Gece katran gibi çökmüştü üzerimize. Bu saatte aklı başında her insanın yatağında mışıl mışıl uyuyor olması gerekirdi.
Fakat vakit gecenin bir yarısı olmasına rağmen…
"Hoş geldiniz, Prenses Hazretleri!"
Neredeyse yolumuzu gözleyen koca bir hizmetkar ordusu bizi saygıyla karşıladı.
Ülkenin kalbindeki başkentin tam ortasında, görkemli bir sarayın devasa salonundaydık. Olayların nasıl bu noktaya geldiğini idrak etmekte zorlanıyor, zihnimi toparlayamıyordum. Tek yapabildiğim prensesin adımlarını takip etmekti.
Prenses ve Beyaz Takım Elbise, beni sarayın üst katlarındaki lüks bir odaya götürdü. Ardından Beyaz Takım Elbise, olan biteni rapor etmesi gerektiğini söyleyerek yanımızdan ayrıldı. Odada sadece prenses, büyücü kadın ve ben kalmıştık.
Yol boyunca yanından geçtiğimiz görevlilerin hiçbiri bana garip ya da rahatsız edici bakışlar atmadı; yalnızca hafifçe başlarını eğip kendi işlerine bakmaya devam ettiler. Kendimi küçük düşürmek istemem ama, gerçekten benim gibi birinin sarayda tek başına elini kolunu sallayarak gezmesine izin verecek kadar rahatlar mıydı?
Şimdi ne yapacaktım? Evime dönmeyi her şeyden çok istiyordum. Birkaç saat öncesine kadar prensesin büyüsüne kapılıp "Bana muhafızım ol dese düşünmeden kabul ederim" noktasına geldiğimi unut gitsin. Bütün o büyülü hava dağılmıştı.
Uğradığım bu ansızın insan kaçırma eyleminin şokunu hâlâ üzerimden atamamışken, Iris büyücüsünün kulağına bir şeyler fısıldadı. Kadın başıyla onaylayıp bana dönerek gülümsedi.
"Sayın Kazuma Satou, sarayımıza hoş geldiniz. Buraya özel bir konuk olarak davet edildiğiniz için resmiyet takınmanıza ya da çekinmenize hiç gerek yok. Lütfen kendinizi evinizde hissedin. Şimdilik bu oda sizindir. E, öyleyse! Şimdi daha fazla macera hikayesi dinleme vakti!... Prenses Hazretleri böyle iletmemi buyurdular."
"Şey, bakar mısınız... Büyücü Hanım? Acaba bir saniye buraya gelebilir misiniz?"
Odanın köşesine çekilip elimle büyücüye işaret ettim.
"Buyurun? Ha, bana Lain diyebilirsiniz. Benimle bu kadar resmi konuşmanıza gerek yok. Ben de soylu sayılırım ama Dustiness Ailesi'nin yanında esamemiz okunmaz, minik bir hanedandan geliyorum. Lady Dustiness'ın yakın bir dostu olduğunuza göre, statü olarak neredeyse benden üstünsünüz."
"Pekala o zaman, Lain Hanım. Bir şey sorabilir miyim?"
"Dedim ya, resmiyete gerek yok. Bana özel bir unvanla hitap etmek zorunda değilsiniz... Her neyse, ne soracaktınız?"
Sesinde hafif bir hayal kırıklığı vardı ama karşımdaki kadın hem yaşça benden büyüktü hem soylu bir büyücüydü, üstelik kadındı. Daha yeni tanışmışken ona sadece adıyla hitap edecek cesareti bulamıyordum kendimde. Özellikle de Beyaz Takım Elbise, Darkness'ın evinde terbiyesizlik ettiğim gerekçesiyle beni bütün gün azarlayıp durmuşken... Şimdiyse bir çam devirmem halinde beni koruyacak bir Darkness da yoktu yanımda. Lain sorun değil dese de eşeğimi sağlam kazığa bağlamak zorundaydım.
Gözümün ucuyla biraz sıkılmış görünen prensesi süzerek alçak sesle konuştum. "Şey, Lain Hanım. Şurada niyetinizi açıkça öğrenmek istiyorum. Prenses beni konuk olarak davet ettiğini söylüyor ama... Bu bayağı bayağı insan kaçırmak değil mi?"
"Hayır, gerçekten misafirimiz olarak davet edildiniz. Kaçırılmadınız."
"Resmen kaçırıldım işte!"
Lain itirazımı görmezden gelip biraz daha yaklaştı ve fısıltıyla devam etti:
"...Size şöyle söyleyeyim, prensesi hayatım boyunca hiç böyle görmedim. Normalde kraliyet ailesine yakışır şekilde lekesiz bir duruşu vardır, kimseye yük olmaz, sorun çıkarmaz. Bu sarayda da onunla oynayacak ne doğru yaşta ne de doğru statüde tek bir ruh var. Lütfen hayatında ilk kez yaptığı bu şımarıklığı hoş görün ve bir süreliğine onun oyun arkadaşı olun. Lütfen?"
……Şey…
"Asıl mesele bu değil ki. Dürüst olmak gerekirse, anlatacak bütün macera hikayelerimi az önce anlattım zaten. Acaba bunu kendisine iletme nezaketinde bulunsanız da beni evime yollasa? Anlatacak tek bir hikayem bile kalmadığını söyleseniz?"
Lain tekrar prensesin yanına gitti ve dediklerimi kulağına fısıldadı.
Sonunda…
"Diyor ki... 'Beni tokatladığı için Lalatina'dan ufak bir öç almak istedim.'" Büyücünün yanındaki Iris, mahcup bir tavırla başını önüne eğmiş dinliyordu. "'Bir de Lalatina ve arkadaşlarınla çok eğleniyor gibi görünüyordunuz, kıskandım... Aniden böyle bencilce bir şey yaptığım için özür dilerim. Lütfen benimle oynar mısın? Sadece birkaç güncük olsa bile?'"
Pekala, bu oldukça tatlıydı. Yani sonuçta sadece bir süreliğine prensese oyun arkadaşlığı yapmamı istiyorlardı, değil mi? Hayır dersem küsecekti, sonra da Darkness'ın itibarı yerle bir olacaktı. Buna izin veremezdim.
"...Tamam. Anlaştık o zaman, sana biraz Darkness'tan... yani Lalatina'dan bahsedeyim. Lain Hanım, arkadaşlarıma bir süreliğine burada kalacağımı açıklama nezaketini gösterir misiniz? Onları merakta bırakmak istemem."
Ratlamı kabul edip odadan çıktı. Bir anda görkemli odada prensesle baş başa kalmıştık.
Yani, sayılır. Kapının hemen dışında muhtemelen prensesin muhafızı olan iki kadın şövalye dikiliyordu. Yine de zihnimde bir sürü rahatsız edici soru dönüp duruyordu. Gerçekten bu yaştaki bir kız çocuğunu, gece vakti genç bir adamla yalnız bırakmak akıl kârı mıydı? Hem de daha yeni tanıştıkları ve buraya sürükledikleri garip bir tiple? Bütün bunların prensesin başının altından çıktığını açıklasam bile, kralın ya da diğer önemli şahsiyetlerin bunu öğrendiklerinde hoş karşılayacaklarını hiç sanmıyordum.
Prenses aklımdan geçenleri okumuş gibi gülümsedi. "Babam, ağabeyim ve generallerle birlikte İblis Kral'a karşı savunma yapacakları kasabaya doğru yola çıktı. Kimse böyle küçük bir şey için olay çıkarmaz... Baş başa olduğumuzda benimle tıpkı Lalatina ile konuştuğun gibi konuşabilirsin —yani sizin ona hitap ettiğiniz şekliyle Darkness ile. Lütfen bana sarayın dışındaki hayata dair her şeyi anlat."
Yatağın üzerine oturdu, gözleri parlayarak dinlemeye koyuldu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.