Ev Sahibi Avantajı

Amon konuşurken Klein onu dinliyormuş gibi görünse de aslında bütün dikkatini Sefirah Kalesi'nden ayrılmaya vermişti.

Bu kararı pes etmek ya da teslim olmak istediğinden almamıştı. Korkakça davranıp bilinçaltındaki kaçma dürtüsüne boyun eğdiği de yoktu. Aksine, içinde bulundukları bu vartadan sıyrılmanın en mantıklı yolu buydu.

Sefirah Kalesi'nde kaldığı sürece başını ağrıtacak üç büyük sorun vardı.

İlki, Seviye 0 Budala konumuna henüz yeni yükselmişti ve zihinsel durumu son derece dengesizdi. Zihinsel gücünün büyük bir kısmını, Göğün ve Yerin Kutsamalarının Cennetlik Kadim Efendisi'nin zihninde uyanan iradesini bastırmak için harcamak zorundaydı. İkincisi, müttefiklerinden hiçbir şekilde yardım alamazdı; burada tamamen tek başınaydı. Üçüncüsü ise Sefirah Kalesi üzerinde derin bir hakimiyet kurmuş olsa bile, herkesin burayı bir şekilde etkileyebildiği bu ortamda ezici bir üstünlük kurması imkansızdı. Hatta karşısındaki rakip açık bulma ve hata yaratma konusunda uzman olduğu için Sefirah Kalesi'ni kullanırken sürekli engellenebilir, Onun gücüne erişmekte zorlanabilirdi.

Hal böyleyken, zihni yarı yarıya delirmiş, Hata ve Kapı yollarının ikisine birden hükmeden bir rakibin karşısına geçen Budala'nın kazanma şansı, mutlak bir yenilgiye uğramasa bile yok denecek kadar azdı.

Fakat Sefirah Kalesi'nden kaçmayı başarırsa müttefiklerinin yardımını derhal arkasına alabilir ve güç dengesini kendi lehine çevirebilirdi.

Amon peşinden gelecek olursa Klein Onun Sefirah Kalesi'ne dönmesini engeller ve Onu diğer tanrılarla yüzleşmek zorunda bırakabilirdi. O durumda Kadim İblis Kraliçesi bir daha saldırmaya cesaret edemezdi. Kadim Güneş Tanrısı da Yüce Kadim Kişi'nin gücünü öyle kolay kolay yeniden ortaya çıkaramazdı. Gece Yarısı Tanrıçası'nın önderliğindeki altı dikbaşlı tanrı, Amon'un icabına bakmaya fazlasıyla yeterdi.

Hata ve Kapı alanlarının tüm yetkilerini elinde tutan Amon'u öldürmek kolay olmasa bile, bu tanrılar Onu zayıflatıp mühürlemeyi illaki başarırdı. Klein zihnini toparlayıp Sefirah Kalesi üzerindeki hakimiyetini pekiştirdikten sonra geri dönüp Onun işini bitirebilirdi.

Bu süreç neredeyse kaçınılmaz bir son hazırlardı. Kadim Güneş Tanrısı önceki seviyesine, statüsüne ve gücüne yeniden kavuşsa bile en fazla aynı anda üç tanrıyı bastırabilirdi ki bu sayıya Gece Yarısı Tanrıçası dahil bile değildi.

Elbette Dış Tanrılar yeni bir Gizemler Efendisi'nin doğuşuna seyirci kalmak istemezdi. Böyle bir ihtimal belirdiği an Amon'un ölmesini engellemek için ellerinden geleni yaparlardı. Ancak dünyayı koruyan bariyer çökmediği sürece etkileri oldukça kısıtlı kalacak, pek bir işe yaramayacaktı. Tıpkı az önce olduğu gibi; Evrenin Karanlık Yüzü ile Zincirlenmiş Tanrı'nın birleşen güçleri bile Gizli Bilge'nin yanında sönük kalıyordu.

Dış Tanrılar olaya müdahale etmeyi başarsa bile Klein'ın kaybı olmazdı. Sonuçta o varlıklar Amon'un onu öldürmesine de izin vermezdi. Saklanacak güvenli bir yer bulup zihnini yatıştırabilirdi. Yeterince hazırlandığında yeni planlar yapabilirdi; Gece Yarısı Tanrıçası'nın sisli kasabası bunun için biçilmiş kaftandı.

Amon peşinden gelmeyip Sefirah Kalesi'nde kalmayı tercih ederse de sorun yoktu. Klein, kale sahibi olma yetkisini kullanarak buradaki her şeyi dilediği an etkileyebilir, Amon'un Sefirah Kalesi'nde cirit atmasını engellerdi. Amon kızıl yıldızları kullanarak Tarot Kulübü üyelerine zarar vermek istese bile buna izin vermezdi.

Uzun lafın kısası, ikisi için de Sefirah Kalesi'ni tam verimle kullanmak neredeyse imkansızdı ama karşı tarafın hamlelerini boşa çıkarmak çocuk oyuncağıydı.

Böyle bir kilitlenme durumunda Klein zihnini toparlamak, kale üzerindeki kontrolünü derinleştirmek ve durumu yavaşça lehine çevirmek için ihtiyaç duyduğu zamanı kazanmış olacaktı.

Sürecin sonunda Amon ya kaçıp saklanacak ya da Cennetlik Kadim Efendi'nin tamamen uyanmasına göz yumup Klein ile birlikte yok olmayı seçecekti.

Bu yüzden, artılarını ve eksilerini uzun uzun tartacak vakti olmasa da hızlıca bir karara vardı.

Şu an Sefirah Kalesi'ni terk etmek en mantıklı yoldu.

Ancak bilinci tam Sefirah Kalesi'nin sınırlarına ulaştığı sırada karşısında kristal bir monokl belirdi.

Tam zamanında beliren bu eşya, Klein'ın kaçış umutlarını bir anda suya düşürdü.

"Böyle bariz bir açık bırakacağımı mı sandın? Elbette Sefirah Kalesi'nden ayrılmanı dilediğim an engelleyebilirim." Amon gülümseyerek işaret parmağını büktü ve monokluna bastırdı.

Oturduğu sandalyenin arkasında duran o görkemli sembol hızla biçim değiştirmeye başladı. Kimi zaman parazitleşme, zaman ve kaderi simgeleyen sembollerden oluşuyor; kimi zamansa arka arkaya dizilmiş kapılara dönüşüyordu.

Bu iki farklı sembol sürekli birbirinin yerini alıyor, bir türlü tek bir şekilde sabitlenemiyordu.

Klein, Amon'un ne söylediğini duymadı bile. Başarısız olduğu an gerçek bir Gizemler Alanı yarattı; Budala'nın kusursuz ilahi krallığı bir anda tecelli etti.

Amon'un gözlerinin önündeki ışıklar ve gölgeler anında değişti. O görkemli saray, alacalı masa ve lüks yüksek arkalıklı sandalye bir anda kayboldu, yerini kadim bir şatoya bıraktı.

Amon şatonun dışarıdan nasıl göründüğünü anlayamadı. Çünkü şatonun içindeki bir koridorun tam ortasındaydı. Sefirah Kalesi'ndeki değişimleri yalnızca sezebiliyor, kısıtlı görüş açısıyla etrafı süzebiliyordu.

Koridor kasvetli ve zifiri karanlıktı. Ucu bucağı görünmüyordu. Duvarlara geniş aralıklarla yerleştirilmiş gümüş mumluklar cılız, sarımsı bir ışık saçıyordu.

Koridorun her iki yanında, farklı odalara açıldığı izlenimi veren koyu kırmızı ahşap kapılar sıralanmıştı.

Odalardan en ufak bir ses gelmiyordu; içeride neyin saklı olduğunu tahmin etmek imkansızdı.

Amon şöyle bir etrafa bakındı, yüzünde ilginç bir tebessüm belirdi.

"Kayda değer."

En güçlü Şifreci olarak bunun kaba kuvvetle yıkılamayacak bir ilahi krallık olduğunu hemen anlamıştı.

Çünkü her kapı farklı eşyalarla yeniden birleştirilmiş, adeta baştan kurulmuştu. Kapıları zorla kırmaya kalkışırsa öngörülemeyen etkileri tetikleyebilirdi. Seviye 0 bir Budala'nın yeteneklerini ve zekasını küçümseyecek değildi. Yeni sürprizlerle ya da aksiliklerle karşılaşmaya hiç niyeti yoktu.

Ancak bir ilahi krallığın kuralları bir kez belirlendi mi, onun sahibi de aynı kurallara uymak zorunda kalırdı.

Basitçe söylemek gerekirse, Klein başka bir yerde olamazdı; kesinlikle bu odalardan birinin içindeydi.

Elde edilen avantajların elbette bir bedeli olacaktı.

"Zaman kazanmak ve zihnini toplamak için bu yönteme baş başvurdun demek?" Amon sanki görünmez biriyle konuşuyormuş gibi fısıldadı.

Ardından sivri şapkası ve klasik siyah cübbesiyle en yakındaki koyu kırmızı ahşap kapıya doğru ilerledi.

Ahşap kapıda hiçbir delik ya da anahtar deliği yoktu, içeride ne olduğunu dışarıdan görmek mümkün değildi.

Yani Amon kapıyı açmadan Klein'ın içeride olup olmadığını kolay kolay anlayamazdı.

Amon'un dudakları hafifçe kıvrıldı. Sağ elini uzatıp koyu kırmızı kapının üzerinde uzun, dikdörtgen bir şekil çizdi.

Çizdiği dikdörtgenin içinde şeffaflaşan yıldız zerreleri belirdi ve odanın içini görünür kıldı.

Amon, Kapı yetkisi ile Hata yeteneğini harmanlayarak kapının etkilerini tetiklemeden içeriye zorla bir pencere açmıştı.

Gözlerini içeriye dikti.

İçeride ne bir masa ne bir sandalye ne de bir halı vardı; göz alabildiğine uzanan mavi bir deniz duruyordu.

Amon hiç şaşırmadan, "Anlaşılan bu kapı dışarıdaki denize bağlanmış," diye mırıldandı.

Kapının kolunu çevirdiği an Sefirah Kalesi'nden ayrılacak, kendini dışarıdaki engin suların ortasında bulacaktı.

O saatten sonra Klein tetikte olacağı için Amon'un Sefirah Kalesi'ne tekrar girmesi imkansız hale gelecekti; tıpkı Klein'ın şu an buradan çıkamadığı gibi.

Amon'un Budala'nın ilahi krallığını kaba kuvvetle yok etmek yerine kapıları tek tek incelemesinin sebebi de buydu.

Yıkım, benzer sonuçlar doğururdu. Tekrarlanan etkiler dönüp dolaşıp Amon'u vururdu. Kullanabileceği pek çok kural açığı olsa bile bu etkilerden tamamen muaf sayılmazdı.

Bakışlarını geri çeken Amon, karşıdaki odaya yöneldi ve az önceki yöntemle içeriye yeni bir pencere açtı.

Ancak bu kez içerisi zifiri karanlıktı, hiçbir şey görünmüyordu.

Amon elini kaldırıp monoklunun kenarını tuttu ve hafifçe öksürdü.

Bedeninden anında bir kopyası ayrıldı.

Amonların sayısı bire iki olmuştu.

Yeni beliren Amon, olduğu yerde duran asıl bedenine bakıp dilini damğına vurdu.

"Heyecanı kendin yaşamak varken niye bana paslıyorsun?"

Söylenerek sağ avcunu uzattı ve koyu kırmızı kapının kolunu kavradı.

Tam çevirmeye başladığı sırada yüzündeki ifade aniden donuklaştı; düşünme yetisini tamamen kaybetmiş gibi olduğu yere yığılıverdi.

Asıl Amon başını hafifçe salladı. "Budalama etkisi."

Zeka geriliği yaşayan kopya anında dağıldı ve on iki boğumlu, şeffaf bir solucana dönüştü.

Bedeninden sızan küçük Beyonder özelliği zerreleri süzülerek Amon'un ana bedenine geri döndü.

Kopyalarının maruz kaldığı olumsuz etkilerin kendi asıl bedenine sıçramasını engellemek için yine bir kural açığından yararlanmıştı.

Tüm Beyonder özellikleri geri döndükten sonra Amon daha önce çaldığı bir alevi serbest bırakarak Zaman Solucanı'nın cesedini yaktı.

Bu işi ağırdan alarak hallettikten sonra başını kaldırdı ve sağ gözündeki monoklu düzeltti.

Kristal monoklun üzerinde sayısız sembol, desen ve işaret belirdi. Sanki karmaşık hesaplamalar yapıyormuş gibi hızla yer değiştiriyor, birbirine karışıyor, yeniden şekilleniyordu.

Bu durum, bir Şifreci'nin deşifre etme gücü ile Yıldız Anahtarı'nın konum üzerindeki yetkisinin birleşimiydi.

Amon'un yaptığı bu iki deneme aslında bilgi toplamak, kuralları kavramak ve Budala'nın ilahi krallığındaki sırları çözmeye hazırlanmak içindi.

Çok geçmeden, tek camlı gözlüğün üzerinde beliren semboller, desenler ve işaretler birleşip bir manzara oluşturdu:

Koyu kırmızı ahşap bir kapının ardında, Klein'ın bedeninden çıkan birkaç kaygan dokunaç etrafa uzanıyordu. Yüksek arkalıklı bir sandalyede oturmuş, sakince girişi izliyordu.

Amon'un dudaklarının kenarı kıvrıldı. Bir parıltıyla birlikte anında odada belirdi.

Ancak gözlerinin önündeki her şey bir anda çöktü.

Budala'nın aurasını taşıyan Klein hızla inceldi ve bir karta dönüştü.

Kartın üzerinde, başında gösterişli bir aksesuar ve üzerinde rengarenk kıyafetleriyle Roselle Gustav duruyordu. Elindeki sopaya bir bohça asmıştı, gözlerinde ise derin bir özlem okunuyordu.

Budala kartı.

Küfür Kartları'ndan Budala kartı.

Klein, sadece kâğıttan figür vekillerine güvenmenin, buna kandırma etkisini ekleyip kendi aura'sını üzerine aşılamanın Amon gibi üst düzey bir dolandırıcıyı kandırmaya yetmeyeceğini biliyordu. Bu yüzden kâğıttan figürün yerine belirli bir çekim gücüne sahip olan Budala kartını kullanmıştı.

Sefirah Şatosu şu an tekrar kullanılamıyor olsa da burası en nihayetinde Klein'ın kendi eviydi. Kenara yığdığı çöp yığını, topladığı çeşitli eşyalar, yeni ele geçirdiği Trunsoest Pirinç Kitabı ve ödünç aldığı Sihirli Dilek Feneri hep buradaydı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.