Büyü eşyası dükkânının önü iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalıktı. Wiz, kapısında daha önce hiç bu kadar insan görmediğini söyledi. Bu curcunun bir sebebi de, henüz dükkâna varmamış olan Vanir’in kasabada el ilanları dağıtması olabilirdi. Kalabalıktaki birkaç kişinin elindeki kâğıtları görebiliyordum.
“…İnanılmaz. Bu ne kalabalık böyle?”
“Aynen öyle.”
Darkness kendi kendine söylenirken isteksizce karşılık verdim.
“…Keşke hepsi bir şeyler satın almak için gelmiş olsa.”
“Ne güzel olurdu.”
Megumin’in yorumuna da sadece geçiştirici bir cevap verdim.
Gözlerimi kalabalığa diktim. Yanımda duran Wiz’in çaresizliği yüzünden okunuyordu.
“H-herkesin dikkati dağılmış… Dükkânıma gelen insanlar bile bakmıyor!”
“Gaaaah! Bu kızın nesi var böyle?!”
Kalabalığın tam ortasında Aqua durmuş, parti numaralarını sergileyerek ilginin tadını çıkarıyordu. İnsanların elindeki broşürlere bakılırsa buraya alışveriş yapmaya gelmişlerdi. Ama şu an ne için toplandıklarını tamamen unutmuş gibiydiler.
Kız buraya bir sürü insan toplamıştı toplamasına ama ortada tek bir müşteri bile yoktu.
Aqua ne yapması gerektiğini kendisi de unutmuştu sanki; elinden gelen en gösterişli şovu sunuyordu.
“Sıradaki numaram için! Şu sıradan mendile bakın! Şimdi nasıl bir güvercine dönüşeceğini izleyin!” Mendili büyük bir edayla açtı.
Klasik bir el çabukluğu numarası. Güvercini önceden kıyafetlerinin içine saklar, sonra mendilden çıkıyormuş gibi yaparsın. Ama Aqua mendili salladığında…
“Ooooo!”
…yüzlerce güvercinden oluşan bir sürü kalabalığın üzerine doğru havalandı.
“Bu da ne?! Bütün bu kuşları nereden buldu?! Fiziksel olarak mümkün değil bu!” diye bağırdım Wiz’e dönerek. Artık gözlerimden şüphe etmeye başlamıştım.
“B-ben de bilmiyorum. Hiç büyü hissetmedim, yani bir çağırma büyüsü değildi. Ama o kadar hayvanı nereye saklamış olabilir ki? Gerçekten aklım almıyor…” Şaşkınlıkla elini ağzına götürdü. Büyü uzmanımız bile şaşıp kalmıştı.
Seyirciler adeta üzerine bozuk para yağdırıyordu ama Aqua, “Aaa, para istemez! Ben sokak çalgıcısı değilim, lütfen bahşişlerinizi kendinize saklayın!” diye diretti. Sanatına sadıktı anlaşılan. Oysa sadece bu işle bile hayatını kazanabilirmiş gibi duruyordu.
Biraz sinirden biraz da meraktan, Aqua’nın gösterisini izlemek için kalabalığı yarıp ilerledik. Tam o sırada tanıdık bir ses duyduk.
“N-ne muazzam bir manzara…!”
Vanir dönmüştü ve şaşkınlıkla kalabalığa bakıyordu.
Bütün bu patırtının ortasında Aqua, ihtimalen Wiz’in dükkânından aşırdığı bir kucak iksirle dikiliyordu.
“Şimdi! Üçe kadar sayacağım ve bu iksirlerin her biri ortadan kaybolacak! Nereye mi gidecekler? Kimse bilmiyor! Ben bile… Pekala! Bir! İki…”
“Üç demeye sakın cüret etme, seni tanrısal aptal! Ne işin var senin burada?! Her fırsatta kapı kolumuza kutsal su sıçratman yetmiyormuş gibi, şimdi de dükkânın hemen önünde rızkımızı mı kesiyorsun!”
O “küçük yürüyüşlerinde” ne karıştırdığını hep merak etmiştim zaten.
“Hey, araya girme seni maskeli budala! Burası kamuya açık yol, sanatımı icra ediyorsam sana ne!”
“Bal gibi de karışırım! Bugün bu dükkânın geleceğini yatırdığımız yeni malları tezgâha koyduğumuz gün! Kutlama yapmamız gereken bir günde, ekmeğime kan doğramak için yırtınan insanlarla uğraşacak vaktim yok benim!”
Vanir ve Aqua seyircileri unutup atışmaya başlayınca Wiz sesini yükseltti: “Herkese merhaba! Bugün sizler için birbirinden kullanışlı eşyalar hazırladık! Lütfen içeri buyurup göz atın!”
Vay canına! Wiz’i ilk defa gerçek bir dükkân sahibi gibi görür olmuştum.
Biraz çaba gerektirdi ama sonunda başarmışlardı.
“Hoş geldiniz, hoş geldiniz, buyurun içeri! Sadece kısa bir süreliğine, on bin eris ve üzeri alışveriş yapan tüm müşterilerimize geceleri kıkırdayan bu Vanir bebeği hediye! Elli bin eris harcayın, tam benimki gibi bir Vanir maskesi kazanın!… Aaa! Bağışla evlat, yüzümdeki satılık değil. Onun yerine şu özel renkli olanı al… Hadi ama! Hoş geldiniz herkese!”
Wiz’in bu ürkütücü çalışanı hem harika bir çığırtkan olduğunu kanıtlıyor hem de çocukların arasında şaşırtıcı derecede ilgi görüyordu.
“Teşekkürler! Çok teşekkür ederim! İki çakmak ve bir Vanir maskesi, iyi günlerde kullanın!”
Japon icatlarım kapış kapış gidiyordu. Vay be. İşlerin bu kadar açılacağını bilseydim çoktan satışa çıkarırdım.
“Bırak beni Darkness! Bütün müşterilerimi çaldılar, çok sinirliyim! Bırak da sanatımı konuşturayım!”
“Aqua, sakin ol, buraya ne için geldiğimizi hatırla! Yapma, biraz sakinleş artık…!”
Darkness, dükkânın işlerine daha fazla taş koymasın diye Aqua’yı bedenen zapt ediyordu. Bu sırada Wiz ve Vanir müşterilerle gayet güzel ilgileniyordu.
Aşağıdaki patırtı biraz dinince Vanir yüzünde kocaman bir tebessümle yanımıza geldi.
“Fwa-ha-ha-ha-ha-ha! Gülmeden edemiyorum! Şuna da bak! Kapanış saatine daha saatler var ama bugünkü malların neredeyse hepsini tükettik! Tatilde arkadaşıyla bir şeyleri ilerlettiğini sanan ama eve döndüklerinden beri tık tıkır tıkır yerinde saydığı için içten içe köpüren delikanlı, sana bir kez daha teşekkür ederim!”
“Bir dakika, benden mi bahsediyorsun sen?! Benden bahsediyorsun, değil mi?! N-ne alakası var! Sinirlendiğim falan yok! Megumin, bana öyle kaçamak bakışlar atmayı kes artık!”
“B-ben hiçbir şeye baktığım yok! Şu iblisin dediklerine takılma, sırf kendi eğlencesi için uyduruyor bunları!”
Lanet olsun herife! Kızıl Büyü Köyü’nden döndüğümüzden beri aklımı en çok kurcalayan şeyi tam noktası noktasına biliyordu.
“Çiftleşin, çocuk yapın; şahsen umurumda bile değil. Sadece ikinizin birbirinize böyle hırsız gibi kaçamak bakışlar fırlatmasını izlemek insanı içten içe çürütüyor. Gidin bir otele ya da karanlık bir sokağa, ne yapıyorsanız yapın artık! Ama neyse, konuşmamız gereken daha önemli konular var.”
Kahretsin. Şu herifin icabına bakması için Aqua’yı gerçekten buraya çağırmam gerekecek.
“Bu gidişle ay sonuna kadar üç yüz milyon erisini hazırlayabileceğimi düşünüyorum. Tam olarak bir peşinat sayılmaz ama sana şunu vereyim.” Vanir bana siyah bir maske uzattı; üzerindeki desen yüzündekinden biraz farklıydı. “Sessiz sedasız ama tartışmasız bir şekilde halk arasında popüler olan, bu dükkânın gerçek marka eşyalarından biri: seri üretim Vanir maskesi. Dolunay gecelerinde taktığında gizemli bir iblis gücü büyü yeteneğini artırır, kan akışını hızlandırır ve cildine sağlıklı bir parlaklık verir. Mükemmel, değil mi? Üstelik bu son derece nadir bulunan siyah bir varyasyon. Bütün o küçük arkadaşlarına caka satabilirsin.”
Ben… Ben bunu istemiyorum ki.
Şunu kafama geçirsem bana lanet falan bulaşmaz, değil mi…?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.