Pencereden süzülen hafif ay ışığının altında donağaldım. Deliksiz bir uykuya dalmış Megumin’in silüeti görüş alanımı dolduruyordu. Odada sadece ikimiz kalmışık. Aqua zaten sarhoşluğun verdiği rehavetle çoktan derin bir uykuya dalmıştı. Yuiyui ise ortalığı karıştırma ihtimali en yüksek iki kişiyi, Hyoizaburou ve Darkness’ı bir süreliğine saf dışı bırakmış… Üstüne bir de odadan kimse çıkamasın ya da içeri giremesin diye kapıyı kilitlemişti.
Tam anlamıyla kusursuz bir düzenek.
Odada tek bir yatak vardı. Bahar gelmişti gelmesine ama gecenin bu saatinde hava hâlâ buz kesiyordu. Evin içinde bile olsak, üzerime bir şey örtmeden uyursam muhtemelen şifayı kapardım. Ya iş zatürreye falan dönerse? Buralardaki iyileştirme büyülerinin gerçek hastalıklara sökmediğini duymuştum. Hastalıktan ölmek ecelinle ölmek sayılıyordu ve diriltme büyüsüyle bile geri getirilemiyordun. Yani bir hastalık yüzünden ölmek, savaşta katledilmekten çok daha beterdi.
Hem ben neyden çekiniyordum ki? Teknik olarak Megumin ile aynı yorganın altına girmemde hiçbir sakınca yoktu…
“…………”
Olduğum yerde dikilip uzun uzun düşündüm. Mışıl mışıl uyuyan bu baş büyücüye tek bir parmak bile dokunsam, Darkness veya Aqua bana canavar, insanlıktan nasibini almamış ya da o diğer kırıcı lafları ettiğinde kendimi asla savunamayazdım. Ben bir beyefendiydim! Mahlukatın teki değildim. Ama anne babasının rızasını almıştım. Bu da demek oluyordu ki Megumin beni dava falan etse bile kozlar benim elimdeydi. Ya da öyle miydi? Bu dünyanın hukuk sisteminin nasıl işlediği hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Kahretsin! Kanunlara daha iyi çalışmalıydım. O zaman belki…
Hayır, mesele bu değildi.
Mesele dava edilmek falan değildi. Olayı tamamen yanlış açıdan ele alıyordum. Kahretsin! Bu durum benim bile kafamı bulandırmıştı.
Pekala, sakin ol Kazuma! Sakin ol ve düşün!
Yine de düşünmek için biraz fazla soğuk bir geceydi. İnsanın eli ayağı donarken sağlıklı düşünmesi zordu. Önce yorganın altına girip kendime gelmem gerekiyordu.
Megumin’i uyandırmamaya özen göstererek yatağa süzüldüm. Yanımdaki vücudunun sıcaklığını hissedebiliyor, derin nefes alıp verişlerini duyabiliyordum. İşte şimdi sakince düşünebilirdim…
……………
Hayır, düşünemiyordum! Ne sinsi bir tuzaktı bu böyle. Ne yaptığımın farkına bile varmadan kendimi Megumin’in yanında, yatakta bulmuştum. Tam yataktan geri kalkmaya yelteniyordum ki bir şey fark ettim. Farz edelim ki yataktan apar topar çıktım. Megumin tam o anda gözlerini açacaktı. Sonrasında ne olacağını anlamak için yeterince anime ve manga izlemiştim zaten.
Evet. Ne dersem deyim, dayağı yiyeceğim kesindi. Ona dokunmadığıma veya her şeyin ailesinin başının altından çıktığına dair yeminler etsem de bir önemi kalmayacaktı.
Ah, dostum. Bu gerçekten berbattı. Resmen sapık damgası yemek üzereydim.
Pekala, benden öncekilerin düştüğü hataya düşmeyecektim. Hiçbir şey yapmadığım halde başıma bir sürü haksız dert açılacağını görebiliyorsam…!
O zaman en azından olayı kafamda meşrulaştırır, suçlamaların boşa gitmemesini sağlardım.
Megumin’in derin ve düzenli nefes alıp verişini duyabiliyordum.
İnanılmaz. Kalbim deli gibi çarpıyordu.
Zihnimden tamamen akıl almaz bir şey yapmak üzere olduğum düşüncesi geçti.
Ama bir dakika. Ben nefsi müdafadan ibaret bir aziz değildim ki. Sıradan bir adamdım ve kanı kaynayan her genç erkek kadar ben de bu işlerin peşindeydim. Benim gibi sağlıklı bir erkeği güzel, savunmasız ve uyuyan bir kadınla aynı yatağa koyarsanız, bilirsiniz ya, birtakım “kazaların” yaşanması kaçınılmazdı.
Bu tezgahı kuran zaten Megumin’in kendi ailesiydi. Sorun yoktu, bu işten sıyrılabilirdim. Bu şartlar altında beni mahkemeye bizzat Sena bile çıkarsa beraat ederdim…!
Tam cesaretimi toplayıp hamlemi yapmaya hazırlanıyordum ki…
…Megumin uykulu uykulu gözlerini kırpıştırarak uyanıverdi. Yanında yatan beni gördü, durumu kavramaya çalışır gibi bir hali vardı.
“Sabah oldu,” dedim. “İyi uyudun mu?”
“Ah… Günaydın Kazuma… Ben ne kadar uyumuşum…?”
Vakit gece yarısına gelmişti. Belki tam gece yarısı sayılmazdı ama Megumin’in bir süreliğine uyumak istediğini söyleyip yatağa yığılmasının üzerinden kesinlikle sekiz saat geçmişti. Bunu ona söylediğimde mırıldanarak beni onayladı… ve ardından nerede olduğumuzu aniden idrak etmiş gibi duraksadı.
“…Sen neden benimle aynı yatakta uyuyorsun Kazuma?” diye sordu, gözlerini tavana dikerek.
Ben de bakışlarımı yukarıdan ayırmadan cevap verdim: “…Söyletme işte. Utanç verici.”
“Ne?!” Bir anda doğrulup oturdu.
“Hey, yorganı çekip durma, hava soğuk. Hem biraz sakin ol.”
“Sakin olmamı mı bekliyorsun?! Kendi evimde, kendi odamda uyanıyorum ve seni yatağımda mı buluyorum?! Nasıl sakin olabilirim ki—!”
Megumin konuşurken bir yandan da yataktan fırlayıp üzerini başını kontrol etti. Muhtemelen uykusunda ona bir şey yapıp yapmadığıma bakıyordu.
Yüzüne rahatlamış bir ifade çökerken, “Aşk olsun,” dedim. “Gerçekten uykunda sana bir şey yapacak kadar iğrenç biri olduğumu mu düşünüyorsun? Sizdekiler de neyin kafası böyle? Bir yıldan fazladır birlikte yaşıyoruz, şimdiye kadar bir şey oldu mu? Darkness da öyle, aynı odada uyumamız konusunda felaket karşı çıkmıştı.” Megumin yataktan fırlarken dağıttığı çarşafları düzelttim, soğuktan korunmak için sadece kafamı dışarıda bıraktım. Gerçekten üşüyordum.
Megumin bu sözlerim karşısında nutku tutulmuş gibi kaldı. “Şey… Ya-yani… Haklısın. Özür dilerim… Sadece böyle uyanmak biraz kafa karıştırıcıydı… H-haklısın. Şakayla karışık tacizlerin oluyor ama böyle bir durumda gerçekten ileri gidecek biri değilsin.” Yüzünden hafif, rahatlamış bir tebessüm geçti.
Kafamı yorgandan milim bile çıkarmadan konuşmaya devam ettim. “Aynen öyle. Bunu sakın unutma. Bu odada olmamın tek sebebi de annenin bana kurduğu tuzak, tamam mı? Beni içeri tıkıp kapıyı büyüyle kilitledi. Yatağa girmekten başka çarem yoktu.”
Megumin derin bir iç çekti. Bütün bu anlattıklarım ona son derece mantıklı gelmiş olacak ki omuzları çöktü. “Annem yok mu zaten…” diye mırıldandı. Yorganı biraz geriye çekip yanımdaki boşluğa pat pat vurdum.
“Konu kapandığına göre, hadi gir yatağa, dışarısı buz gibi. Korkma, bir şey yapmayacağım.”
Bu sözüm Megumin’in bir anlığına kaşlarını çatmasına sebep oldu. Gözlerini yere devirdi ve kısık bir sesle, “…Gerçekten hiçbir şey yapmayacak mısın? Baş başa kalmışken bile mi?” dedi.
İnanılmaz ima dolu bir laftı. Bir dakika—oha. Y-yoksa bir şey yapmamı mı istiyordu? Yani, kamp alanında elimi tutmasını da hesaba katarsak… Sonunda kızlar arasında gerçekten popüler olmaya başlıyordum!
Az önce söylediğim her şeyi anında unutup var gücümle atıldım.
“Aptal, sonunda baş başa kalmışız, hiç yapmaz olur muyum?! Ailenden bile kutsama aldım ben!”
Her ne hikmetse bu lafım Megumin’in dosdoğru pencereye koşmasına sebep oldu.
“Biliyordum! Bu gece Yunyun’un evinde kalıyorum!”
“Kahretsin! Beni tuzağa düşürdün!”
Megumin odasının penceresinden dışarı atladı ve gecenin karanlığında gözden kayboldu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.