Backlund Buharlı Lokomotif İstasyonu, Peron Üç.
Alfred, aradaki kısa boşluktan faydalanıp trenden aceleyle inmeden önce anne babası ve kız kardeşiyle bir süre sohbet etti. Perona çıkıp yaverine döndü. "Bana bir Doğu Balam sigarası ver."
Son birkaç yılın, çektiği zihinsel ıstırap ve acı dışında üzerinde bıraktığı olumsuz bir etki varsa, o da edindiği birkaç kötü alışkanlıktı.
Kavrulmuş tütün yapraklarına sarılmış baharat ve otlardan yapılan Doğu Balam sigaralarından bolca içtikten sonra, Alfred artık Kuzey Kıtasında popülerliğini koruyan kağıt sigaralara alışamıyordu. Bunların, suyla seyreltilmiş alkol gibi yavan ve tatsız olduğunu düşünüyordu.
Puroya gelince, bunun tadını yavaş yavaş çıkarmak için iyi bir ortama ihtiyaç olduğunu hissediyordu. Şu anki durumuna pek uymuyordu.
Tabii ki sigara bağımlılığı o kadar da ciddi boyutta değildi. Bir disiplin şövalyesi, bu tür etkilerin üstesinden gelebilecek kadar güçlü bir bünyeye ve iradeye sahipti. Alfred’in perona çıkıp sigara içmesinin sebebi, tren vagonunun içinin fazla basık olduğunu hissetmesiydi. Üstelik annesi de ikide bir evlenmemiş olmasını sorun edip duruyordu.
Yaveri sigarayı çıkarıp yaktıktan sonra, Alfred neredeyse kömür gibi kapkara olmuş dalı dudaklarının arasına götürüp içine derin bir nefes çekti.
Ciğerlerine dolan sert koku, zihnini bir an canlandırdı.
Tam o sırada, klasik bir heykeli andıran sarışın bir adamın uşağıyla birlikte yaklaştığını gördü.
Alfred hafifçe duraksayıp gülümsedi. Sağ elini kaldırarak, "Hibbert, Doğu Chester’a dönmeyeceğini sanıyordum," dedi.
Gelen, Kont Hall’un en büyük oğlu, Alfred’in ağabeyi Lord Hibbert Hall’du.
Hibbert kusursuz bir tebessümle karşılık verdi. "Ben sadece bir kabine sekreteriyim, kabine başsekreteri değil. Hafta sonu izni bile yapamayacak kadar yoğun olmam."
Aslında kabine başsekreteri olmak gibi bir niyeti de yoktu. Asıl amacı, hükümetin çeşitli departmanlarında deneyim kazanmak, gelecekte Lordlar Kamarası’na girmek için kendi çevre ve kaynaklarını oluşturmaktı.
Alfred, Doğu Balam sigarasından bir fırt daha çekip gülümsedi.
"İyi hafta sonları."
Hibbert’ın vagona binişini izledikten sonra Alfred, birilerinin kendilerine doğru bakıp fısıldaştığını fark etti.
"O tren vagonu için neden bekleyen hiç yolcu yok?"
"Zaten dolu da görünmüyor."
"Haha, o özel bir vagon. Önemli bir şahsiyet tarafından büyük bir para karşılığında önceden kapatılmış. Böyle bir durumu daha önce görmemiş olabilirsin ama Backlund ve Constant gibi büyük şehirlerde bu işlerin sıkça yaşandığını unutma. O önemli şahsiyetler bütün ailelerini dışarı çıkardıklarında, arkalarından kesinlikle yüzden fazla hizmetçi gelir. Belki evcil hayvanları bile vardır, sıradan insanlarla aynı vagonlara nasıl sığışsınlar..."
"Öyle mi..."
"Acaba kim bu kodaman?"
Alfred başını çevirip baktı. Peron İki’de, boş rayların üzerinden Peron Üç’ü sessizce süzmekte olan gri-mavi üniformalı düzinelerce insan vardı.
İki taraf arasındaki mesafe az değildi. Alfred’in işitme yeteneği sıradışı olmasaydı, ne tartıştıklarını anlayamazdı.
Alfred yaverine dönüp, "Kim bunlar?" diye sordu.
Üzerlerindeki üniformanın bir demiryolu şirketine ait olduğunu ancak seçebiliyordu.
Yaveri hemen arkasını dönüp perondaki görevlilere sordu.
Çok geçmeden koşarak geri geldi ve Alfred’in kulağına fısıldadı: "Generalim, onlar krallığın dört bir yanından gelen tren sevk memurları. Backlund’da kısa süreli bir eğitimden geçiyorlar."
Alfred hafifçe başını salladı ve Peron İki’ye tekrar göz attı.
Sevk memurlarının en yaşlısının saçları kırlaşmıştı, en genci ise yirmili yaşlarının başında görünüyordu. Çoğu şakakları kırlaşmış, otuzlu veya kırklı yaşlarında, orta yaşlı adamlardı.
Sonia Denizi, Cömertlik Şehri, Bayam.
Verdu, içinde pek değerli bir şey bulunmayan bavulunu yüklenip gece vakti tekneye bindi. Limandan ayrılıp bir korsan gemisine geçti.
Çırak yolunun 7. Seviye bir üyesi olarak savaşta pek iyi sayılmazdı. Üzerinde mistik bir eşya taşıyor olsa da bunun olumsuz etkilerinden oldukça korkuyordu. Çok kritik bir durum olmadıkça onu kullanmak istemiyordu. Bu yüzden, tehlikeden kaçınmak adına, güvenmediği korsanların açgözlülüğünü kolayca üzerine çekecek hiçbir şeyi yanına almamaya özen göstermişti.
Güvertedeki korsan Verdu’ya ters bir bakış atıp homurdandı.
"Korkmana gerek yok. Biz her zaman sözümüzü tutarız. Yolculuk ücretini ödediğin sürece seni asla denize atmayız. Burası, bir yolcu gemisine binmenden çok daha güvenli olacaktır. En azından korsanlarla karşılaşma korkun olmaz."
Verdu’nun sanki biraz korkmuş gibi sessiz kaldığını gören korsan, keyifle ona bir anahtar fırlattı.
"Güvertenin ikinci katı, koridorun sonundaki oda."
Verdu pirinç anahtarı havada yakalayıp kabine girdi. Merdivenleri tırmanıp koridorda ilerledi.
Bu kat, çeşitli sebeplerle korsan gemisine binen insanlar için özel olarak hazırlanmış gibi görünüyordu. Verdu yol boyunca hiç de korsana benzemeyen birkaç yolcuyla karşılaştı.
Aralarında oldukça açık saçık giyinmiş bir sokak kadını, göbeği öne fırlamış, yağlı yüzlü orta yaşlı bir adam, pelerinli ve silindir şapkalı, son derece soğuk görünen genç bir adam vardı.
Verdu’nun kendine baktığını gören kadın, gözlerini süzerek gülümsedi. "Bana katılmak ister misin?" Yolculuk sırasında biraz iş mi yapmayı planlıyordu, yoksa iş yaparken aradan yolculuğu da mı çıkarıyordu, pek belli değildi.
Verdu kadını görmezden gelip bakışlarını kaçırdı ve odasına doğru yürüdü.
O keskin hatlı ve soğuk görünümlü genç adam da tam karşı çaprazındaki kapının önünde durdu.
Backlund, Batı Bölgesi, Bellotto Caddesi 9 Numara.
"Gir." Xio, geniş koltuğunda doğruldu.
Kapı gıcırdayarak açıldı ve Xio’nun emri altında çalışan iki Askeri İstihbarat Üyesi içeri girdi.
"Albayım, Ütopya soruşturmasıyla ilgili bazı bilgilere ulaştık." Koyu renk ceketli bir adam Xio’ya bir rapor uzattı.
Xio irkilerek dikkat kesildi.
"Nedir o?"
Koyu renk ceketli adam kısaca açıkladı: "Geçtiğimiz birkaç gün içinde, önceki görevimizi tamamladıktan sonra kalan boş vaktimizi değerlendirip muhbirlerimiz aracılığıyla Backlund’da bulunan ve o malum buharlı lokomotifle seyahat etmiş tüm yolcuları ziyaret ettik."
Şüphesiz ki Ütopya’da duran buharlı lokomotiften bahsediyordu.
"Güzel." Xio başını sallayarak astına devam etmesini işaret etti.
Koyu ceketli adam rapordaki bir noktayı işaret ederek, "Backlund’a sorunsuz bir şekilde varan yolcuların hiçbirinde bir gariplik olmadığını ön raporla doğruladık. Keyifleri yerinde ve hafızalarında hiçbir sorun yok.
Ancak bir şey keşfettik: O sırada herkes trene geri dönmemiş. İki yolcunun söylediğine göre, komşuları Ütopya’da kalmayı tercih etmiş.
Bu kişi seyahat etmeyi ve keşfetmeyi seven bir hanımefendiymiş. Yabancı yerlere karşı derin bir ilgisi varmış. Ütopya’daki o enfes kırmızı şarabı, tatlıları ve benzersiz Gazlı Buzlu Çay’ı gördükten sonra, asıl planlarından vazgeçip daha fazla harika şey keşfetmek için bir süre daha bu eşsiz küçük şehirde kalmaya karar vermiş.
Diğer iki yolcu, onunla sohbet ederken bunu öğrenmişler. Sadece yan yana koltuklarda oturmakla kalmamışlar, aynı zamanda aynı otelde kalmayı tercih etmişler. Sabahleyin karşılaşmışlar.
O otel, bizim istihbarat ajanımızın kaldığı otelle aynıymış. Adı Süsenler."
Xio yavaşça başını sallayarak sordu: "Bu kadının durumunu araştırdınız mı?
Adı neymiş?"
Pala bıyıklı diğer istihbarat üyesi, "Hayır, Ütopya’dan ayrılıp ayrılmadığından emin değiliz," diye yanıtladı. "O iki yolcu kadının adının yalnızca Monica olduğunu biliyor, soyadını veya geçmişini bilmiyorlar."
Xio kısaca onayladı.
"Bundan sonraki göreviniz bu kadının geçmişini araştırmak, ailesini ve arkadaşlarını bulmak ve geri dönüp dönmediğini teyit etmek."
"Emredersiniz, Albayım." İki istihbarat görevlisi selam verip Xio’nun ofisinden ayrıldı.
Xio sundukları raporu okuyup içini çekti.
Astlarına kıyasla, Ütopya hakkındaki gerçeğe aslında çok daha yakındı. Bunun Gehrman Sparrow ile bir şekilde bağlantısı olan bir ritüel olduğunu zaten biliyordu.
Ancak takdir toplamak adına bu haberi üstlerine bildirmesinin hiçbir yolu yoktu.
Bilginin kaynağını açıklamasını geçtim, Xio’nun öncelikle Gehrman Sparrow’un bu haberin dışarı sızmasına razı olup olmayacağını düşünmesi gerekiyordu.
Belki de Gehrman Sparrow ile iletişime geçmeyi deneyip fikrini sorabilirim... Xio düşünceler içinde masasını topladı ve bürodan ayrıldı.
Üzerini değiştirdikten sonra Doğu Bölgesi’ne ve köprü civarına geri döndü. Tıpkı ödül avcılığı yaptığı günlerdeki gibi, farklı insanlardan her türlü bilgiyi toplamak için çeşitli barlara yöneldi.
Bu süreçte laf arasında Ütopya’yı da sordu ama kimse böyle bir yer duymamıştı.
Sonunda Backlund Köprüsü bölgesindeki bir bara giren Xio, yüksek bir tabureye oturdu. Barmene, "Son zamanlarda şüpheli birileri var mı?" diye sordu.
"Şüpheli çok insan var ama hiçbirinin başında ödül yok," diye kayıtsızca yanıtladı barmen.
Xio daha fazla bilgi almak için konunun etrafında dolandı ve işi bittiğinde planlandığı gibi sordu: "Hiç Ütopya diye bir yer duydun mu?"
Barmen bardağı silerken, "Duydum," diye yanıtladı.
Xio bakışlarını bar tezgahından yavaşça yukarı kaldırdı.
Barmene bakarak sordu: "Nereden?"
Barmen umursamaz bir tavırla, "Geçenlerde bir müşteri geldi, içkiyi fazla kaçırmamaya dikkat ediyordu," dedi. "Ona bizim özel kokteylimizden ikram etmeyi teklif ettim. Yapacak işleri olduğunu, bu yüzden sadece bir bardak bira içebileceğini söyledi. Ben de onu takdir edip nereden geldiğini sordum. 'Ütopya' dedi."
Wendel kahvaltısını yeni bitirmişti ki kapı zili çaldı.
Gözetleme deliğinden baktığında, dışarıda siyah-beyaz kareli üniformasıyla bir polis memurunun durduğunu gördü. Merakla kapıyı açtı.
Sıkıntılı bir durum mu var memur bey, diye sordu Wendel kibarca.
Bu ev, Backlund’a geldikten sonra ona tahsis edilen yerdi. Bir süre bu şehirde kalması, kurum içi soruşturmalara katılması ve gözlem altında tutulması gerekiyordu.
Karşısındaki polis memuru henüz çok gençti, yirmili yaşlarının başındaki tecrübesizliği her halinden okunuyordu.
Yüzüne eğreti bir gülümseme yerleştirip Wendel’e doğru konuştu. Merhaba, ben polis memuru Biles. Mahkemede tanıklık yapmanızı gerektiren bir dava var.
Ne davası, diyerek kaşlarını hafifçe çattı Wendel.
Biles adındaki genç polis, kibarlığını bozmadan gülümsedi. Ütopya’daki Tracey cinayeti davası.
Wendel bir an öylece kalakaldı, gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.