nin Ardındaki Dehşet

Klein, avucundaki altın sikkeye bakarken gözlerinde paranın ışıltısı yansıyordu.

Yazı gelmişti.

Bu, Klein’ın kuklasının gözlerini kullanarak kendisine bakması gerektiği anlamına geliyordu!

Bu işareti almasına rağmen Klein hâlâ tereddütlüydü. Önce Enzo’yu gri sisin üzerine göndermek için bir ritüel yapmayı düşündü. Böylesi nispeten daha güvenliydi; bu sayede ruh bedeninin uğrayacağı olası hasar ve yozlaşma, denemeye başlamadan önce ortamın etkisiyle tamamen filtrelenebilirdi.

Ancak bir sonuç alamayacağından şüpheleniyordu. Kader yolundaki beyonderlar, gizemli mekânın onun üzerindeki izdüşümünü fark edebiliyorlardı. Gri sisin üzerinde ise o emsalsiz özellik artık mevcut olmayabilirdi. Bu, bir filin gövdesini incelemeye çalışırken dışarıdan bakmak yerine içeriden bakmaya çalışmak gibi bir şeydi.

Parmaklarını birbirine bastırıp altın sikkeyi uzun bir süre sessizlik içinde sıktıktan sonra kararını verdi.

Aniden ayağa kalktı, ritüel hançerini çıkardı ve odayı yalıtmak için bir tinsellik duvarı ördü.

Bunu, olası çığlıkların veya tuhaf bir gürültünün dışarıdan duyulmasını engellemek için yapmıştı!

Hemen ardından bir ritüel hazırladı ve Sinsi Açlık’ı gri sisin üzerine kurban etti.

Başına bir şey geldiğinde eldivenin ona saldırmasından korkuyordu!

Bu, Sinsi Açlık’ın doğasında olan bir özellikti. Karnı doymadığında ve günde bir kişi yeme programı aksadığında, kullanıcısını doğrudan av olarak görürdü. Ve Klein onu beslediğinden çok daha sık aç bırakıyordu.

Tüm hazırlıkları titizlikle ve düzenli bir şekilde tamamladıktan sonra Klein, Enzo’nun elindeki Kan Çiçeği’ni aldı ve sol avucuna taktı.

Bu, ciddi bir fiziksel hasar alsa bile iyileşmesini garanti altına alıyordu.

Tam takacağı sırada bir an durup düşündü. Bir kağıt parçası alıp üzerine şunu yazdı: “Yüzüğü çıkarmayı unutma.”

Zekası düştüğü takdirde, deneyden sonra Kan Çiçeği’ni çıkarmayı akıl edememekten endişeleniyordu.

Öyle bir şey olursa, herhalde beni bir öpücükle uyandıracak güzel bir prensese ihtiyacım olur, hayır… Yüzüğümü çıkarması yeterli... Klein kendi kendine güldü ve derin bir nefes verdi. Ceketini çıkarıp yüzüğü parmağına geçirdi.

Sonra bakışlarını yeni kuklası Kazanan Enzo’ya dikti.

Kriz hissi ve gerginlik kaçınılmazdı ancak bir kez karar verdiğinde, tecrübesi sayesinde geri adım atmadan ilerleyebiliyordu.

Gerekli ayarlamaları yapıp tefekkür haline girdikten sonra kuklasına yavaşça arkasını dönüp kendisine bakmasını emretti.

Kazanan’ın gözleriyle, ilk gördüğü şey ince bir tabaka halinde yayılan grimsi beyaz bir sis oldu.

Sisin ortasında, mavimsi siyah bir leke barındıran muazzam bir ışık kapısı duruyordu.

Işık kapısı, sayısız katmandan oluşan küresel ışıklardan meydana gelmişti. Her bir küresel ışık, içinde kıvranan kurtçukları barındırıyordu. Bazıları şeffaf, bazıları ise yarı sayffaftı. Üzerlerinde derin anlamlar taşıyan, karmaşık ve tarif edilemez semboller ile desenler vardı.

Klein daha ayrıntıları seçemeden, zihninde şiddetli bir uğultu hissetti ve bilincini kaybetti.

Ne kadar süre geçtiği belirsizdi ama yavaşça kendine geldi. Hafızasını bir anlığına kaybetmişti, neredeyse gün ağarana kadar uyuduğunu sanmıştı.

Ne oldu? Dışarısı hâlâ karanlık… Klein elleriyle destek alarak doğruldu ancak o zaman yerde yattığını fark etti.

O esnada göz ucuyla Enzo’yu gördü. Zihnine bir anda pek çok görüntü ve ses hücum etti.

Doğru ya. Canavar yolundaki beyonderların benim vücudumda ne gördüğünü anlamaya çalışıyordum… Çok fazla uyarana mı maruz kaldım da bayıldım? Hâlâ hayal meyal acı dolu bir çığlık hatırlıyorum. O ben miydim? Hafızası yerine gelen Klein, aceleyle durumunu kontrol etti. Vücudunda, sanki içeriden bir şey dışarı fırlamaya çalışmış gibi kanlı ve korkunç bir yara gördüğünde şaşkına döndü.

O anda yaranın içindeki etler kıvranıyor, anormal bir hızla kendini yeniliyordu.

Yere baktığında, kanın yattığı yerin siluetini çizdiğini gördü.

Neyse ki Kan Çiçeği’ni takmışım; yoksa vücudumun iflas etmesi sonucu aldığım ağır yaralar yüzünden yavaş yavaş ölebilirdim. Dirildikten sonra insan formunda mı yoksa bir canavar formunda mı olurdum acaba… Klein elini kaldırıp şakaklarını ovuştururken çevreyi süzdü. Mobilyaların devrildiğini gördü ancak tinsellik duvarı hâlâ sapasağlam duruyordu.

Anormalliğin sadece kendisiyle ve çevresindeki küçük bir alanla sınırlı kaldığını, dışarı taşmadığını anlayınca rahatlama içinde içini çekti.

Yarasının iyileşme hızından, bir dakikadan fazla baygın kalmadığını tahmin etti.

Sandalyeyi kaldırıp oturdu, sanki bir şeyi unutmuş gibiydi ama ne olduğunu bir türlü anımsayamıyordu.

Ancak içgüdüsel olarak ortalığı toplarken üzerinde “Yüzüğü çıkarmayı unutma” yazan notu gördü. İşte o zaman aydınlandı ve sol elindeki altın yakut yüzüğü parmağından çıkardı.

Daha fazla anı canlanırken başını salladı ve içinde kalan o hafif korku ve gülümsemeyle mırıldandı: “Şans bazen gerçekten çok önemli. Eğer Kan Çiçeği’nin yan etkileri rastgele bir şekilde zirve noktasına ulaşsaydı, bu kelimeleri tanıyamaz ve hatırlatmayı göremezdim…”

Yarasının büyük ölçüde iyileştiğini görünce Kan Çiçeği’ni Enzo’ya taktı ve Yeşil Öz’ü çıkardı.

İkincisinin sağladığı tedavi sayesinde artık hiçbir rahatsızlık hissetmiyordu. Dikkatini tekrar gördüğü manzaraya verdi. Bu, kader yolu beyonderlarının onda gördüğü şeydi.

Mavimsi siyahla lekelenmiş bir ışık kapısı. Sayısız küresel ışık. Birbirine dolanmış şeffaf ve yarı şeffaf kurtçuklar. Mistik bir karmaşıklığa sahip, içinde tonla bilgi gizleyen ama başkalarına hiçbir geri bildirim vermeyen semboller ve desenler… Bunlar neyi temsil ediyordu?

Bu, gri sisin üzerindeki gizemli mekâna karşılık gelen özel bir mitolojik yaratık formu mu? Bir Dizi 0'a, yani gerçek bir tanrıya ait bir form mu?

Gri sisin perdelemesi yüzünden sadece kader yolu beyonderları bunu doğrudan görebiliyor, görsel bir darbe ve yozlaşmaya maruz mu kalıyorlardı? Yine aynı perdeleme yüzünden, bu beyonderlar sanki kendi gözleriyle bir tanrıyı görmüş gibi doğrudan parçalanmıyor ama aynı zamanda herhangi bir bilgi de mi alamıyorlardı?

Klein bir an düşündü ve gizli anlamı çözmek için kehanet kullanmaya başladı.

Işık kapısı, Çırak’ın sandalyesinin arkasındaki sembole benziyor gibi. Belki de Bay Kapı’ya işaret ediyordu…

Üst üste binmiş sayısız küresel ışık, benim tefekkür halimle tıpatıp aynı. Ve bu da Dünya’daki bazı romanlarda anlatılan mitolojik sistemlerden kaynaklanıyor… Acaba bilinçaltım, bu etkiden dolayı en alakalı ve en yakın eşleşen anıyı mı seçti? Yoksa benim tercihim, gri sisten yansıyan bu görüntünün biçimini mi etkiliyor?

Biçimi bozulmuş şeffaf kurtçuklar, Hornacis sıradağlarının ana zirvesindeki devasa tahtın üzerinde duran kurtçuk yığınına benziyor ama ufak farklar var. Bu, Kahin yolunun Dizi 0'ı, yani Budala mı? Yarı şeffaf olanları net göremedim. Söylemesi zor…

Ayrıca o mavimsi siyah renk, aklımı sürekli o gizemli mekânın ulaşamadığım derinliklerine götürüyor… Işık merdiveninin en üst basamağında durduğumda, havada yoğunlaşan o bulut benzeri kütlenin üzerinde mavimsi siyah izler görebiliyormuşum gibi gelmişti…

Klein bu konu üzerinde epey kafa yordu ama net bir cevap alamadı. Elinden gelen tek şey, bunu aklının bir köşesine yazmak ve daha fazla bilgi ve ipucu bulduğunda analiz etmekti.

Olay mahallini temizledikten sonra saat yönünün tersine dört adım attı ve gri sisin üzerine çıktı. Fiziksel durumunu derinlemesine incelemeyi ve Enzo’nun hâlâ pasif bir şansı mı yoksa uğursuzluğu mu olduğunu teyit etmeyi planlıyordu.

Bayam. Fakir mahallelerden birinde, pek de büyük olmayan köhne bir ev.

Yıldızların Amirali Cattleya, kapıda o kendine has tıklama ritmini duyduğunda masasının başında kapıya doğru bakıyordu.

“Gir içeri.” Sesini gizlemeye çalışmadı.

Ahşap kapı gıcırdayarak açıldı ve içeri kapüşonlu siyah bir cübbe giymiş olan Asılmış Adam girdi.

Bu şüpheli kılığını gören Cattleya, kalın gözlüklerini hafifçe düzeltti ve gülümseyerek konuştu: “Dışarıda bu şekilde dolaşırsan, beş dakika içinde Fırtına Kilisesi üyeleri tarafından kuşatılırsın.”

Kendisi herhangi bir kılık değiştirme gereği duymamıştı çünkü Gehrman Sparrow’un Gelecek gemisine binmesine izin verdiği bilgisinin denizlerde çoktan yayıldığını biliyordu. Asılmış Adam’ın, Yıldızların Amirali’nin Bayan Münzevi olduğunu tahmin etmesi zor değildi.

Alger ona doğrudan cevap vermedi. Kapıyı kapatırken bir sandalye çekti ve tersledi: “Senin için de aynısı geçerli.”

Yedi korsan amirali arasında Yıldızların Amirali’nin, Cehennem Amirali’nden hemen sonra geldiğini kastetmişti. Üstelik Gehrman Sparrow ile derin bağları olduğundan şüpheleniliyordu. Fırtına Kilisesi ve Gecekuşu Kilisesi tarafından aranan bir hedefti. Başına konan ödül 45.000 pounda çıkmıştı ve hangi şehirde olursa olsun, kılık değiştirmediği takdirde tanınması sadece bela demekti.

Cattleya hafifçe başını salladı ve Asılmış Adam’ın kapüşonlu yüzüne baktı.

“Benim karşımda bu kılık değiştirme çaban bir anlam ifade etmiyor.

“Yine de terciğine saygı duyuyorum.”

Gözlüklerini takmaya devam ediyordu.

Baskın bir duruşu ve büyük bir özgüveni var. Yıldızların Amirali’nden beklendiği gibi... Kapüşonunun altında maske takan Alger, kılık kıyafet konusunun üzerinde durmayarak doğrudan sadede geldi.

“Bana yardım sağladığın için teşekkür ederim.”

Cattleya sağ elini sol dirseğine koydu.

“Merak ediyorum. Mevcut gücün ve sahip olduğun kaynaklarla, benim yardımım olmadan da Zanaatkar meselesini çözebilirdin. Neden bu kadar ileri gittin?”

Alger zaten hazırlıklıydı ve kısa bir cevap verdi: “Başkalarının konuşma konusu olmak istemiyorum.”

Cattleya, bu sözlerin ardında yatan asıl manayı kavramış gibiydi. Birkaç saniye derin derin düşündükten sonra konuştu. "Daha fazla bilgiye ihtiyacım var."

Alger hafifçe başını sallayarak bildiklerini aktarmaya başladı. "Gözlemlerime ve tahminlerime dayanarak söylüyorum; zanaatkar, muhtemelen İlksel Ay'a inananların kontrolü altında. Üstelik bunlar Yaşam Düşünce Okulu'nun hainleri değil, Güney Kıta'nın o kadim grubuna mensuplar."

Cattleya'nın yüzündeki o sakin ifade zerre bozulmadı. Bir an sessizliğe gömülüp durumu tarttı.

"Neden Bay Ay ile iletişime geçmiyorsun? Bu tür meselelerin onun bir hayli ilgisini çekeceğini düşünüyorum."

Alger, dudaklarını hafifçe bükerek gayet sıradan bir tonda cevap verdi. "Eğer işin içinden kendi başımıza çıkamazsak, bunu yapabilirim."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.