Unutulmuş Geçmiş ve Yoldaki Pusu

Yavaştan yanıma sokulurken hafifçe içini çekti. Karanlıkta elimi sıktı. Avucu buz gibiydi.

Neden bu kadar gergindim ki?

Bir dakika, bu da ne böyle? Bayağı bildiğin buruk bir romantizm kokuyordu bu!

Ne derdi vardı bu kızın? Megumin durduk yere, hiç gereği yokken neden elimi tutmuştu ki? Önce Yunyun benden çocuk yapmak istemişti, şimdi de bu mu? Belki de gerçekten şeytanın bacağını kırmıştım, kadınlar arasında nihayet popüler oluyordum.

Aşk hayatımın acıklı hatıraları bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Hayatımda ilk sevdiğim kız... İlkokulda büyüyünce evleneceğimize dair birbirimize söz verişimiz... Ortaokul son sınıfın yazında, onu mahallenin serseri ağabeylerinden birinin motosikletinin arkasında gördüğüm o an... Göğsümü sıkıştıran, tanımlayamadığım o hislerle okula gitmeyi nasıl bıraktığım, kendimi nasıl internet oyunlarına verdiğim... Sonrasında uykuyu bile gözümün aramadığı, sadece güneş doğana kadar canavar kestiğim o günler... Sonunda öyle bir seviyeye ulaşmıştım ki sanal alemde beni tanımayan tek bir kul bile kalmamıştı...

Hayatımın en güzel yıllarını internet oyunlarında dirsek çürüterek harcamıştım. Okul koridorlarında tomurcuklanan o ilk aşkların tadını çıkaracağım çağları heba etmiştim. Şimdiyse güzeller güzeli bir kız neredeyse göğsüme yaslanmış, elimi avucunun içine almıştı.

Hadi buyurun. Bir erkek bu durumda ne yapmalıydı ki? Yoksa ona bir adım atmamı mı bekliyordu? Şöyle havalı, etkileyici bir şeyler mi söyleseydim? Megumin’e hiçbir zaman o gözle bakmamıştım, şu anda da ona karşı en ufak bir duygusal yakınlık hissetmiyordum. Yani, neticede henüz çok küçüktü. Ama karşı cinsle tek bir tecrübesi bile olmayan bir bakire böyle bir şey yapıldığında, hiçbir şey olmamış gibi davranamayacağını akıl edemiyor muydu bu kız?!

Kendimi toparladım, ağzımdan çıkacak o havalı cümleyi zihnimde hazırladım...

Ve işte tam o anda fark ettim.

"...Mışıl mışıl..."

Ben burada ecel terleri döküp ne yapacağımı şaşırmış halde otururken, Megumin çoktan derin bir uykunun kollarına bırakmıştı kendini.

...Seni gidi aptal velet!

"Cidden, dün gece Megumin ile çıkardığınız o gürültü yüzünden gözüme bir damla uyku girmedi!"

"Bak, verdiğimiz rahatsızlık için özür dilerim ama hepsi bu sübyan nöbetinin ortasında uyuyakaldığı için oldu. Hem sen ne saçmalıyorsun? Nöbet sıran geldiğinde seni uyandırmaya çalıştım, gıkın bile çıkmadı! Sonunda senin nöbetini de Darkness tutmak zorunda kaldı."

"Megumin nöbetinde uyuyakaldı diye ona çok korkunç şeyler yaptığını duymuştum. Ben de uyuma numarası yaparsam belki bana da... Ama bana yapabileceğin şeylerin heyecanından bir türlü uyuyamadım ki..."

"Iyy... B-bana yaptıklarına hâlâ inanamıyorum..."

Doğruya doğru, dün gece epey bir patırtı kopmuştu ama en azından sabaha sağ salim ulaşmıştık. Hafif bir kahvaltının ardından yola koyulduk. Planımızın tıkır tıkır işleyeceğinden hiçbir şüphe duymadan, tartışa tartışa yürüyorduk.

"Tüh, kahretsin..."

Ama şimdi yolun tam ortasında kalakalmış, önümüzde uzanan devasa düzlüğe aptal aptal bakıyordum. Etrafta sığınacak tek bir engel bile yoktu, bu da Pusu becerimin tamamen çöp olması demekti. Bütün umudumuzu Megumin’e bağlamıştık ama böyle açık bir alanda büyü kullanırsak çıkacak ses diğer canavarları da kolayca üzerimize çekerdi. Kızıl Büyü Köyü’ne giden tek yol ise bu ovadan geçiyordu.

Düşman Sez etkin olsa bile tamamen açıkta kalacaktık. Becerim işe yaramadan canavarlar muhtemelen tepemize binerdi. Başka çare yoktu. Geleceği Görme becerisini kullanmanın tam sırasıydı. Düşman Sez’i hiç zorlamayacak, canavarlar beni fark etmeden ben onları fark edecektim.

"Tamam, ben tek başıma önden gidiyorum. Siz çabuk kaçabileceğiniz güvenli bir yerde bekleyin. Aqua, ihtiyacım olursa kaçabilmem için bana bir hız güçlendirmesi ver."

Bir canavar tepeme dikilse bile, Aqua’nın hız güçlendirmesi ve geçen gün öğrendiğim Kaçma becerisi sayesinde düşmanı başka yöne çekebilirdim. Bu sırada diğer üçü çaktırmadan bir kenarda beklerdi. Göğüs zırhımı, eldivenlerimi ve dizliklerimi çıkarıp Aqua’ya uzattım. İşler sarpa sararsa olabildiğince hafif olmak istiyordum. Yükümü daha da azaltmak için hançerim hariç bütün silahlarımı da ona teslim ettim.

"Tehlikeyi gördüğün an topuklamaya pek bir kararlı görünüyorsun," dedi Aqua iğneleyici bir tavırla. "Her zamanki gibi çok cesursun."

"Buralardaki canavarla kafa kafaya dövüşmeme imkan yok," dedim. "Canavar kılavuzuna baktım da hepsi birbirinden bela tipler. Teker teker geleceklerinin de bir garantisi yok. Yani haklısın, dövüşmek benim için en son çare."

Kılavuzda Tek Yumruk Ayıları, grifonlar, Ateş Ejderhaları ve adı bile insanı ürkütmeye yeten bir sürü yaratık geçiyordu.

Pekii, biri hariç. Çok tanıdık bir şeydi, bilgisayar oyunlarında ve mangalarda esamesi okunmayan, çerez niyetine kesilen türden bir şey. Bir şeyle karşılaşacaksam, umarım bu olurdu.

Yola çıkmaya hazırlandım. "Pekala. Beni takip edin ama aradaki mesafeyi koruyun. Sakın beni gözden kaybetmeyin. Etrafta bir şey görürsem işaret edeceğim, o zaman hemen kaçın."

"Anlaşıldı!" dedi Aqua. "Bana güvenebilirsin!"

"Şu hayatta bir şey öğrendiysem, o da senin el kol hareketlerinden hiçbir şey anlamadığındır. Darkness, Megumin, iş sizde."

İkisi de başlarıyla onayladı.

Yol devasa bir ovanın içinden geçiyordu. Hafif zırhımla tek başıma ilerliyor, etrafta canavar izi var mı diye dört açıyordum. Arada bir başımı çevirip kızların hâlâ arkamdan gelip gelmediğini kontrol ediyordum. Şimdilik her şey yolundaydı. Özellikle uçan yaratıklara karşı tetikte olmak istiyordum. Kılavuzda grifonlardan bahsedilmişti ama tepemizde dolanan bir gölge görememiştim.

Uzakta birkaç devasa canavarın karaltısını seçmiştik ama hepsini atlatmayı başarmıştık. Tıkırında gidiyordu her şey. Şu ovayı kazasız belasız geçip yeniden bir araya geldik mi tamam.

Ve sonra...

Ovanın tam ortasında insanı andıran bir karaltı belirdi. Her kimse beni henüz fark etmişe benzemiyordu ama bir insanın bu ovanın ortasında dikilmesi için mantıklı tek bir sebep bile bulamıyordum. Bu da demek oluyordu ki karşımdaki bir canavardı.

Hâlâ uzaktayken ne olduğunu çıkarmayı başardım. Ölümcül düşmanlarla dolu bu bölgede göze aykırı gelen tek şey oydu.

Bir ork.

İki ayağı üzerinde duran bu domuz kafalı yaratıklar acayip ürkünç bir üreme gücüne sahipti ve yılın her günü çiftleşebilirlerdi. Vücut yapıları insanımsı türlerin çoğuyla eşleşmelerine imkan tanıyordu. Yani eline düşerseniz hayatınız bir anda cehenneme dönebilirdi. Hatta bazıları, ellerine düşme ihtimali doğduğunda en iyisinin kendi canına kıymak olduğunu söylerdi.

Oyunlarda falan orklar, koboldlar ve goblinlerle birlikte canavar piramidinin en altında yer alırdı. Buradaki canavar kılavuzunda neden yer aldıklarını bir türlü anlayamamıştım. Etrafından dolaşmak için akla karayı seçtiğimiz o devasa düşmanların yanında, bu tipten kaçınmaya değecek bir sebep göremiyordum. Doğru, elimde sadece hançerim vardı ama görebildiğim kadarıyla karşımdakinin elinde tek bir silah bile yoktu. Üstüne üstlük Emen Temas ile CP’sini de çekebilirdim. Hem zaten topu topu tek bir taneydi.

Yaklaşıp hançerimle tek darbede işini bitirmeye karar verdim. Bayağı uzakta görünen karaltıya doğru ilerlemeye başladım. Hiç saklanma gereği duymadan, özgüvenle yürüyordum. Zaten bu uçsuz bucaksız ovada saklanacak yer de yoktu.

Epeyce yaklaştığımda canavar beni fark etmiş olmalı ki o da bana doğru yürümeye başladı. Gayriihtiyari hançerimi daha sıkı kavradım. Tam o anda arkamdan bir ses yükseldi.

"...zu...ma...! Kazu...!!"

Ne olduğuna bakmak için arkamı döndüğümde Aqua ve diğerlerinin bana doğru bir şeyler bağırdığını gördüm. Bu mesafeden net seçemiyordum ama Aqua ile Megumin elleriyle kollarıyla garip garip hareketler yapıyordu. Ne söylemeye çalıştıklarını anlamam birkaç saniyemi aldı.

Kaç!

Ama önüme geri döndüm. Altı üstü tek bir orktu.

Ork bayağı yaklaşmıştı, doğrudan bana bakıyordu.

Takım arkadaşlarımın bu telaşı canımı sıkmıştı. "Toprak Yarat!" diye fısıldayarak sol avcumun içine biraz toz sakladım. Gerekirse orkun gözüne atıp onu kör edecektim. Göz ucuyla arkama tekrar baktığımda, Aqua ve Megumin’in her zamankinden daha panik bir şekilde çırpındığını gördüm. Kaç! Kaç!

Asıl kaçması gereken sizsiniz hanımefendiler, diye bağırmak geldi içimden. Bir orkun benim gibi bir erkeğin peşine düşmektense kadınların peşine düşme ihtimali çok daha yüksekti. Ama nasıl olsa yaratığı buracıkta serecektim, kaçıp kaçmamalarının pek bir önemi yoktu.

Tekrar orka döndüm. Artık birbirimizin yüzünü görebilecek kadar yakındık ve düşündüğümden çok daha fazla insana benziyordu. Bir domuzun kulaklarına ve burnuna sahipti ama yüz hatları normal bir insandan çok da farklı değildi. Üstelik üzerinde gerçek giysiler vardı, muhtemelen talihsiz bir gezginden çalmıştı. En şaşırtıcı olanıysa kafasında saç olmasıydı. Dağınık saçlardı belki ama vardı işte. Yeşil tenini saymazsanız, ilk bakışta kolayca insan sanılabilirdi.

"Merhaba! Şey, erkek güzeli! Benimle biraz eğlenmek ister misin?"

Anlaşılan bu bir dişimdi, çünkü ağzından bülbül gibi dökülen kelimeler gayet tiz bir tonda çıkmıştı.

...Vay canına. Bu hiç de hayal ettiğim orklara benzemiyordu. Dişileri olduğunu bile bilmiyordum. Yani tamam, acayip üretken olduklarını biliyordum ama sadece diğer ırklarla çiftleşebildiklerini sanıyordum...

Ona tekrar bakış attım. İnsanımsı bir formu vardı ama bu kesinlikle bir canavardı. Kendi ayağıyla gelip bana böyle bir teklifte bulunduğu için onun adına üzülmüştüm aslında ama onu potansiyel bir partner olarak görecek kadar da geniş mezhepli değildim. Olabildiğince istifimi bozmadan, "Hiç almayayım," dedim.

Ve işte böylece, hayatımda ilk kez bir kadın bana çıkma teklif etmişti ve ben onu reddetmiştim.

Reddedilmesine rağmen orkun yüz ifadesi hiç değişmedi. "Öyle mi? Yazık oldu. Rızaları olunca daha çok hoşuma gidiyordu oysa." Sonra dişlerini göstererek sırıttı. Dağınık saçlarının yanı sıra sararmış dişleri ve bayağı göbekli bir vücudu vardı. Burnunu falan geçtim, bu haliyle ilgimi çekmesi zaten imkansızdı.

Hem rıza falan ne ayak?

"Beni dinle," dedim. "Lisan bildiğine göre sana bir teklif de ben yapayım. Buradan geçip gitmek istiyorum. Yol vermene izin verirsen erzakımdan birazını seninle paylaşırım... Ne dersin?"

Yiyecek sunmak güçlü bir koz olabilirdi... Ya da ben safça böyle umuyordum. Aklıma gelmişken, yanımızdaki o kurutulmuş et ne etiydi öyle? Domuz eti değildi, değil mi? Kıza kendi soyunu yedirip yamyam yapmayı hiç istemezdim.

Ben bunu kara kara düşünürken dişi orkun ağzının suyu akmaya başladı. Vay canına. Yiyecek teklifi cidden işe yaramıştı sanırım.

...Ancak hemen ardından söylediği şeyle başımdan aşağı kaynar sular döküldü.

"Erzağın canı cehenneme. Bu bölge biz alımlı orklara ait. Sınırlarımıza giren bir erkeğin elimizden kaçıp kurtulduğu nerede görülmüş? Ama cidden ilgimi çektin. İlk bakışta pek bir şeye benzemiyorsun ama sende acayip güçlü bir yaşama hırsı seziyorum. Burnum bu konularda hiç şaşmaz. Senden harika, sapasağlam çocuklar doğuracağıma kalıbımı basarım... Biraz eğlenmeye ne dersin?"

............Şey.

Kadının şaka yapmadığı zihnime dank etmeye başlamıştı. Sabrımın son sınırına dayanarak arkama, partime baktım. İkisi hâlâ deli gibi kaç işareti yapıyordu. Sadece Darkness, durumun vahamettinden zerre haberdar değilmiş gibi, savaşa katılıp katılmama konusunda kararsızca dikiliyordu.

Geriye doğru attığım bu kaçamak bakış, yoldaşlarımı orka yem etmişti.

"Ooo, arkadaşların mı?... Hepsi dişi mi? Görmezden geleyim bari. Sana gelince... Şöyle yapalım. Üç gün. Köyümüzde üç gün geçireceksin, anlaştık mı? Hi-hi-hi! Kendi küçük haremin varmış gibi hissedeceksin. Sana yeryüzündeki cenneti yaşatacağız. Gerçi dürüst olmak gerekirse, yakaladığımız erkeklerin çoğu ahiretteki cenneti de tadıyor ama olsun!"

Bana şehvetle sırıtan orka bakarken içgüdüsel bir dehşete kapıldım ve büyümü fısıldadım.

"Rüzgar Nefesi!"

"Grah?!"

Sert rüzgar, avucumdaki tozu doğrudan orkun gözlerine savurdu. Kör olan mahluk avazı çıktığı kadar bağırıp iki büklüm oldu. Hemen ileri atıldım; hançerimle değil, çıplak elimle orku yakaladım.

Emme Dokunuşu kullanarak orkun dayanıklılığını son damlasına kadar emdim, ama onu öldürmedim. Bütün gece uykusuz kaldığımı düşününce, küçük bir güçlendirme tam zamanında gelmişti. Yine de ork bir köyden bahsetmişti. Onu gebertirsem arkadaşlarının peşime düşmesinden korktum. Bu yüzden onu canlı bıraktım. Fakat birkaç dakika yürüdükten sonra arkamda bir hareketlilik hissettim. Arkamı döndüğümde Aqua ve diğerlerinin bana doğru koştuğunu gördüm.

"...Derdiniz ne sizin? Bu kadar yakınıma gelirseniz önden gitmemin ne anlamı kalır? Biraz geride durun!"

"Ne saçmalıyorsun sen Kazuma?!" dedi Megumin panik içinde. "Bir orku devirdin! Üstelik bütün bu alan onların bölgesi! Escape edip kaçana kadar peşini bırakmayacaklar!"

...Bu kız hâlâ anlamadı mı yani?

"Peşime düşüyorlarsa bu iyi bir şey. Bütün zırhımı ve silahlarımı neden çıkardığımı sanıyorsunuz? Yem olmak içindi. Orcların sizi yakalayıp... bilirsiniz işte, tutsaklarına yaptıkları o korkunç şeyleri yapmalarını istemiyorum."

Orklar cinsel iştahlarıyla nam salmış yaratıklardı. Partimdekiler onların eline düşerse... Düşünmek bile istemiyordum.

"Şimdi hatırladım," dedi Aqua. "Bu dünya hakkında en ufak bir fikrin yok, değil mi Kazuma? Ne kadar zavallı, hiçbir şeyden haberi olmayan bir cahil olduğunu neredeyse unutuyordum. Anlaşılan sana her şeyi öğretmek yine bana kaldı, irrrrgh!"

Aqua'nın ses tonu daha da tepeden inmeci bir hal almadan yanağını tutup sıktım ve beni aydınlatması için Megumin'e baktım.

"...Kazuma, beni iyi dinle. Bu dünyada erkek ork diye bir şey yok."

"Ne dedin?!" Bunu söyleyen ben değildim. Olayı büyük bir trajedi olarak gören Darkness'tı.

"Bütün erkek orkların soyu asırlar önce tükendi," diye devam etti Megumin. "Zaman zaman erkek bebekler doğuyor ama daha yetişkinliğe erişemeden dişilerin elinde fiziki yetersizlikten ölüp gidiyorlar. Bu yüzden saf kan ork kalmadı; ellerine geçen her türle çiftleşerek her ırkın en iyi genlerini aldılar. Artık onlara ork bile denemez. Bölgeye herhangi bir türden erkek ayak bastığı an, onu köylerine sürükleyip ağza alınmayacak şeyler yapıyorlar. Onlar erkeklerin doğal düşmanı!... Ve Kazuma, sen..." Cümlenin sonunu getirmekte zorlanıyor gibiydi.

"B-bir dakika bekleyin, orklar kadın şövalyelerin doğal düşmanı olmak zorundadır!" diye araya girdi Haçlımız. "Kadınların peşinden koşan o şehvet düşkünü erkek orklara ne oldu?!"

"Hepsi yok oldu." Megumin yarım kalan açıklamasını sürdürdü. "Kazuma, sen dişi bir orku yere serdin. Orklar en güçlü genlere sahip en iyi erkekleri ister. İçlerinden birini durdurmayı başardın, bu da onlara senin gibi birini kaçıramayacaklarını kanıtlamış oldu... Bak. İşte tıpkı şunun gibi." Yıkılmış haldeki Darkness'ı görmezden gelen Megumin, eliyle uzak bir noktayı işaret etti.

Bir sürü dişi ork yan yana dizilmişti; en önde ise CP'sini emdiğim o ork duruyordu. Megumin orkların her mahlukun en iyi genlerini taşıdığını söylemişti ama bu kadar çabuk toparlanmış olamazdı, değil mi?

Orkların hepsinin domuz kulağı yoktu. Bazılarında kedi veya köpek kulakları vardı; orkların melezleşmesinin canlı kanıtıydılar.

"Harika bir avsın!" diye bağırdı bayılttığım ork. "Beni bilincimi kaybedecek kadar vurmak ha! Sana aşık oldum!... Ve seni bırakmaya hiç niyetim yok! Umarım zorluk çıkarmazsın, senden kesinlikle çocuk yapacağım!"

İşte bu sözler tüylerimi diken diken etmeye yetti. Ve o konuşmasını bitirir bitirmez, ork sürüsü üzerime doğru hücuma geçti!

"Ha?! Hey! Bir dakika bekle— İiiiyaaaaaahhh!"

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.