Minsk Caddesi ve çevre bölgeden sorumlu Rice Karakolu'nun içi.
Klein, kendisini dışarı kadar geçiren memurun elini sıktı.
"Bu tehdit mektubunun kesinlikle o seri cinayetlerle bir ilgisi olmalı. Dedektif heyetinin kurucusu, büyük dedektif Bay Isengard Stanton daha bu öğleden sonra saldırıya uğradı! Lütfen bu işi ciddiye alın."
Polis memuru elini çekip, "Merkez etmeyin Bay Moriarty," dedi. "Uyarınızı kesinlikle kulak arkası etmeyeceğiz, durumu derhal üstlerimize bildireceğiz."
"Çok teşekkürler." Klein şapkasını takıp kapıdan dışarı çıktı.
Gelen iki tehdit mektubunu ve o İblis köpeğin efendisi olduğundan şüphelendiği kişinin kışkırtmalarını gördükten sonra, Klein kanıtları en yakın karakola götürüp şikayette bulunmakta tereddüt etmemişti. İşin bir an önce Cezalandırıcı Vekiller'e ya da Makine Kovan Zihni Ekibi'ne devredilmesini umuyordu; böylece resmi yetenek sahibi kişilerin koruması altına girebilecekti.
Artık dedektiflik kimliğini korumak için hiçbir sebebi kalmamış olsa da, Minsk Caddesi on beş numaradaki evini terk edip başka bir yere yerleşerek kimlik değiştirmesi işten bile değildi. Ancak o tehdit mektubunu yazanın amacının tam da bu olabileceğinden şüpheleniyordu.
Yasadışı bir yetenek sahibi olarak ifşa olma korkusunu kullanan fail, onu gecenin karanlığında kaçmaya zorluyor olabilirdi. Sonra da bu kaçış esnasında fırsat kollayıp saldıracaktı.
Aslında şikayette bulunmak için karakola doğru giderken bana saldırmak için oldukça uygun bir zamandı... Tıpkı evde olduğum anlar gibi... O herifin başka planları var... Şüphe ve endişe içinde kıvranan Klein, Minsk Caddesi'ne geri döndü.
Arabadan iner inmez, çiseleyen yağmurun altında, sokak lambalarının cılız ışığında evinin önünde dolanan bir figür çarptı gözüne.
Klein'ın yüreği ağzına geldi ama gelen kişiyi tanıyınca hemen rahatladı.
Gelen, ona hayranlık duyan, orta boylu, zayıf özel dedektif Stuart'tı.
Yine de tedbiri elden bırakmamalıyım... Ya İblis yolunun sonraki seviye yetenekleri arasında Yüzsüz benzeri bir güç varsa? Klein bastonunu sıkıca kavrayıp yavaşça yaklaştı ve onu denemek için seslendi.
Dedektif Stuart aniden başını çevirdi ve gergin bir sesle, "Bay Moriarty, bir tehdit mektubu aldım," dedi. "Üzerinde 'Hepiniz öleceksiniz!' yazıyor."
Klein şaşkınlıkla, "Siz de mi aldınız?" diye sordu. Aslında bu durum son derece anlaşılırdı.
Stuart da Isengard Stanton'ın seri cinayetlerin soruşturması için bir araya getirdiği dedektiflerden biriydi.
Stuart’ın gözleri fal taşı gibi açıldı.
"Siz de mi aldınız?"
"Evet." Klein ciddi bir tavırla başını salladı.
Aslında birden fazla... diye ekledi içinden.
"Ne yapmalıyım? Önce Bay Stanton'ı ziyarete gittim ama saldırıya uğradı haberini alınca hemen size geldim. Tanrı'ya şükürler olsun ki buradasınız. Tam da gitmek üzereydim!" dedi Stuart telaşla.
Klein kapıyı işaret etti.
"İçeride konuşalım."
Oturma odasına geçtikten sonra Klein banyoya gitmek için izin istedi ve hemen gri sisin üzerine çıkıp iki kehanet gerçekleştirdi. Birincisi, gelen kişinin gerçekten Stuart olduğunu teyit etmekti. İkincisi ise bu gece ciddi bir tehlike olup olmadığını öğrenmekti. Her iki kehanet de şüphelerini doğrulayan işaretler verdi.
Yani Stuart kılık değiştirmiş bir düşman değildi ve bu gece büyük bir tehlike kapıdaydı.
Elbette bu tehlike doğrudan Klein'ın gözünün önünde gerçekleşmeyebilirdi; birileri karanlıkta sinsice yok edilebilirdi. Kehanetin sınırları da buydu zaten. Sadece belirli bir dereceye kadar işaretler sunabiliyor, resmi bütünüyle göstermiyordu. Kesin bir cevap almak imkansızdı.
Üstelik mistisizmin bu sınırlılıkları, eleme veya seçenekleri ikiye indirgeme gibi yöntemlerle aşılamazdı.
Gerçek dünyaya dönen Klein, tuvaletin sifonuna bastı; akan suyun gürültüsü eşliğinde ellerini yıkayıp kapıyı açtı.
"Stuart, kahve mi alırsınız yoksa çay mı?" diye sordu Klein son derece sakin bir sesle.
Stuart ayağa kalktı ve başını salladı.
"Hayır, önce şu meseleyi konuşmalıyız. Geçmişte de pek çok tehdit mektubu aldım ama hiçbir bugün aldığım o şeye benzemiyordu. Bunu taze kanla yazmış olmalı! Sezgilerim bana kesinlikle harekete geçeceğini ve bunu yapacak güce sahip olduğunu söylüyor! Bu arada, Bay Stanton da aynı kişi tarafından saldırıya uğradı, değil mi?"
"Sanırım öyle," dedi Klein hissiz bir ses tonuyla, ardından yerine oturdu. "Bunun o seri cinayetlerle bağlantılı olması kuvvetle muhtemel. Sizin, benim ve Bay Stanton'ın ortak noktası o dava."
Stuart biraz fazla tepki veriyor... Bay Stanton'a yapılan saldırı gözünü mü korkuttu acaba? Aynı zamanda Klein, Stuart'ı dikkatle süzüyordu.
Onun sakinliğinden etkilenen Stuart da gözle görülür bir şekilde yatıştı. Yeniden yerine oturup düşünceli bir tavırla, "Öyle görünüyor..." dedi.
Sözünü tamamlayamadan, odanın içinde aniden çınlama sesleri yankılandı.
Biri kapı zilini çalmıştı.
Stuart, ürkmüş bir kuş gibi anında yerinden sıçradı.
Klein ona kaşlarını çatarak baktı, ardından kapıya yönelmek için ayağa kalktı.
Eli kapı koluna değer değmez, dışarıdaki manzara zihninde belirdi.
Gelenler gri tüvit mantosuyla Dedektif Kaslana, kızıl saçlı yardımcısı Lydia ve aşina olduğu birkaç adamdı.
Bunların hepsi Bay Stanton'ın topladığı özel dedektiflerdi... Beklendiği gibi... Klein hafızasını yoklayınca gelenleri hemen tanıdı.
Kapıyı açtı ve iki adım geri çekildi.
Gür kaşları ve hafifçe sarkık yanaklarıyla Kaslana, önce Klein’a, ardından arkasındaki Stuart'a baktı. Selam sabahı pas geçerek doğrudan konuya girdi: "Hepimiz aynı tehdit mektubunu aldık, sanırım siz de aldınız, değil mi?"
"Evet," diye yanıtladı Klein ciddiyetle.
Kaslana ağzından çıkan soğuk havayı üfleyerek içeri adım attı.
"Hepimizi seri cinayet davası için Bay Stanton toplamıştı. Tek ortak noktamız bu."
"Ben de öyle düşünüyorum." Klein evin içini işaret etti. "İçeride konuşalım."
İçeri giren altı özel dedektifi izleyen Klein, İblis köpeğin sahibinin niyetini hızla analiz etmeye başladı.
Böyle büyük bir gürültü koparmak, çok geçmeden resmi yetenek sahibi örgütlerin dikkatini çekecekti. Kim bilir, belki bu bölgeyi koruyan bir yarı tanrı bile olabilirdi; öyleyse intikamını nasıl alacaktı?
Sadece kışkırtıyor, ordunun ve üç kilisenin yetenek sahiplerini bu özel dedektifleri korumak için seferber etmeye zorluyordu. Resmi yetenek sahipleri ihmalkar davranmaya cesaret edemeyeceklerinden, personellerini dağıtıp oradan oraya koşturarak kendilerini yıpratacaklardı. Tüm bunlar, o zamanki asıl hedeften intikam almak için miydi?
Bu süreçte, belki resmi yetenek sahiplerinden bazılarını öldürme fırsatı bile bulabilirdi...
Özel dedektiflere gelince, onların işini ancak çok sonra, tetikte olma halleri gevşediğinde bitirecekti...
Tabii ki, bu tür yoklamalar bir açık verirse, bu fırsatı kesinlikle kaçırmazdı...
Tehlikeyi önceden sezen İblisler için bu, tam da onların güçlü yönlerine hitap eden bir yöntemdi.
Ancak üç kilisenin, ordunun ve kraliyet ailesinin elinde pek çok uzman ve mühürlü eser vardı. Yarı tanrılardan veya sıfır ve birinci sınıf mühürlü eserlerden yana hiçbir eksikleri yoktu. İblis köpeğin efendisi, elindeki bu gücü dizginleyecek hiçbir yeteneğin veya nesnenin olmadığından nasıl bu kadar emin olabiliyordu?
Hayır, buna kesinlikle cesaret edemezdi.
Resmi güçler, özellikle de Gece Bekçileri, Cezalandırıcı Vekiller ve Makine Kovan Zihni, kim bilir kaç yıldır İblislerle savaşıyordu. Dördüncü devirde, hatta daha da eski olan Üçüncü devirde benzer pek çok olay yaşanmıştı.
İblis köpeğin sahibi en fazla beşinci seviye bir yetenek sahibi olabilirdi. En ufak bir hatada, hatta hiçbir hata yapmasa bile, bir yarı tanrı ya da korkunç bir mühürlü eser tarafından paramparça edilebilirdi. Öyleyse neden hâlâ böyle girişimlerde bulunmaya cüret ediyordu?
Ya da sadece yetkililerle oyun oynuyordu ve harekete geçmeyip bunu tekrar tekrar yapacaktı...
Evet, bir ihtimal daha vardı. Tehdit mektubunu kullanarak hedeflerin yarısından fazlasını bir araya getirmeyi başarmıştı. Ardından, resmi örgütlerin birbirlerini dengeleme çabalarını, bürokratik prosedürlerini kullanarak bir zaman gecikmesi yaratacaktı...
Bay Isengard Stanton'a yapılan saldırının soruşturması, Hillston bölgesindeki doğaüstü işlerden sorumlu olan Makine Kovan Zihni'ne devredilmiş olmalıydı; ancak İblis köpeğini öldürenler çoğunlukla Gece Bekçileri'ydi. Bu iki örgütün detayları birbirleriyle uzun uzadıya paylaşmadığı kesindi...
Gerçi bu durum Bay Stanton’ın inancına göre de belirlenebilirdi... Hangi ilaha inanıyordu acaba... Bunu bildiğimi sanmıyorum, tahmin de edemiyorum...
Kısacası, farklı bölgelerde yaşayan ve farklı inançlara sahip bu kadar çok özel dedektif varken, yetki alanlarının bölünmesi son derece zahmetli bir işti ve ortak operasyonlar yürütmek öyle kolay olmayacaktı.
Şu anda bizi koruyanlar muhtemelen resmi yetenek sahiplerinin sadece iki veya üç grubu olmalıydı. En fazla diyakoz seviyesinde olacaklardı ve çok güçlü ya da tehlikeli mühürlü eserler kullanmayacaklardı. Yüksek seviyeli bir yarı tanrı bile gözlerini bu kadar çabuk bize dikmezdi.
Bu da İblis köpeğin sahibine bir fırsat sunacaktı.
Her ne kadar üç ya da dört grup resmi yetenek sahibi, bir hatta birden fazla beşinci seviyeyi kesinlikle alt edebilecek olsa da, durumdan faydalandığı sürece kaçmayı başarması kuvvetle muhtemeldi.
Klein sadece yirmi otuz saniye içinde iki üç olasılık türetmiş ve her biri hakkında önsel bir kanaate varmıştı.
Bu gece büyük bir tehlike yaşanacağına işaret eden kehanet sonucunu düşününce, Klein düşünceli bir şekilde başını salladı, kapıyı kapattı ve oturma odasına girdi. Oturan veya ayakta duran dedektiflere dönerek sordu:
"Polisi aradınız mı?"
O gün toplananların neredeyse yarısı buraya gelmiş diye geçirdi içinden, dedektifleri gözleriyle süzerken.
Diğerlerinin adına sözü alan Kaslana oldu. "Bazıları polisi aradı, bazıları da Bay Stanton'a ya da tanıdık arkadaşlara ulaşmaya çalıştı. En sonunda hepimiz bir araya geldik ve dahi dedektifimizi, yani sizi ziyaret etmeye karar verdik."
Klein usulca başını sallayarak bilerek sakin bir tonda konuştu. "Herkes sakin olsun, fazla gerilmeyin. Mektubu gönderen kişi o seri cinayetlerin intikamını almaya çalışıyor olmalı ama alt tarafı tek bir kişi, yanında en fazla bir iki ortağı vardır. Biz ise burada dövüşmeyi ve silah kullanmayı iyi bilen sekiz dedektifiz. Ondan korkmak için ne sebebimiz var?
Ayrıca Bay Stanton'ın bir araya getirdiği tek kişiler bizler değildik. Tehdit mektubu alan diğer dedektifler de muhtemegen aynı durumdadır. Sadece sizinle karşılaşmadılar ya da beni ziyaret etmeyi düşünmediler, o kadar."
Onun bu sözleri üzerine Kaslana ve yardımcısı Lydia, akılları bir şeye yatmamış gibi şüphe dolu bir ifadeyle birbirlerine baktılar.
Bir diğer dedektif ise derin bir nefes aldı.
"Bay Moriarty, belki de dediğiniz gibidir, ondan korkmamıza gerek yoktur.
Ama o karanlıkta sinsice pusuda bekleyen bir yılan. Ne zaman saldıracağını kimse bilemez, kimse buna karşı önceden tetikte olamaz. Dahası, ailemize bile zarar verebilir."
"Ailemiz mi?"
"Ah, karım!"
"Hayır, benim küçük meleğim!"
Dedektifler bir anda kontrolden çıkan duygularının esiri olarak abartılı tepkiler vermeye başladılar.
Klein'ın hemen arkasında duran Stuart ise korku ve öfke içinde titriyordu.
"Hayır, bunu istemiyorum..." diye mırıldandı, neredeyse aklını kaçırmak üzereydi.
Tam Klein ve Kaslana onları sakinleştirmeye yeltenirken Stuart aniden silahını çekti ve namluyu Klein'ın kafasının arkasına doğrulttu!
Gözleri tamamen donuklaşmıştı, sanki duyguları bilincini tamamen ele geçirmişti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.