
Dışarıdaki koridorun Irises Oteli ile uzaktan yakından alakası olmadığını fark etti. İki yanda sadece gaz lambaları değil, klasik şamdanlar da duruyordu. Yerler pırıl pırıldı ve tavanın yüksekliği üç metreyi aşıyordu...
Bu... Burası Irises Oteli değil... Wendel hızla arkasına dönüp içinde bulunduğu odayı süzdü.
Buranın askeri istihbarat karargahındaki kendi yatak odası olduğunu hemen anladı. Bavulu, hiçbir köşesine dokunulmamış halde odanın bir kenarında öylece duruyordu.
Wendel, Utopia’ya kendi odasındaki banyodan geçerek gittiğini çok net hatırlıyordu. Sürecin güvenilirliğinden emin olamadığı için bavulunu yanına almamış, sadece Utopia mahkemesinden gelen celbi yanına almıştı.
Tık! Tık! Tık! Hızla pencereye koşup dışarıya baktı.
Gözlerinin önüne serilen yer, askeri istihbarat karargahının bahçesi ve çimleriydi.
Y-Yeniden Backlund’a mı döndüm? Yoksa Utopia’ya hiç gitmemiş miydim? Sadece çok yorgundum ve uykumda bir rüya mı gördüm? Wendel şaşkın bir halde yatağına dönüp oturdu.
Yaklaşık on saniye sonra aniden yerinden fırladı ve yerdeki ceketini kaptı.
Çekmecede durması gereken Utopia mahkeme celbi, ceketin iç cebinden çıktı.
Wendel, adeta bir heykele dönüşerek derin bir sessizliğe gömüldü.
Gezi yazarı Monica da kapı ve pencerelerin çarpma sesleriyle uykusundan uyandı.
Yatakta dikilip yorganı göğsüne kadar çekti.
Uykulu gözlerle bakan Monica’nın ilk aklına gelen, otele bir hırsızın girdiği oldu. Neredeyse çığlık atıp polisi çağıracaktı.
Fakat sonraki on yirmi saniye içinde odasına yönelen hiçbir ayak sesi duymadı. Buna karşılık koridorda giderek daha fazla insan toplanıyordu.
Ne oldu?
Fırtınaya pek benzemiyor...
Bir şaka mıydı bu?
Lanet olası soytarı, kim olduğunu bir bilsem kıçına tekmeyi basacağım!
Tartışma seslerine her türlü küfür karışıyordu.
Monica bunları duyduğunda önce pek önemsemedi. Hatta kalabalığın bu konuşmalarından yola çıkarak yaşanan doğaüstü olayın nedenini çözmeyi ve bunu gezi köşesinde yazmayı düşündü.
Ancak dinledikçe işin içinde bir gariplik olduğunu sezmeye başladı.
Irises Oteli’nde nasıl bu kadar çok konuk olabilirdi?
Çok iyi hatırlıyordu, kendi odası dahil bu katta en fazla beş odada kalan vardı.
İşte o an Monica’nın aklına dinlediği hayalet hikayeleri geldi. Dışarıda gulyabanilerin, gölgelerin gezindiğini hissetmeye başladı.
Normalde yataktan çıkıp tartışmaya katılmak ve yazısı için daha fazla malzeme toplamak amacıyla ayaklarını uzatmıştı. Ama şimdi ayaklarını hemen geri çekip yatağın içinde büzüldü, titremeye başladı.
Birkaç saniye sonra bir adamın sesini duydu: Otel sahibine sordum, ne olduğunu onun da bilmediğini söyledi. Belki de az önce kısa süreli bir fırtına koptu.
Odanıza dönüp dinlenin. Pencereleri kilitlemeyi unutmayın. Esneme sesi. Yarın Kraliyet Müzesi’ne gitmek için erken kalkmam gerek.
Kraliyet Müzesi mi... Monica donakaldı.
Bir gezi yazarı ve uzun süredir Utopia’da bulunan bir gezgin olarak, orada böyle bir müze olmadığını çok iyi biliyordu.
Loen Krallığı’nda, adında kraliyet geçen bir müze kesinlikle Backlund’da olurdu.
Utopia’dan Backlund’a buharlı trenle gitmek saatler sürerdi. Sabah erken kalksa bile müze kapanmadan yetişmesi imkansızdı.
Monica’nın kafası karışmıştı. Yavaşça yorganı kaldırdı. Peş peşe kapanan kapı ve pencerelerin sesini duydu.
Dikkatlice yataktan çıkıp kapıya doğru ilerledi.
Bu esnada, odaya süzülen ay ışığı sayesinde etrafı seçmeye başladı.
Monica neredeyse bir çığlık atacaktı.
Burası daha önce uyuduğu konuk odası değildi!
Gerek düzeni gerekse eşyaları tamamen farklıydı!
Az önce aklına gelen hayalet hikayeleri yeniden zihnine üşüşünce dizlerinin bağı çözüldü, neredeyse ayakta duramayacak hale geldi.
Monica’nın dişleri birbirine vururken masanın üzerinde duran otel kartvizitini gördü. Müşteriler için hazırlanan bu kartlar, dili bilmeseler bile kaybolduklarında yollarını bulmalarını sağlardı.
Monica bilinçsizce masaya yaklaştı ve ay ışığının altında karttaki yazıları okumaya çalıştı.
Carlpensa Oteli, Backlund Batı Bölgesi, Yas Sokağı Numara On Dokuz.
Backlund Batı Bölgesi... Backlund mu... Monica’nın gözleri faltaşı gibi açıldı, sanki zaman ve mekan altüst olmuştu.
Backlund, Hillston Bölgesi, şömineli bir ev.
Fors kapı ve pencerelerin açılma sesini duymuştu ama hemen uyanamadı. Çünkü kurtulamadığı tuhaf bir kabusun pençesindeydi.
Rüyasında öğretmeni Dorian Gray Abraham’ın, ailenin mühürlü eseri yüzünden etkilendiğini ve kanlar içinde can verdiğini görüyordu. Kendisinin de kontrolü kaybedip mutasyona uğradığını, kapı şeklini alan bir dizi yıldız ışığı böceğine dönüştüğünü görüyordu. Kan ve kemikten bir kapıya doğru uçmaktan kendini alamıyordu. Kıyametin koptuğunu, kırmızı bir kan selinin tüm dünyayı yuttuğunu, Xio ve Gehrman Sparrow gibilerinin bile kaçamadığını görüyordu...
Sonunda Fors bu kabustan sıyrılıp nefes nefese yatağında doğruldu.
Bir yarı ilah ve eski bir astrolog olarak, bu tür rüyaların ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu. Alelacele duygularını bastırdı ve önüne baktı.
Yatak odasındaki cumbalı pencerenin camları belirsiz bir zamanda ardına kadar açılmıştı.
Kesinlikle bir şeyler olmuştu... Üstelik bu durumun kıyametle, Abraham ailesiyle ve çırak yoluyla bir ilişkisi vardı... Fors kendi kendine mırıldandıktan sonra ayağa kalkıp pelerinine büründü. Öğretmeninin güvende olduğunu doğrulamak için yanına ışınlanmaya hazırlandı.
Bu ani değişim, onda Seviye Üç hatta Seviye İki’ye yükselme konusunda büyük bir aciliyet hissi uyandırmıştı.
Kıyameti Bay Aptal ve Dünya Gehrman Sparrow’dan öğrendikten sonra Fors aslında çok çalışmıştı ancak sırlar büyücüsü iksirini kısa sürede sindirmek kolay değildi. Ayrıca aileye henüz bir katkıda bulunmadığı için öğretmeninden gezgin formülünü ve malzemelerini istemeye yüzü yoktu.
Elbette isteseydi bunu Bay Kapı’dan da elde edebilirdi. Fakat bu kadar uyarı aldıktan sonra nasıl olur da onun fısıltılarına kanardı?
Fors’un bedeni yavaşça silikleşti ve odadan kayboldu.
Birkaç saniye sonra Dorian Gray Abraham’ın evinde belirdi. Öğretmenini, sanki ölümüne korkmuş gibi kalbini bastırarak otururken buldu.
İlaca ihtiyacınız var mı? diye sordu Fors usulca.
Bay Ay’dan yaşlılık rahatsızlıkları için bazı ilaçlar satın almıştı.
Dorian derin bir nefes alıp başını iki yana salladı.
Gerek yok.
Fors hemen rahatladı.
Öğretmenim, rüyamda sizin mühürlü eserin olumsuz etkilerine maruz kaldığınızı gördüm. Şey, benim etrafımdaki kapı ve pencerelerde de tuhaf değişiklikler olunca bir bakmak istedim.
Dorian açık pencereye bakarak ciddi bir ifadeyle konuştu:
Rüyan yanlış değildi. Az önce neredeyse ölüyordum ama en kritik anda mühür devreye girdi...
Bunu dedikten sonra aniden ayağa kalktı ve Fors’a döndü: Çabuk! Beni başka bir yere götür. Ailenin diğer üyelerine bir şey olmasından endişeleniyorum!
Fors hiç tereddüt etmeden öğretmeninin kolunu kavradı ve tam adresi sordu.
Bedenleri hızla soluklaşarak gözden kayboldu.
Gri sislerle kaplı ruhlar dünyasında birkaç saniye yol aldıktan sonra, Fors ve Dorian birdenbire bu ortamdan sıyrılıp çalışma odasına benzeyen bir yere indiler.
Orada ayakta duran epey insan vardı. Bunlar, farklı mühürlü eserlere sahip olan ve seyahat edebilen Abraham ailesi üyeleriydi.
Vilos? Hepinizin burada ne işi var? diye sordu Dorian şaşkınlıkla.
Vilos ve diğerleri, yüzlerinde hem şaşkınlık hem de büyük bir korkuyla aynı anda başlarını iki yana salladılar.
Hemen sonraki saniyede, boşlukta sayısız göz alıcı yıldız belirdi.
Yıldız ışıkları hızla bir araya gelerek peş peşe yere düşen nesnelere dönüştü.
Yıldız ışığından yapılmış minyatür bir kapı, böceklerden oluşan bir kristal küre vardı. Yarı saydam, tuhaf görünümlü bir anahtar ve hafifçe yanan görkemli bir meşale...
Bilinmeyen bir nedenle, Dorian ve yanındakilerin zihninde isimler belirmeye başladı:
Dizi 3 Gezgin dışı özellik... Dizi 4 Sır büyücüsü dışı özellik... Dizi 1 Yıldızların anahtarı dışı özellik, Dizi 2 Düzlem gezgini dışı özellik...
Üstelik bu dışı özelliklerin her birinden sadece birer tane yoktu. Dizi 1 Yıldızların anahtarı dışı özelliğinden tam iki tane duruyordu orada! Yanı sıra üç tane Düzlem gezgini dışı özellik ve diğerlerinden çok daha fazlası vardı.
Abraham ailesinin kilit üyeleri ve Fors, ağızları açık kalakaldı, şaşkınlıktan uzun süre kendilerine gelemediler.
Bütün dışı özellikler yere indikten sonra bir daha sıra dışı hiçbir şey yaşanmadı. Etrafı derin bir sessizlik kapladı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.