Backlund, Batı Bölgesi, Odora ailesinin malikanesi.
Çağrılan Emlyn White, şapkasını ve paltosunu çıkarıp beklemek üzere hobi odasına geçti.
Odada, bu önemli figürle tanışmak için ismiyle çağrılmış birkaç Sanguine üyesi daha vardı. Emlyn şöyle bir etrafı süzdükten sonra, burnu neredeyse şekli bozulmuş denecek kadar kemikli bir adamın yanına çöktü.
Keskin hatlı yüzünü kahverengi saçlar ve kırmızı gözler tamamlıyordu. Elinde bir çizgi roman tutuyor, amaçsızca sayfaları karıştırıyordu.
Bu kişi, Delaire Ormanı’ndaki terk edilmiş kadim kale hakkındaki bilgiyi Emlyn’e veren Sanguine’den başkası değildi: Vikont Ernes Boyar.
Emlyn aslında önümüzdeki birkaç gün içinde bu vikontu ziyaret etmeyi planlıyordu ama onunla burada karşılaşmayı hiç beklememişti. Kısa bir tereddütten sonra temkinli bir sesle sordu: "Ekselansları, Delaire Ormanı’ndaki o terk edilmiş kadim kale hakkındaki bilgiyi nereden aldığınızı öğrenmek istiyorum."
"Neden? Müşterin orada hiç kadim hortlak olmadığını mı söyledi?" Ernes Boyar bakışlarını çizgi romanından ayırıp Emlyn’e bir göz attı.
"Hayır, alakası yok." Emlyn bir açıklama yapma gereği duymadan, sorusunu inatla vurguladı. "Sadece kaynağı merak ediyorum. Mevzu göründüğü kadar basit değil sanki."
Ernes Boyar çizgi romanını kapattı ve hafifçe başını salladı.
"Sır falan değil aslında. Lord Nibbs’ten öğrendim. Dürüst olmak gerekirse, daha önce ben de duymamıştım. Delaire Ormanı’nda böylesine kadim bir kalenin olması hayal etmesi güç bir durum."
Lord Nibbs demek... Emlyn’in zihninde içgüdüsel olarak bazı düşünceler belirdi.
Yine bir test...
Ama böyle bir test fazla tehlikeli değil mi? Çözülmesi için Sayın Budala’nın müdahalesi bile gerekti... Emlyn daha önce üzerinde düşündüğü detayları hatırlayınca kaşlarını hafifçe çattı. Şansını deneyerek sordu: "Ekselansları, peki neden o kaleyi bizzat keşfetmediniz? Arkeolog olduğunuzu hatırlıyorum. Üstelik bu süreçte bir kadim hortlaktan düşecek Beyonder malzemelerini de elde edebilirdiniz."
"Lord Nibbs oranın çok tehlikeli olduğunu söyledi. Kont seviyesine gelmeden kimse yanına bile yaklaşmamalıymış."
"..." Emlyn’in ağzı bir karış açık kaldı, ifadesi dalgınlaştı.
Ardından öfkesini dizginleyerek, baskılanmış bir sesle sordu: "Peki neden beni uyarmadınız?"
Ernes güldü.
"Bariz değil mi?
Biz Sanguine’lerin bildiği ve içinde Beyonder yaratıklarının olduğu bir yer, özel bir sebebi olmasa bugüne kadar nasıl varlığını sürdürebilirdi?"
Emlyn donup kalırken Ernes devam etti: "Normal bir mantık yürütürsek durum şudur: Delaire Ormanı’nın bir yerlerinde kadim hortlaklar olabilir. İnsanlar onlarla karşılaşmıştır ama kaynağını bulamamışlardır.
Bu da o kadim hortlakları bulmanın çok zor ve zahmetli bir iş olduğu anlamına gelir. Onları aramak için harcanacak zamanın maliyeti, değerlerini aştığı için bugüne kadar hayatta kalabilmişlerdir.
Senin bu mantık yürütmedeki sorunu kolayca fark edeceğini sanmıştım. Müşterin için de aynısı geçerli. Eğer harekete geçmeye karar verdilerse, buna uygun bir güvene sahip olmaları gerekir."
O an Emlyn, Vikont Ernes’in söylediklerinin son derece mantıklı olduğunu hissetti; karşı çıkacak tek bir kelime bile bulamadı. Bayan Büyücü ve kendisi çok budala olduğu için kadının tehlikenin ortasına balıklama daldığına inanmaya başlamıştı. Kendiyle alakası yoktu.
Ancak bir saniye sonra, utanç ve hüsran dalgasıyla sarsıldı; kendine karşı büyük bir öfke duydu.
Sonunda Emlyn başka bir sorunu daha kavradı:
İstihbarat bir tehlike arz etsin ya da etmesin, Ernes Boyar’ın onu bu konuda açıkça bilgilendirmesi gerekirdi. Çünkü tehlikenin seviyesini, kaynağını ve nasıl ortaya çıktığını anlamak, bir keşif görevinde atlanmaması gereken hayati bir önem taşırdı!
Bunu bilerek yaptı! Emlyn, kızıl gözlerini kısarak kesin bir sonuca vardı. Çenesini dikleştirip, "Haklısınız. Anlaması kolay ama o terk edilmiş kadim kalede pusuya yatmış olan tehlikeyi daha çok merak ediyorum," dedi.
Ernes, rengi neredeyse kanı andıran siyah çayını eline alıp bir yudum çekti.
"Ben de emin değilim. Lord Nibbs bir şey söylemedi."
Emlyn’in yüzü asıldı. Tam iğneleyici bir yorum yapacakken, Odora Cosmi’nin odaya girip kendisine baktığını gördü.
"Emlyn, görüşme vakti geldi."
"Pekala." Emlyn duygularını dizginleyip yeleğinin alt kısmını düzeltti ve acele etmeden ayağa kalktı.
Yer altına inen merdivenlerde onu takip ederken, sonunda dayanamayıp alçak sesle sordu: "Baron Cosmi, aslında kiminle görüşeceğim? O’na nasıl hitap etmeliyim?"
Orta yaşlı bir beyefendi gibi görünen Cosmi gerçeği saklamadı. Derin bir saygıyla yanıtladı: "Dük Olmer."
Dük Olmer... Emlyn bilinçsizce sırtını dikleştirdi ve bakışlarını duvardaki lambalara çevirdi. Metal yüzeydeki yansımayı kullanarak görünüşünü kontrol ediyordu.
"O", Sanguine ırkını ayakta tutan üç dükten biriydi; Büyük Felaket’ten önce de var olan kadim bir güçtü. Unvanı "Dolunay"dı ve üç bin yaşını aşmıştı. Bir zamanlar Ata Lilith’in izinden bizzat yürümüştü!
Şüphesiz ki bu isim, Sanguine tarihinin ve ihtişamının ta kendisiydi!
Birkaç gizli kapıyı geçtikten sonra Emlyn ve Cosmi, metalik gri renkte bir salona ulaştılar.
Zemin ve duvarlar yeşil otlar, çiçekler ve tahıllarla kaplıydı. Bitkilerin arasında böcekler geziniyor; Emlyn’e şehri terk edip kırsal bir yere gelmiş hissi veriyordu. Etrafındaki her şeyden yaşam fışkırıyordu.
Bu manzara ilk bakışta çok tuhaf gelmese de, dikkatle incelendiğinde pek çok gariplik göze çarpıyordu.
Otların ağız benzeri yarıkları vardı ve buradan çıkan lifler böcekleri avlıyordu. Çiçekler yapraklarını el gibi kullanarak kendi polenlerini topluyordu. Tahıl başakları ağırdı ve zaman zaman içlerinden iniltiler yükseliyordu. Sayısız türde sıra dışı böcek vardı; bazılarının başı yılan, bazılarınınki ise kuş şeklindeydi.
Salonun ortasına yaklaştıkça bu bitki örtüsü daha da gürleşiyordu. Alanın merkezinde, coşkun ruhlarla çevrili bir mezar yükseliyordu.
Cosmi mezara dönüp hürmetle eğildi.
"Majesteleri, Emlyn White geldi."
"Tünaydın, Majesteleri." Emlyn o her zamanki kibrinden eser kalmamış bir haldeydi, aksine biraz eli ayağına dolaşmıştı.
Mezarın içinden, sahibinin yaşını ele vermeyen yumuşak bir ses kıkırdadı.
"Çok başarılı, genç bir Sanguine.
Cosmi, şimdilik bizi yalnız bırakabilirsin."
"Emredersiniz, Majesteleri." Cosmi saygıyla eğilip tazelik kokan o metalik gri salonu terk etti.
Emlyn orada öylece durup mezardan gelen o kadife sesi dinledi.
"Sabah Nibbs bana, vikont unvanına karşılık gelen bir Yapay Vampir Beyonder özelliği elde ettiğini bildirdi."
"Evet, ancak yozlaşmış durumda ve arındırma gerekiyor." Emlyn, Beyonder özelliklerindeki zihinsel yozlaşmanın temizlenmesi gerektiğinden bahsetmedi; bunun Sanguine’ler için önemsiz bir mesele olduğuna inanıyordu. En azından Baron Cosmi daha önce bunun mümkün olduğunu onaylamıştı.
Olmer kısa bir onayla karşılık verdi.
"Güzel. O özelliği bizzat arındıracağım."
Bir an duraksadıktan sonra devam etti: "Sanguine’ler uzun bir ömre sahip olsalar da, bizler de olgunlaşır ve yaşlanırız. Yeni doğumlar ve ölümler kaçınılmazdır. Ne olursa olsun, genç üyeleri yetiştirmek her ırk için bir gerekliliktir. Son zamanlarda sergilediğin üstün yetenek ve olağanüstü beceriler, seni üzerinde önemle durduğumuz bir hedef haline getirdi. Bu nedenle, gelişimini hızlandırmak amacıyla sana bazı testler vermek için bizzat seninle görüşmeye geldim."
Üstün yetenek ve olağanüstü beceriler... Emlyn’in çenesi bir kez daha yukarı kalktı.
Ardından içinden derin bir iç çekti.
Gerçekten de, tıpkı Asılmış Adam’ın öngördüğü gibi; bir test, bir görev ve bir mülakat olacaktı...
Duyguları sel olup taşarken hürmetle yanıtladı: "Her zaman hazırım."
"Güzel," dedi Olmer’in mezardan yükselen yumuşak sesi. "Sıradaki görevin, Backlund’da saklanan Gül Tarikatı’nın kilit üyelerini bulmak. Bu konuda elimizde çok az ipucu var ve pek çok durumda soruşturmayı tek başına yürütmen gerekecek."
Gül Tarikatı mı? Bizim Sanguine’lerle bir husumetleri mi vardı? İlkel Ay’a inanan bazı kişileri aralarına katıyorlardı sanırım? Emlyn, Tarot Kulübü sayesinde Gül Tarikatı hakkında aslında epey şey biliyordu ama bunu belli etmeden gizledi.
"İlkel Ay inananlarını içlerine çekmelerinin yanı sıra, Sanguine’lerin kutsal eserlerinden birine sahipler. Ata’dan kalan bir şey bu. Onu geri almamız gerekiyor." Olmer’in sesine bir ciddiyet çöktü.
Ata’dan kalan... Sanguine kutsal eseri... Emlyn tereddüt etmeden, "Majesteleri, Backlund’daki Gül Tarikatı üyelerini bulmak için var gücümle çalışacağım," dedi.
Olmer’in sesi tekrar yumuşadı.
"Çok iyi. Birazdan Cosmi’den gerekli bilgileri al ve kendine bir çıkış noktası bul."
Emlyn şimdiden göreve atılmak için sabırsızlanıyordu ama yine de kendini tutarak temkinli bir soru sordu: "Majesteleri, Delaire Ormanı’ndaki o terk edilmiş kadim kale hakkında bilginiz var mı?"
"Oraya mı gitmek istiyorsun? Çok tehlikelidir," dedi Olmer mezarın içinden.
Emlyn bir açıklama yapmadan doğrudan sordu: "Ne tür bir tehlike?"
Olmer kıkırdadı.
"O kadim kale benden bile eski olabilir, hatta Delaire Ormanı’ndan bile.
Onu kimin inşa ettiğini bilmiyorum. Tek bildiğim, yerin altında bir şeyin mühürlü olduğu ve devasa bir sır sakladığı.
Oraya yaklaşan her yaratık, içerideki güç tarafından yozlaştırılma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Bir zamanlar bunun Uçurum ile bir ilgisi olduğunu düşünmüştük ama kadim kaleye atılan bir İblis bile yozlaşarak o soğuk ve zalim tavrından çıkıp delirmiş, kaosa sürüklenmişti."
O zaman neden mührü açıp durumu anlamaya çalışmadınız? Emlyn içinden söylendi ama tek kelime etmedi.
Olmer daha fazla konuşmadı. Görüşmeyi sonlandırıp Emlyn’i huzurundan uğurladı.
Akşam çökerken Backlund, ağır ve kara bulutların esareti altına girmiş, ince bir çisenti şehri yıkamaya başlamıştı.
Emlyn White, şapkasının siperliğini indirmiş, revakların altındaki korunaklı gölgeden ilerliyordu. Kan kırmızısı gözleri, antikacı dükkanlarını büyük bir keyifle gezen Vikont Ernes Boyar’a kilitlenmişti.
Ernes’in kendisine eksik bilgi vermiş olması canını sıkıyordu. Odora villasından ayrıldıktan sonra, adeta bir refleksle adamın peşine takılmış, onu gölge gibi izlemeye başlamıştı.
Ancak bir süre sonra içinde bir boşluk hissetti. Ernes’e nasıl bir karşılık vereceğine veya ona ne kadar ağır bir ders öğretmesi gerektiğine henüz karar verebilmiş değildi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.