Darkwill, Gehrman Sparrow’un sözlerini işitince ilk anda tuhaf zarla ilgili her şeyi anlatmak istedi. Avuç dolusu para döktüğü bu maceracının, can güvenliğini tam anlamıyla sağlayabilmesi için sorunu kökünden kavramasını arzuluyordu.
Ancak biraz daha düşününce öğretmeninin tembihlerini hatırladı. Bu zarın, Hayat Okulu’nun son derece önemli bir mühürlü eseri olduğuna inandığı için gerçeği açıklamanın adamı cezbedip işleri daha da sarpa sardırmasından korktu.
Kendi çıkarları için görev sırasında işverenlerini öldüren maceracılara dair sayısız fısıltı dolaşırdı ortalıkta. Gehrman Sparrow’u tanımıyordu, nasıl bir karakteri olduğu hakkında en ufak bir fikri yoktu. Temkinli davranmalıydı. Üstelik zar kendiliğinden ikiye dönmüştü. Durum henüz en kötü, en umutsuz raddeye gelmiş sayılmazdı. Hâlâ bir fırsat kollayabilirdi. Birkaç saniye tereddüt eden Darkwill, sonunda can alıcı noktalardan kaçınıp işin sadece yüzeysel kısmından bahsetmeye karar verdi.
Farkında olmadan, Gehrman Sparrow’un sakin görünen gözlerinden bakışlarını kaçırdı.
“Şey, mesele şu. Öğretmenimle ben gizli bir örgüte üyeyiz. Kaçıyorum çünkü aramızdan bir hain çıktı.
Kaderle ilgili yola hükmediyorlar, kendilerini son derece şanslı, hedeflerini ise şanssız kılabiliyorlar. Ben... Ben lanetlenmiş olabilirim, bu yüzden üzerime yıldırım düşecek kadar şanssızdım.”
Açıklamasını yaptıktan sonra içindeki gerginliği zoraki bir şekilde bastırarak Gehrman Sparrow’un cevabını bekledi.
Ona inanacak mıydı? Böylesine zengin deneyime ve güce sahip bir maceracıyı kandırmak muhtemelen hiç de kolay değildi. Yalan söylediğini anlarsa onu okyanusun dibine yollayabilirdi. Darkwill, öğretmen kürsüsüne çağrılmış bir öğrenci gibi endişeyle bekliyordu.
Demek gerçekten Hayat Okulu’ndan... Canavar yolu... Klein düşünceli bir şekilde başını salladı.
“Anladım.
Mümkün olduğunca az hareket etmeye çalış. Bu kötü şansınla nasıl baş edeceğimi düşüneceğim.”
Darkwill şaşkınlıktan kalakaldı, Gehrman Sparrow’un ayaküstü uydurduğu bu yalanı böylesine kolayca kabul etmesine inanamıyordu.
Zoraki bir tebessümle hemen teşekkür etti. Ardından odasına döndü, kapıya yaslanıp yüzük kutusunu çıkardı.
Klik!
Eli titreyerek kutunun kapağını açtı, ancak süt beyazı zarın gizemli bir şekilde dönerek altı yüzünü yukarı getirdiğini gördü.
Bu, Gehrman Sparrow’u başarıyla kandıracak kadar şanslı olduğum anlamına mı geliyor? Darkwill bunu idrak edince rahatladı.
Bay Harry aşağı süzüldü ancak tombul eczacının omzuna konmayı tercih etmedi. Görünüşe göre, Darkwill’in üzerine yıldırım düşerken ucu kendisine de dokunacağı için hâlâ biraz endişeliydi.
Ahşap masanın üzerine konup yuvarlak gözlerini dikerek ileriye doğru baktı.
“Darkwill, çok gerginsin.”
“Bunu bana söylemene gerek yok,” dedi Darkwill bıkkınlıkla.
Baykuş kanatlarını açtı. “Peki, o zaman başka bir şekilde ifade edeyim.
Sanırım kendime yeni bir sahip bulmayı düşünmeliyim.
Gehrman Sparrow fena bir seçenek gibi görünmüyor.”
“... Peki ya ben ne olacağım?” Darkwill şaşkınlıkla sordu, bir anlığına öfkesini bile unutmuştu.
Baykuş Harry dilini şaklattı. “İçindeki endişe ve korkuyu hissetmiyor musun? Yarınki güneşi görüp göremeyeceğinden şimdiden şüphe ediyorsun. O tuhaf zar gerçekten ama gerçekten çok tehlikeli!
Senin yerinde olsaydım onu pencereden denize fırlatır, öğretmeninin öğretmeninin gelip bizzat sudan çıkarmasını beklerdim.”
“... Öğretmenimin öğretmenini nereden biliyorsun?” Darkwill lafı ağzından kaçırıverdi.
Bay Harry gururla kafasını kaldırdı. “Bir baykuşun görüşünden asla şüphe etme.”
Darkwill aldığı cevaba takılmadan düşüncelere daldı.
“Hayır, bu işe yaramaz. Zarı denize atmak sorunlarımı çözmez.
İhtiyar’ın dediğine göre, denizin dibine gömülse bile güçlü biri onu birkaç güne kalmaz bulur. Bu da onu tamamen kaybedeceğim anlamına gelir. Aptal kuş. Mistisizm konusunda genel kültürün eksik, bazı önemli mühürlü eserlerin tıpkı Kızıl Tiyatro’daki en popüler fahişeler gibi olduğunu bilmiyorsun. Her zaman aç adamları üzerlerine çekmeyi başarırlar.”
“Buna sen de dahilsin,” diye karşılık verdi Harry sakince. “Mistisizm konusundaki bilgi eksikliğime gelirsek, sanırım bunu ünlü bir sözle açıklayabilirim. İmparator Roselle bir keresinde, eğer bir çocuk iyi bir eğitim almıyorsa bu babanın suçudur demişti. Bu cümle, bir evcil hayvanla sahibi arasındaki ilişkiyi açıklamak için de kullanılabilir. Neyse Darkwill, ne olursa olsun bence zar konusunu Gehrman Sparrow ile konuşmalısın. Aksi takdirde başın daha büyük belaya girecek.”
“Biraz daha bekleyip göreyim. Belki altıda sabit kalır...” dedi Darkwill tereddütle.
Yatağın kenarına ilişti, sonra uzandı.
Dışarıda uğuldayan fırtına yavaş yavaş dinmişti. Gökyüzü sakinleşmeye başlarken vapurun acı sireni çalındı, bu da yola çıkacaklarının işaretiydi.
Birinci sınıf kamaradaki oturma odasında Klein, pencereden dışarı bakarken yağmurun ardından beliren silik gökkuşaklarını izliyordu. Yine de içi rahat değildi.
Düşmanlardan pek korkmuyordu. Denizde, Dört Kral, resmi yarı tanrılar ya da filolarıyla boy gösteren korsan amiralleri dışında, üzerinde Çöken Açlık ve birkaç mistik eşya taşıyan kendisini tehdit edebilecek çok az şey vardı. Gemi batsa bile, Deniz Tanrısı alanından kalma muskaları sayesinde kaçıp kurtulabilirdi.
Ancak şans, gerçekten de hiç güvenemeyeceği bir konuydu. Bu onun yeteneklerinin sınırları dahilinde değildi, bununla nasıl başa çıkacağına dair bir yol da bulamıyordu.
Her ne kadar unvanım ‘şansa hükmeden sarı ve siyahın kralı’ olsa da, bu sadece şans artırma ritüelinden uyarlanmış bir şeydi. Ve o ritüelin amacının insanları kötü şanstan kurtarmak olmadığı aşikardı. Darkwill’in meselesi epey çetrefilli. Yapabileceğim tek şey, onun durumunu yakından takip etmek için daha fazla çaba sarf etmek. Ölümcül derecede uğursuz bir şey yaşanırsa onu hemen kurtarırım... Umalım da Oravi Adası’na varana kadar şu birkaç günü kazasız belasız atlatalım. Oradaki büyükleri onun şansını değiştirebilir. Klein şakaklarını ovuşturdu ancak dışarıya hiçbir sıra dışılık yansıtmadı.
Önceki gece aşırı gergin olan Darkwill, farkında olmadan derin bir uykuya daldı.
Bir süre sonra, karnının gurultusu ona öğle yemeği vaktinin geldiğini haber verdi.
Gözlerini açmaya çalıştı ama sanki görünmez biri üzerine çökmüş gibiydi, hareket etmesi imkansızdı.
Ensesinde zonklayan keskin bir acı hissetti. Nefes alması zorlaşıyor, kalbi anormal bir hızla çarpıyordu.
U-uykumda aniden ölüp gitmeyeceğim herhalde... Darkwill var gücüyle çabaladı ama bir türlü uyanamadı. Zaman geçtikçe gücü tükeniyordu.
Tam o esnada, ağzı sert bir nesneyle aralandı ve içeri buz gibi bir sıvı döküldü. Sıvı yüzünden aşağı süzülerek çenesini ve boynunu ıslattı.
Darkwill’in bedeni kendine geldi ve nihayet gözlerini açabildi. Tepesinde neredeyse kafasına çarpacak kadar yakın duran, altın gibi parıldayan iki yuvarlak göz gördü.
Sıradışı bir evcil hayvan beslemek bazen gerçekten işe yarıyormuş... Darkwill önce içinden böyle geçirdi, ardından hızla doğrulup yüzük kutusunu çıkardı.
İçerideki zar dönmüştü.
Tek bir nokta! Bir!
Uykumda neredeyse ölecek kadar şanssız mıyım? Hayır, bu kadar basit olduğunu sanmıyorum. Sanki bazı olasılıkları büyütüyor; yıldırım çarpması ya da uykuda aniden ölme ihtimali gibi... Hayır, böyle devam edemez. Bu böyle giderse kesinlikle öleceğim! Darkwill çılgına dönmüştü.
Zihnini anında bir dehşet kapladı. Eliyle yüzük kutusuna sarılıp kapıya doğru atıldı.
Neredeyse aniden ölecek olmanın verdiği halsizlikle gücü tükenmişti. Kapı kolunu çevirmekte bile zorlanıyordu.
“Yardım edin! Yardım edin!” Bay Harry acı acı çığlık attı.
Küt!
Kapı hızla açıldı ve Darkwill’in kafasına çarptı. Klein gücünü kontrol etmemiş olsaydı, tombul eczacının kafası muhtemelen yarılacak ve her yere kan fışkıracaktı.
Darkwill canının acısını bile umursamadan çılgınlar gibi bağırdı: “Bu! Bu yüzünden!
Bana bu kötü şansı getiren bu zar!
Bir geldiğinde, yaptığım her şeyde başarısız oluyorum!”
Artık Gehrman Sparrow’a tüm gerçeği anlatmaya karar vermişti; bu güçlü maceracının kendisine işe yarar bir çözüm sunmasını umuyordu.
Adamın açgözlülük yüzünden kendisini öldürme ihtimalini göz ardı etmemişti ama durumu tartmıştı. Bir seçim yapmak zorundaysa, kesinlikle daha az korkunç olanı seçecekti.
Gehrman Sparrow’a anlatmak ölüme yol açabilirdi ama anlatmamak kesin bir ölüm demekti. Bu seçim artık üzerinde düşünülecek bir şey olmaktan çıkmıştı.
Zar kaybolursa kaybolsun, umurumda değil. Benim canım daha önemli! Darkwill öfkeyle böyle düşündü.
Sonra Gehrman Sparrow’un yüzünde hafif bir tebessüm belirdiğini gördü.
“Mizah anlayışınız için teşekkürler.
Fena bir şaka değildi.”
... Şaka değil bu... Darkwill yüzük kutusuna baktı, zarın üzerindeki kan kırmızısı tek nokta hiç değişmemişti.
D-demek son derece mantıklı bir açıklama bile işe yaramayacaktı... Tombul eczacı bir anda derin bir umutsuzluğa kapıldı.
“Gerçek bu! Doğruyu söylüyor!” Harry kanatlarını çırptı.
Darkwill’in içinde tam bir umut ışığı belirmek üzereydi ki Gehrman Sparrow’un tok sesini duydu: “Öyleyse neden onu okyanusa fırlatmıyorsun?”
Klein bunu söyledikten sonra kibarca kapıyı kapattı ve oturma odasına döndü.
Bu adam kesinlikle bir şeyler gizliyor. Böylesine acemi bir bahaneyle kandırılmamalıyım... Klein sandalyesine oturdu ve Darkwill’in durumu detaylarıyla anlatmasını bekledi.
Darkwill ise çökmüş bir halde yatağa oturdu. Yeni bir başarısızlıkla karşılaşmaktan korktuğu için kımıldamadan öylece duruyordu.
Zarın çoktan yüz değiştirip üçe döndüğünün farkında bile değildi.
Öğle yemeğinden önce Klein, içini rahatlatıp temizlenmek için banyoya girdi.
Ellerini yıkadıktan sonra, Deniz Tanrısı inananlarının dualarına göz atmak amacıyla adet olduğu üzere gri sisin üzerine yükseldi.
Budala için ayrılmış yüksek arkalıklı sandalyeye oturduğu an, zihninde aniden pek çok detay canlandı ve gözleri hayretle açıldı.
B-böyle acemi bir bahaneye nasıl inanabildim ben?
Neden her şeyin o zar yüzünden olduğunu düşünüyorum?
Son iki olayda sanki zihnim bulanmış, üzerine bir perde çekilmiş gibiydi. Hayır, tam olarak öyle de değildi. Darkwill’in yaptığı açıklama, benim kafamdaki bazı teorilerle birebir örtüşüyordu. Bu yüzden de anlatılanların doğru mu yoksa yalan mı olduğunu sorgulamadan, içgüdüsel olarak hemen kabullenmiştim. Klein bunları düşünürken göz bebekleri korkuyla küçüldü.
Bir an sonra, kararını çoktan vermişti.
O zarda kesinlikle bir iş vardı!
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.