Hayallerdeki Kız Kardeş

O kadar uzun yoldan sonra, ne kadar ihmal edilmiş ve toza batmış olursa olsun insanın evi gibisi yoktu. Oturma odamızın ortasındaki halıya bağdaş kurmuş oturuyor, son zamanlarda başımızdan geçenleri zihnimde tartıyordum.

Tanıdığımız bir kız, Büyücü Mimarların kutsal kenti ve sayısız yetenekli büyücünün ocağı olan Kızıl Büyü Köyü'nün İblis Kral'ın ordusu tarafından kuşatıldığına dair bir mektup almıştı.

Kendi başına pek bir şey yapamayacağını bilmesine rağmen, o kız yine de köyüne dönmeye karar vermişti. Axel'a belki de bir daha asla dönemeyeceğini biliyordu; bu yüzden kalbinin derinliklerine gömdüğü o hissi bana açmıştı: Ölümün kucağına atılmadan önce sevilmek istiyordu.

Onu kestirip atmış ve kalbi kırık bir halde arkamda bırakarak yola koyulmuştum. Evet, kendisini tehlikeye atmasına izin veremezdim. İblis Kral'ın ordusunu onun yerine ben yok edecektim.

Neyse, öyleydi böyleydi derken İblis Kral'ın generallerinden Sylvia'yı hezimete uğratmış ve Kızıl Büyü Köyü'ne huzuru yeniden getirmeyi başarmıştım.

"Kazuma, sabahtan beri orada oturup kendi kendine sırıtmandan içim kıyıldı. Havalar ısınınca senin kafanın sigortası atıyor herhalde."

Şehre döndüğümüzden beri son derece sakin bir hayat sürüyordum. Lafı gediğine koyan Aqua, Darkness ve Megumin ile birlikte koltukta oturuyordu. Kızıl Büyü Köyü'nden getirdiği el konsolunu sırayla oynuyorlardı.

Kendime gelip üçüne döndüm. Takınabileceğimdi en ciddi ifadeyle konuştum:

"Benim bir kız kardeş edinmem lazım."

Bu sözüm hepsini bir anlığına dut yemiş bülbüle çevirdi. Ama süratle kendilerine geldiler.

"Hey Darkness, sırayla oynuyoruz dedik! Sıra bende, anladın mı? Son patronu ben keseceğim!"

"Aman be, gerçek hayatta patronların canına okuyan zaten siz ikinizsiniz! Bırakın da hiç değilse oyunda hevesimi alayım!"

"Olmaz! Kızıl Büyü Klanı'nın bir mensubu olarak son vuruşu başkasına kaptıramam. Hem son patron her zaman en güçlü düşmandır. Senin bu balıklama dalışlarınla bütün haklarımızı sıfırlasak yine iyi."

Kendi aralarında atışmaya devam ettiler. Görünüşe göre beni yok saymaya karar vermişlerdi.

"Bana bir kulak verir misiniz?!"

"Ya hayır! Bırak! Oyunu bitirmemize ramak kalmıştı! Buraya kadar gelmek için ne kadar uğraştık biliyor musun?!"

Aqua'nın elindeki oyunu kapıp onun hamlelerini savuştururken oynamaya başladım ve…

"Alın bakalım, son patron bitti. Tek bir darbe bile almadım. Rahatladınız mı şimdi?!"

"Hiç de bile! En tatlı yerini niye sen kapıyorsun ki?! Biz o noktaya gelmek için üç günümüzü verdik!"

"Aman, amma uzattınız! Verin şunu bana. Üç saate kalmaz sizi aynı yere getiririm, hem de hiç hasar almadan!"

"Yapma! Bütün emeğimizi böyle heba edip durma noluur..." Aqua gözleri yaşlı bir şekilde konsolu geri kaptı.

"Kızıl Büyü Köyü'nde yaptıklarından sonra sana biraz olsun saygı duymaya başlamıştım!" dedi Darkness. "Hala aynı cibilliyetsiz olduğunu hatırlamam gerekirdi! Bütün çabamızı çöp etmek hoşuna mı gidiyor?! Megumin, şuna bir şey söylesene!"

"...Kazuma'yı niye dışlıyorsunuz ki?" diye sordu Megumin öfkeli Darkness'a. "Kızıl Büyü Köyü'nde, tıpkı her zamanki gibi günün sonunda bizi kurtaran yine oydu. Az önceki davranışı da bizim partinin şanına pek uygundu, yalan yok bu hali hoşuma gidiyor."

"Ha?!" Aqua ve Darkness şaşkınlıkla Megumin ile bana bakakaldı.

"İyi misin sen Megumin?" diye sordu Aqua. "Normalde Kazuma'ya ilk bayrak açan sen olurdun. Axel'ın en dik kafalı büyücüsüne ne oldu böyle?"

"Çok doğru," dedi Darkness. "Bizim bu tez canlı Megumin'in ön saftaki Vahşi Savaşçı sınıfına herkesten daha çok yakıştığı aşikâr. Böyle olgun ve mantıklı konuşması hiç normal değil. Kazuma, söylesene, Kızıl Büyü Köyü'nde tam olarak ne yaşandı?"

"İkinize de inanamıyorum! Ben soğukkanlılığı ve mantığıyla nam salmış bir Büyücü Mimarım! ...Her neyse, Kazuma, bu ani istek de nereden çıktı böyle? Küçük bir kız kardeş istiyorsan bunu bize değil, anne babana söylesen daha hayırlı olur sanki."

"Onlara defalarca söyledim zaten. Hatta üvey kız kardeş istediğimi, bu yüzden boşanıp çocuğu olan biriyle evlenmeleri gerektiğini bile tembihledim. Düşününce, babamdan ilk tokadı o zaman yemiş olabilirim..."

"Seni böyle bir laftan sonra evden kovmadıklarına göre melek gibi ebeveynlerin varmış."

"Bırak şimdi onları! Nasılsa eve dönecek halim yok, ne fark eder? Benim aklımda daha önemli bir şey var." Sözlerimi idrak edebildiklerini sanmıyordum. Tiyatral bir edayla başımı iki yana salladım. "Yanımda anaç ve olgun Wiz var. Enerjik ve tez canlı Chris var. Sena desen tam bir 'soğuk nevale'. Bir de o tatlı ama bahtsız Yunyun var! Hatta koskoca başrol kadın Prenses Eris bile var! Yani anlayacağınız, her telden ve her tipten güzel kadınla tanıştım!"

"Ooo, peki ya ben Kazuma? Ben hangi güzel kadın tipine giriyorum?"

"Hiçbirine. Senden romantik bir partner olmaz. Sen daha çok evcil hayvan gibisin... H-hey! Şurada ciddi bir şey konuşuyoruz, dayağını sonra atarsın!" Yumruklarını sıkıp üzerime çullanan Aqua'yı savuşturdum. "Demek istediğim, çok önemli bir şey fark ettim. Bende hâlâ eksik olan bir tip var! Japonya'dayken az çok çocukluk arkadaşı diyebileceğim biri bile vardı. Neyin eksik olduğunu anladınız, değil mi?"

Megumin olayı kavramış gibi derin bir iç çekti. "Mesele nereye varacak anladım sanırım..." dedi. "Uzun lafın kısası, kız kardeş rolünü benim üstlenmemi istiyorsun, öyle değil mi?"

"Ne? Yok canım, sen benim çıtırımsın."

"N-ne?!" Bu cevaba nedense pek bir şaşırdı. Yanında oturan ve utançtan yüzü kızaran Darkness çekingen bir edayla elini kaldırdı.

"P-peki ben h-hangi kategoriye giriyorum...?"

"Sen edepsiz olanısın, apaçık ortada."

"Edepsiz mi?!" O da en az Megumin kadar şoke olmuştu. Tartışmaya noktayı koymaya karar verdim.

"Bakın şimdi, Kızıl Büyü Köyü'ne gittiğimiz zamanı hatırlıyor musunuz? Megumin'in küçük kız kardeşini? Onu görünce ne kadar çok bir kız kardeş istediğimi tekrar hatırladım. Şimdi ne demek istediğimi anladınız mı?"

Sohbeti pürdikkat dinleyen Aqua söze girdi:

"Zerre kadar anlamadım."

Bu konuyu tam da şu anda açmamın çok geçerli bir sebebi vardı. O da...

"Bir prenses, ha? Benden küçük olduğunu duydum. Belki de aradığım o kız kardeş figürü odur..."

Evet, tam olarak buydu: Bana mektup yazan prensesle ilgili umutlarım vardı. On iki yaşlarında olduğuna dair laflar çalınmıştı kulağıma. Benim için fazla küçüktü elbette ama en azından arkadaş olabilirdik, o da bana ağabey falan derdi.

Darkness bu hislerimden haberdar mıydı bilmem ama Kızıl Büyü Köyü'nden döndüğümüzden beri beni vazgeçirmek için yırtınıp duruyordu.

"...Yapma Kazuma. Yol yakınken vazgeçelim, reddedelim şu daveti! Biliyorsun değil mi? Koskoca ülkenin bir numaralı hanedanından bahsediyoruz. Senin o şaşalı dediğin akşam yemeklerinin onların planladığı şeyle uzaktan yakından alakası olmayacak. Her şey aşırı resmi ve kasıntı geçecek! Anlıyor musun? Hey, millet, gelin bu hiç yaşanmamış gibi davranalım!"

Son birkaç gündür prensesle buluşmamızı engellemek için elinden geleni ardına koymamıştı. Takındığı ses tonu, bu sefer her zamankinden çok daha çaresiz olduğunu gösteriyordu.

Halıda oturmaya devam ederken mırıldandım: "...Prensese karşı terbiyesizlik yapmamdan korkuyorsun, değil mi?"

Bu sözüm üzerine Darkness seğirdi. Bir an odaya göz gezdirip sonunda başını öne eğdi.

"Öyle... Öyle bir şey değil... Gerçekten."

Tabii, kesin öyledir.

"Lafımı dinle de şu rol kesmeyi bırak. Yoldan çıkıp Dustiness ailesinin şanına leke süreriz diye ödün kopuyor."

"Öyle mi?! Darkness, ne kadar acımasızsın! Muteber insanların arasında nasıl davranacağımı gayet iyi bilirim ben!"

"Büyük bir hayal kırıklığına uğradım! Darkness, sana sorun çıkaracağımızı da nereden çıkardın? Biz silah arkadaşı değil miyiz? Bize biraz daha güvenmelisin!"

Aqua ve Megumin suçlamama destek vermekte gecikmediler.

"Şey... Ah... Açık konuşmak gerekirse, sizi herkesten iyi tanıdığım için bu kadar endişeleniyorum zaten..." dedi Darkness, gözleri dolmak üzereydi. Gerçekten dehşete düşmüş gibi bir hali vardı.

"Prensesin benim dengim olmadığını, erkan kurallarını az çok bildiğimi ben de biliyorum. Sadece böylesine asil bir hanımefendiyle tanışacağım için heyecanlıyım, hepsi bu."

"H-hey! Ben varım ya! Ben de asil bir hanımefendiyim, hatırlatırım!" Ağlamanın eşiğinde gibi görünürken bile bana çamur atmayı ihmal etmiyordu.

Bu bitmek bilmeyen endişeli hali, Darkness'ta daha önce hiç görmediğim bir yüzdü.

"Aman, gidip kendime bir smokin alayım en iyisi. Sizin de giyecek elbiseniz yok sanırım kızlar? Bize bir terzi yolu göründü." İyice havaya girmeye başlamıştım. Aqua ve Megumin'in de geri adım atmaya hiç niyeti yoktu.

"Harika fikir!" dedi Aqua. "Arada bir şu tüy pelerin dışında bir şeyler giymek benim de hoşuma gider. Ama giysi yaptırmak için yeterli vaktimiz var mı?"

"Benim elbisem siyah olacak elbette. Buram buram olgunluk kokan bir şey."

Ağlamaya her zamankinden daha yakın görünen Darkness, "S-siz var ya...! Koskoca ülkenin prensesinden bahsediyoruz, anladınız mı?! Kelimenin tam anlamıyla kelleyi koltuğa alıyorsunuz! Kazuma, şunlara bir şey söyle!" dedi.

"Cık, herkes smokin giyer. Benim onun zihninde iz bırakacak bir şey bulmam lazım. Tamamdır! Kimono ve hakama giyeceğim!"

"Yalvarırım yapma! Elimden gelen her şeyi yaparım, yeter ki oraya garip bir kılıkla gitme!"

Darkness'ın artık dayanacak gücü kalmamıştı.

"Pekala, 'her şeyi yaparım' dedin. Prenses gelene kadar geçecek bir hafta boyunca seni tepe tepe kullanacağım o zaman."

Darkness'ın o duygusal çıkışının ertesi günüydü.

"...İ-iyi hissettirmiyor. Kızıl Büyü Köyü'nde söylerken ciddiymişsin. Seni yine hafife almışım."

Üzerine biraz küçük gelen bir hizmetçi kıyafeti giymişti. Kısa eteği, evimizin bu fıstığına mükemmel bir erotizm katıyordu. Karşımda durmuş, yenilgiyi kabullenmiş bir halde bakıyordu. Onu bu halde görünce kendimi kaptırmadan edemedim.

"Sanırım demek istediğin şey: Anlaşıldı, Ustam!"

"Hık... hrrgh! A-anlaşıldı, Ustam! Ben aşağılık bir pisliğim...!!"

"Hey, sana öyle söylemeni emretmedim ki."

Darkness utançtan kızarmış, tir tir titriyordu.

Kimono fikrinden vazgeçmem ve prensesin yanında kendime çeki düzen vermem karşılığında nihayet o eski hayalimi gerçekleştirebilmiştim. Evet, Darkness'a açık saçık bir hizmetçi kıyafeti giydirip her fantezime hizmet ettirdiğim o muazzam hayali.

Doğrusu, fazla ileri gidip sınırları zorlamamıştım. Çünkü ipin ucunu kaçırırsam sonra bana ne yapacağı korkusu içimi kemiriyordu. Yine de arada sırada böyle küçük ayrıcalıkların tadını çıkarmaktan zarar gelmezdi.

"Peki ne yapmam gerekiyor? Daha önce hiç ev işi yapmadım ki. Nereden başlayacağımı bile bilmiyorum. Mesela, en baştan pantolonunun ağına çay döküp sonra panikle silmeye mi çalışayım? Bu işe yarar mı?"

"Sana kesinlikle çay demleme yasağı getiriyorum." Bir hizmetçinin görevini ne sanıyordu ki bu kız? "Sadece git ve temizlik falan yap işte. Ama bulaşıklara dokunma. Kesin hepsini kırarsın. Öyle sakar bir hizmetçinin masrafını karşılayamam ben."

"...Hmm. Peki o zaman..." Hayal kırıklığına uğramış bir halde ayaklarını sürüyerek oturma odasından çıktı.

Aqua ve Megumin, Wiz'in dükkanındaydı. Yani bu kocaman evde sadece ikimiz kalmıştık.

Şöyle bir düşününce, Darkness bana baş belasından başka bir şey getirmemişti. Bugün onu eşek gibi çalıştırmam gerekiyordu.

Fakat tam o sırada...

"Aaaaayyy!"

Sahte olduğu her halinden belli olan bir çığlığın ardından kulakları sağır eden bir porselen kırılma sesi duyuldu. Çok geçmeden Darkness, elinde bir tabak parçasıyla koşarak içeri daldı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.