BAŞLIK: Hamam, Çikolata ve Bir İtiraf
İnanılmaz bir hızla yeniden inşa edilmiş Kızıl Büyücüler Köyü’ndeki son gecemizdi.
Megumin, “Kazuma,” dedi, “neyin var? Akşam yemeğinde hep birlikteyken ne kadar keyifli görünüyordun. Sonra dışarı çıktın, döndüğünde ise birinin kellesini koparacak gibiydin.”
Doğruydu; yüzüm sabahtan beri asıktı. “Neyim mi var?! Söyleyeyim neyim var! Sokağın aşağısındaki o ‘Karma Hamam’ mı? Yalan reklam! Karma hamam falan değil! Hatta hamam bile değil!”
Megumin ne demek istediğimi anlamış gibiydi.
“Ah,” dedi, “oraya gittin, değil mi? O bina turistlerin kullanımı için. Köyü ziyaret eden her gezgin en az bir kere uğrar oraya.”
“Bu köyün derdi ne?! Hamam bile kötü bir şaka gibi! Of! Bu, gelmiş geçmiş en kötü gezi.”
Sylvia mağlup edilmiş, bölgedeki İblis Kral’ın diğer güçlerini de temizlemiştik. Köy yeniden inşa edilmişti ve her şey tatlıya bağlanmış gibiydi…
“Gerçekten mi? Ben bu sefer oldukça keyif aldım.”
Megumin konuşurken yatakta yanımda döndü. Burada geçireceğimiz son gecede, en azından, sessizce uyumayı çok isterdim ama yine Megumin’in odasında kalakaldım. Yuiyui’nin herkesi manipüle etmesine bile gerek kalmamıştı. Megumin gönüllü olmuştu; üzerine bir daha uyku büyüsü yapılmasından daha iyi olduğunu söylemişti. Baştan bu kadar açık sözlü olsaydı, belki de ona cinsel tacizde bulunma gibi güçlü bir arzu duymazdım.
Darkness her zamanki itirazlarını dile getirdi ve o da Hyoizaburou ile yakında rüyalar aleminde buldular kendilerini. Ben ise kendimi Megumin’in yanında yatakta uzanırken buldum.
“Ne mutlu sana. Bana gelince, yani orklar ve Sylvia arasında, son zamanlarda çok fazla, hani, istenmeyen ilgi çekiyor gibiyim.”
“Bu sadece bir tesadüf. Ben de son birkaç gündür benzer bir deneyim yaşadım.”
“Y-yine üzgünüm…”
Nasıl davrandığımı düşündüğümde, kendimi ona bakmaya zorlayamadım.
Yanımda, Megumin kıkırdadı.
“Eğer suçlu hissediyorsan… Buldum. Bana ilginç bir hikâye anlat. Memleketin hakkında bir şeyler duymayı gerçekten çok isterim.” Sonra bana döndü…
“…ben de olabildiğince hızlı düşündüm ve yan komşu kıza dedim ki, ‘Bu parayı al, çikolata al ve o gün benim evime getir. Üstü de sende kalsın.’ Her şey kusursuz işledi. Küçük kardeşim annemizden sadece tek bir çikolata aldı. Ben ise iki tane aldım: biri annemizden, diğeri de o kızdan. Böylece kardeşimle aramdaki uzun savaş sona erdi ve ona abisiyle uğraşmaması gerektiğini öğrettim.”
Hikâyemin tamamını pür dikkat dinlemiş olan Megumin, “Yani başka bir deyişle, bir kıza rüşvet vererek kazandın. Aslında her zaman böyle olduğunu bilmek beni sevindirdi… Ama ne tuhaf bir gelenek. O gün hiç çikolata almamak gerçekten bu kadar kötü bir şey mi?” Ülkemin takvimindeki bu en karanlık günlerden biriyle çok ilgilenmiş gibiydi.
“Kötü bir şey mi? Şöyle söyleyeyim. Bana zamanda geriye gitmek için tek bir şansım olduğunu söylesen, o geleneği başlatan adamı bulur ve onu yeryüzünden silerdim. Hiç çikolata almayan erkekler için işte o kadar kötü. Ve hayatta kalsan bile, benim geldiğim yerde, karşılığında bir hediye vermen gerekiyor.”
“…Karşılık hediyesi mi? Bu nasıl oluyor?”
Ona korkunç gerçeği açıkladım. “Diyelim ki bir kızdan çikolata aldın. Bir ay sonra, o kıza aldığın çikolatanın üç katı değerinde bir hediye vermek zorundasın. Bu ne kadar kötü, düşünsene? Ve eğer vermezsen, tanıdığın herhangi bir kızla sosyal intihar etmiş olursun. Ona hiçbir şey vermezsen, seni işaret edip arkandan gülerler. Ama verirsen, o zaman da beş parasız kalırsın! İşte Valen-zart zurt olarak bilinen o korkunç olayın hikâyesi bu.”
Sözlerimi bitirdiğimde, Megumin şaşırmış gibi başını yana eğdi.
“Neden hiç çikolata almadın, Kazuma? Bir insan olarak muazzam kusurların olduğu doğru ama yine de, birlikteyken senin iyi yönlerini görüyorum. Örneğin, çok… çok… nazik misin? Hayır, o değil. Samimi misin…? Hayır, o da değil… Ha? Hmm… Dünyada yolunu bulmakta oldukça beceriklisin. Dur, ama o zaman da o kadar borç vardı… Hııı?”
Ah, sen de “hııı” de bakalım. Biraz daha zorla kendini. Eminim bir şeyler bulursun.
“…Şey, manipülatif olabilirsin ama her şeye rağmen arkadaşlarına kol kanat geriyorsun. Bu özelliğinden nefret etmiyorum.”
Arkadaşlarıma kol kanat geriyorum, öyle mi? Kızların seni gerçekten karşı cinsten biri olarak görmediklerinde söyledikleri şey bu değil mi? Tıpkı “İyi bir insansın” gibi?
Gerçi burada romantik bir bağ aramadığım için pek umursamadım sanırım. Orkların travması ve Sylvia ile yaşanan her şey yüzünden — yani, karşı cinsten biri gibi görünen biri tarafından fark edilmek söz konusu olduğunda herkes biraz şüpheci olurdu. Bu yüzden, tek bir içten övgü sözcüğü bile bulamasa bile umursamadım!
“Ülkene gidersem, Kazuma, o gün sana çikolata veririm. Kardeşinin gördüğünden emin olabilirsin.” Kendi tarzında, rahat ve arkadaşça bir ses tonu vardı.
“Dinlemiyordun. Dedim ki Zart-zurt Günü’nde kızlar hoşlandıkları erkeklere çikolata verir. Eğer her arkadaş olduğun erkeğe çikolata dağıtırsan, yanlış anlayacaklarına emin olabilirsin ve sonra başın belaya girer. Biraz tatlısın, bu yüzden ülkemde şeker konusunda çok cömert olsaydın, insanlar seni kolay lokma sanabilirlerdi.”
Buna karşılık dedi ki:
“Ama ben senden hoşlanıyorum, Kazuma.”
O kadar kolay söyledi ki, sanki önemli bir şey değilmiş gibiydi.
“Dur, şunu bir daha konuşalım. Bir daha söyle.” Gerçekten önemli bir şey duymadığım halde duyduğumu düşünmeyecektim kendimi.
Yorgana iyice sarılmış, sadece başı dışarıda kalmış Megumin, garip bir kıkırdama bıraktı. “Senden hoşlanmıyor değilim, Kazuma.”
“Hey, o söylediğin bu değildi! Hafızam o kadar kötü değil!”
Bu, Megumin’i tekrar güldürdü.
“Kazuma. Farazi olarak—”
“Ne var? Farazi olarak ne? Hazırım; söyle gelsin.”
Havaya kapılıp bana karşı gerçek hislerini mi itiraf edecekti? Gerçekten olabilir miydi? Sylvia gitmişti; bu gece bizi rahatsız edebilecek hiçbir şey yoktu.
Megumin kararlılığını toplamış gibiydi. “Kazuma, eğer gerçekten harika bir büyücüye sahip olsan…”
Evet? Ne? Devam et! Konuşmaya devam et!
Neredeyse heyecandan titriyordum. Megumin sessizce sordu:
“…onu ister miydin?”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.