Giriş kapısını Üçüncü Dizi’den iki yarı tanrı koruyordu. Kadim bir tanrının ilahi krallığı olan Dev Kralı Sarayı’ndan beklenecek bir manzara... Tarot Kulübü üyeleri bir an aynı ürpertiyi hissetti. Güneş Derrick ise hiç duraksamadan anlatmaya devam etti.
Derrick, Dev Kralı Sarayı’nın kapısında nöbet tutan iki Gümüş Şövalye’yi ilk gördüğünde büyük bir şok yaşamıştı. Ancak sonrasında tanık olduğu olaylar silsilesi o kadar akılalmazdı ki, geriye dönüp baktığında bu durum ona son derece sıradan geliyor, artık içinde en ufak bir heyecan uyandırmıyordu.
"Dünya’nın bizimle paylaştığı bilgiler doğrultusunda, sarayın arkasına uzanan gizli bir yolu takip ettik. Karşımıza çıkan canavarlar çoğunlukla hayaletlerden ibaretti. Onları da Işıksız Çarmıh ile kolayca bastırdık. Solan Orman’a ulaştığımızda etrafı keşfetmeye çalıştık. Dev Kralı’nın iradesinden arta kalanların ve ilahi krallığın gücünün birleşerek kötücül bir ruh oluşturduğunu fark ettik. Bu ruh, anne ve babasının mozolesini koruyordu."
Derrick, sefer sırasında yaşadıklarını tüm detaylarıyla aktarırken Audrey, Alger ve diğer Tarot Kulübü üyeleri, kapıdaki Gümüş Şövalyeler hakkındaki düşüncelerini bir kenara bırakıp can kulağıyla dinlemeye koyuldular.
Solan Orman’da yatan sır her birinin fazlasıyla ilgisini çekmişti. Kadim tanrı Dev Kralı’nın, eşinden ve çocuğundan bile saklamaya çalıştığı şeyin ne olduğunu deli gibi merak ediyorlardı.
Derrick o an gördüğü manzarayı hatırlayınca duraksadı, ardından konuşmasını sürdürdü.
"Kötücül ruhu arındırdıktan sonra Dev Kralı’nın anne ve babasının anıt mezarına ulaştık. Orada mezar sahiplerinin kimliğini belirten taştan bir dikilitaş vardı. Ancak mezar odası ve lahitler çok önceden birileri tarafından açılmış, içindeki bedenler gün yüzüne çıkarılmıştı. Bunlar, iki insana ait cesetlerdi."
İnsan cesetleri mi? Dev Kralı’nın anne ve babasının mezarından insan cesetleri mi çıkmıştı? Koruyucu aile falan mıydılar? Hayır, o dönemde böyle bir inanç ya da kavram yoktu. Pek çok sırra vakıf bir yarı tanrı olan Keşiş Cattleya’nın aklına gelen ilk ihtimal, bu iki cesedin arkasında başka bir gerçek yattığı oldu.
Hemen ardından Kraliçe’nin kendisine anlattıklarını anımsadı. İmparator Roselle’in henüz hayattayken kendi kendine sorduğu, mırıldandığı o soruyu düşündü:
Kadim belgeler ve tarihi kayıtlar neden devleri, elfleri ve vampirleri insanımsı canlılar olarak nitelendiriyordu?
Neden insanlardan dev benzeri, elf benzeri veya vampir benzeri yaratıklar olarak bahsedilmiyordu?
Yoksa tüm insanımsı yaratıkların kökeni insanlara mı dayanıyordu? Devler, elfler ve vampirler, zamanla kalıtsal hale gelen dışı özelliklerin yol açtığı mutasyonlardan mı ibaretti? Cattleya, zihnini hızla meşgul eden bu ihtimalleri değerlendirirken heyecanını bastırmaya çalıştı.
Gerçek dünyaya döndüğünde, içtiği iksirin bu bilgi sayesinde önemli ölçüde sindirileceğini hissedebiliyordu.
Gizem Arayıcısı yolunun Dördüncü Dizi’si Gizem bilimci olarak adlandırılıyordu. Devlerin ve insanımsı yaratıkların kökeni, şüphe götürmez bir şekilde paha biçilemez bir değer taşıyordu. Bu, sıradan yarı tanrıların asla ulaşamayacağı türden gizemli bir bilgiydi.
Dev Kralı’nın anne ve babası insan mıydı? Bu kesinlikle bir aldatmaca olmalıydı. Alger’in aklına gelen ilk şey, birinin bu manzarayı kasıtlı olarak kurguladığı ihtimali oldu.
Ancak biraz düşününce, böyle bir oyun oynamak için gerçek kalıntıları oradan götürüp yerlerine insan kemikleri koymak yetmezdi; aynı zamanda mezarın bir deve ait olmadığını hissettirecek uygun boyutlarda lahitler de hazırlamak gerekirdi. Üstelik böyle bir sahtekarlık yapmanın kimseye bir faydası yoktu, gerçeği de değiştirmezdi. Alger, hiçbir varlığın bu kadar boş işlerle uğraşmayacağını biliyordu.
Dev Kralı Sarayı’na girebilen ve oradaki güçlü bir kötücül ruhu bastırabilen o gizemli figür en azından bir aziz mertebesindeydi. Bu seviyedeki birinin çocukça şakalarla işi olmazdı.
Yoksa... Tüm canlıların atası gerçekten de insanlar mıydı? Buna elfler de dahil miydi? Tarot Kulübü’nde o kadar çok şoke edici şeye tanık olmuş, o ilkel adadaki duvar resmini gördüğünde inançsal olarak öyle bir yıkım yaşamıştı ki, Alger bu kez aşırı bir tepki vermedi. Sadece gayriihtiyari elini uzatıp koyu mavi saçlarını karıştırdı.
Asılan Adam bu durumla bir bağlantı mı kurdu? Dev Kralı’nın anne ve babası meğer insanmış... Bakılırsa yaratılış mitlerinin çoğu uydurmadan ibaret. Hepsi sonraki nesillerin yazdığı masallar. Ama yine de içlerinde gizli anlamlar barındırıyorlar. Ay bu durumu kabullenmekte zorlanıyor gibi... Dünya ise bunu zaten çoktan biliyormuş gibi sakin... Yatıştırma ve diğer psikolojik tekniklerin de yardımıyla Audrey kendini en hızlı toparlayan kişi oldu ve hemen diğer üyelerin tepkilerini incelemeye başladı.
O an salondaki en huzursuz kişi Emlyn’di. Kafasının içinde sadece "imkansız", "bu kesinlikle imkansız" sözleri yankılanıyordu.
Devlerin atası insansa, soylu vampirlerin durumu neydi? Bizler de sadece dışı özellikler yüzünden mutasyona uğramış canavarlar mıyız yani? Olamaz. Bizler şüphesiz Ata tarafından yaratıldık. O, yaşam ve yaratım yetkisine sahip. Sadece savaşmayı bilen Dev Kralı veya Elf Kralı gibi barbar ilahlarla bizi bir tutamazlar! Emlyn’in zihnindeki bu karmaşa, gururunun derinden çatlamasına yol açıyordu.
Ancak sezgileri, mantığı ve aklı ona Güneş Derrick’in bu konuda yalan söylemesi için hiçbir sebep olmadığını fısıldıyordu.
Başka güçlerin orada böyle bir sahne kurgulamış olması ihtimali de son derece düşüktü. Bu yüzden içten içe devleri ve elfleri soylu yaratıklar sınıfından çıkarıp onları insanlığın yozlaşmış birer kolu olarak görmeye başladı.
Leonard, Fors ve Xio ise Güneş’in anlattığı bu gerçeği kabullenmekte gecikmediler. Onlar için devlerin atasının bir dev, bir insan ya da kıvırcık tüylü bir babun olmasının pek bir önemi yoktu. En fazla, doğaüstü yaratıkların sıradan canlıların bedenindeki dışı özelliklerden türediği anlamına gelirdi ki, bu da onların gerçeklik algısını sarsacak bir durum değildi.
Ortama çöken o tuhaf sessizlik içinde Derrick sakinleşti ve anlatmaya devam etti: "Solan Orman’dan ayrıldıktan sonra Çorak Geçit’i geçerek Dev Kralı Sarayı’na girdik...
Yol boyunca yozlaşmanın ve gizlenmenin kalıntı güçleriyle karşılaştık. Geçebilmek için her seferinde doğru hamleleri yapmamız gerekti...
O sarayda, kaderin döngüsüyle bağlantılı güçler barındıran bir duvar resmi vardı. Bu yüzden etkilendik ve kendimizi geçmişteki bir toplantının katılımcıları olarak bulduk. Sürekli tekrarlanan çok kısa bir anın içindeydik ve bu an, Gül Kurtuluşu’nun kuruluş anıydı."
Derrick tam bu noktada etrafına bakındı. Üyelerin her birinin önceki düşüncelerinden sıyrılıp pürdikkat kesildiğini gördü. Gül Kurtuluşu adındaki bu organizasyon hepsinin ilgisini çekmişti.
Bunun, Gerçek Yaratıcı’ya inanan ve O’nun izinden giden son derece kadim ve gizli bir örgüt olduğunu biliyorlardı. Aurora Tarikatı’nın kökeni buraya dayanıyordu ve üyeleri arasında Ouroboros, Medici ve Sasrir gibi Meleklerin Kralları yer alıyordu.
Derrick bakışlarını çekti ve sessizce içini çekti.
"Gül Kurtuluşu’nu bir araya getiren iki kişi, Karanlık Melek Sasrir ve Gece Yarısı Tanrıçası Amanises’ti..."
Ne? Audrey, Leonard ve Xio duyduklarına inanamayarak birbirlerine baktılar.
Üçü de Tanrıça’nın sadık inananlarıydı. O’nun Gül Kurtuluşu’nun bir üyesi, hatta kurucularından biri olabileceği akıllarının ucundan bile geçmezdi.
Bu durum, Gece Yarısı Tanrıçası’nın Tarot Kulübü’nün bir üyesi olduğunu öğrenmek gibi bir şeydi!
Küçük Güneş’in asla yalan söylemeyeceğini bilmeselerdi, bu iddiaya kesinlikle inanmazlardı. Ancak şimdi, donakalmışlardı. Bu konunun üzerine daha fazla düşünmeye cesaret bile edemiyorlardı.
Alger gayriihtiyari bedenini Güneş’e doğru çevirdi, onun o ağır ve kasvetli sesini dinlemeye devam etti.
"Katılımcılar arasında şunlar vardı: Beyaz Melek Aucuses, Rüzgar Meleki Leodero..."
Alger’in göz kapakları titredi. Düşünmeyi bile bıraktı.
"...Savaş Tanrısı Badheil, Toprak Ana Omebella..."
Sandalyesine yaslanmış olan Emlyn, farkında olmadan dikleşti. Kafasında tek bir isim yankılanıyordu: Hasat Tanrıçası, Dev Kraliçesi Omebella...
"Ölüler Tanrısı Salinger, Ruhani Yaratıklar Tanrısı Tolzna..."
Derrick’in sesi bu kadim ve görkemli salonda yankılanırken Cattleya, Fors ve diğer üyeler sessizce bakıştı. Kimse tek bir kelime bile etmeye cesaret edemiyordu. Sanki bu gizemi daha fazla deşerlerse üzerlerine ilahi bir gazap çökecekti.
Derrick konuşmasını bitirdikten sonra da sessizlik sürdü. Salona çöken bu hava ürkütücüydü.
Sonunda derin bir nefes alan Cattleya sessizliği bozdu. "Gül Kurtuluşu gerçekten de tahmin edilemeyecek kadar güçlü ve korkutucuymuş. Bu isimlerin orada olabileceğini hayal bile edemezdim..."
O konuşur konuşmaz, Dünya Gehrman Sparrow o boğuk ve derinden gelen sesiyle araya girdi. "Bu, kadim güneş tanrısına karşı koymak için kurulmuş bir örgüttü. Sonrasında geriye sadece birkaç Melek Kralı kaldı."
Bu açıklamayı duyan Audrey ve diğer üyeler, adeta bir rüyadan uyanmış gibi kendilerine geldiler. Hepsi birden bakışlarını o uzun, lekeli masanın ucuna, gri sislerin ardındaki o gizemli figüre çevirdi. Sanki oradaki yüce varlığın bu konuda son sözü söylemesini bekliyorlardı.
Böyle bir tepkiyle karşılaşacağını zaten bilen Budala Klein, doğrudan bir cevap vermedi. Sadece hafifçe başını sallayarak içini çekti.
"Düşmüş Yaratıcı işte bu yüzden doğdu."
Demek hepsi gerçekti... Budala’nın vaktiyle üstü kapalı çıtlattığı o Gül Kurtuluşu’nun arkasında böylesine derin bir kader yatıyordu... Peki "O’nun" kadim zamanlardaki kimliği neydi ve tüm bu olayların neresindeydi? Bu sorular, Tarot Kulübü üyelerinin zihninde adeta bir fırtına kopardı.
Derrick herkese baktı, kimsenin konuşmaya niyeti olmadığını görünce sarayın devamındaki keşiflerini anlatmaya koyuldu:
"...Sarayın dışında, Kraliyet Sarayı Avcıları’nın lideri Işık Avcısı Murskogan ile karşılaştık. Bize Karanlık Melek Sasrir’in o sarayda derin bir uykuda olduğunu söyledi..."
Gül Kurtuluşu ile ilgili o sarsıcı gerçeklerin yanında, Devler Kralı'nın sarayında derin bir uykuda yatan o gizemli Karanlık Melek hakkındaki havadisler Leonard, Emlyn ve Tarot Kulübü'nün diğer üyelerinde pek de büyük bir dalgalanma yaratmamıştı. Sadece içlerindeki merak duygusu biraz olsun dinmişti, o kadar.
Tabii bir mistisizm uzmanı olan Cattleya için durum farklıydı; Güneş'in biraz daha konuşmasını, anlatacaklarını daha da detaylandırmasını umut ediyordu.
Anlattıklarının sonuna gelen Derrick, büyük bir dürüstlükle sözlerini noktaladı. Biz döndükten sonra Sayın Budala bize Gümüş Şövalye iksir formülünü bahşetti.
Audrey ve diğerleri ise az önce duydukları sarsıcı gerçeklerin ağırlığıyla derin düşüncelere dalmıştı. Tanrısal bir varlığa saygısızlık etmenin getirdiği o gizli korku hala üzerlerindeydi, bu yüzden kimse konuşmaya yeltenmedi. Sessizlik uzayıp giderken sadece Alger bir an durup düşündü ve söze girdi. Gerçek Yaratıcı'nın doğuşu Gül Kurtuluşu'na dayanıyorsa, o zaman O da Devler Kralı Sarayı'nda yaşananlara yabancı olamaz. Peki öyleyse nasıl oldu da Işık Mağarası'nın kıdemli çobanı Lovia bu duruma tamamen hazırlıksız yakalandı?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.