Bir Kehanetin İki Yüzü

“‘Köyün falcısının, kasabanın İblis Kral’ın ordusu tarafından yok edileceğini öngördüğü gün, gözlerinin önüne bir umut ışığı da belirdi. Kızıl Büyü Klanı’nın tek hayatta kalanı olan Yunyun’un…’ Yahu, sen niye klanımızın tek hayatta kalanı oluyorsun ki? Diğerlerimize ne olmuş olabilir, ne sanıyor bunlar?!”

“Kapa çeneni de okumaya devam et,” diye çıkıştım.

“‘…Kızıl Büyü Klanı’nın tek hayatta kalanı Yunyun, İblis Kral’ı alt etme umuduyla antrenman yapmak üzere yollara düşecekti. Acemi kasabasının birinde bir adamla karşılaşacaktı. Bu adam her ne kadar sorumsuz ve büsbütün güçsüz olsa da zamanla onun hayat arkadaşı olacaktı.’”

Aqua, Darkness ve Megumin gözlerini dikmiş bana bakıyorlardı.

“Hey, niye hepiniz bana bakıyorsunuz öyle? Ne yani, o sorumsuz ve büsbütün güçsüz adamın ben olduğumu mu düşünüyorsunuz? Yunyun, sakın bana buraya sırf bu saçmalık yüzünden geldiğini söyleme?”

Yunyun bakışlarını kaçırdı.

“Pekala, okumaya devam ediyorum. ‘…Ve zaman akıp geçecekti. Kızıl Büyü Klanı’nın hayatta kalan üyesi ile tanıştığı adamın bir çocukları doğacak, o çocuk büyüyüp genç bir adam olacaktı. Maceracı babasının izinden giderek uzun bir yolculuğa çıkacaktı. Ama henüz bilmiyordu; klanın asırlık düşmanı İblis Kral’ı dize getirecek kişi bizzat kendisi olacaktı…’”

Herkes aynı anda donakaldı.

O an tek nefesi kesilen ben değildim. Aqua ile Darkness da yutkunamıyordu.

“B-benim çocuğum mu…?”

“B-bir dakika bekle! Bu tamamen alakasız bir şey! Yapma Kazuma, fal gibi şeylere inanmayacak kadar şüpheci birisin, değil mi?”

“Bu gerçekten büyük bir kriz! Benim için çok büyük bir kriz hem de!”

Bana devredilen bu devasa alınyazısının ihtişamı karşısında ağzım açık kalmışken Darkness ile Aqua bir şeylere fena bozulmuş gibi görünüyordu.

Bir dakika. Gerçekten kıskanıyor olamazlar, değil mi? Harbi mi diyorsunuz?

Aqua bu buruk anın bütün tadını kaçırmakla meşguldü.

“Benim öyle uzun uzun bekleyecek vaktim yok! İblis Kral’ı şimdi yenmem lazım! Kazuma’nın çocuğunun büyümesini mi bekleyeceğiz yani?! Ne kadar sürer ki o? Hem birine ne zaman genç adam denebilir ki? Üç yaşına gelmeden denmez herhalde, değil mi? Yalvarırım, şu küçük kehanet hiç yaşanmamış gibi davranalım!”

Anlaşılan ortamdaki o buruk havadan eser kalmamış, yerini katıksız bir acılığa bırakmıştı.

Ayrıca bu kadın İblis Kral’ı pataklaması için bir bebeği mi sahaya sürmek istiyordu?

“Köyümüzde çok yetenekli bir falcı var! Yani bu kehanet…”

“Haklısın. İş bende. Dünyayı kurtarmak için ne gerekiyorsa yapacağım.”

“İmkansız adamsın yemin ederim!” diye bağırdı Darkness. “Gerçekten istediğin şey bu mu?! Seni tanıdığım tanıyalı asla şıp diye karar veremezdin, bugün ne değişti?!”

Yakamdan tutmuş, yüzünü yüzüme iyice yaklaştırmıştı ki Megumin aniden söze girdi. “Mektupta bir satır daha var. ‘Kızıl Büyü Klanı Kahramanı’nın Günlükleri, Birinci Bölüm – Yazan: Arue’ yazıyor.”

Darkness, Yunyun ve ben aynı anda durup ona baktık. Aqua ise mektuba göz attı.

“Ver bakayım şunuyu bana. Ha, bak, bu yazının el yazısı ilk sayfadakinden farklı. Bu Yunyun’un babasının mektubu olmalı. Sayfanın altında bir not var. ‘Not: Posta ücreti çok pahalı, o yüzden muhtar aynı zarfı kullanmama izin verdi. İkinci bölümü hazır olunca göndereceğim.’ yazıyor.”

“Aaaaaaaaahhhhh!!” Yunyun mektubu kaptığı gibi fırlattı. “Ühüühü! İnanamıyorum buna! Aptal, aptal Arueeeee!”

Yunyun yerde çocuk gibi tepinip ağlarken ben olayı tamamen kaybetmiştim. “Biri bana burada neler olduğunu anlatsın artık! Arue de kim, benim çocuğuma ne oldu? Plan ne şimdi? İşi hemen burada mı hallediyoruz yoksa benim odaya mı geçiyoruz?”

“Evet, odana gitmelisin,” dedi Megumin, “ve uyu. Arue sınıf arkadaşımız olur. Kendini yazar falan sanıyor. Biraz… tuhaftır.”

Darkness derin, rahatlamış bir nefes aldı. “Oh be, demek sadece bir hikayeydi? …Hmm? Bir dakika, o zaman o ilk sayfa neyin nesiydi?”

“Galiba o kadarı doğru. İblis Kral öteden beri Kızıl Büyü Klanı’ndan intikam almak istiyordu, bu yüzden günün birinde kapımıza dayanması muhtemeldi. En sonunda köyümüze ciddi bir saldırı yapmaya karar vermiş olmalı.”

“Hey, peki ya buradaki adama ne olacak? Beni o kadar gaza getirdiniz, şimdi elde var sıfır mı? Yunyun! Hani seninle tutkulu, tatlı sert bir ilişki yaşamaya başlayacaktık…”

“Başlamayacaktınız,” dedi Darkness. “Cidden, ayak altında dolaşma. Git Aqua ile falan takıl. Hem Megumin, sen nasıl bu kadar sakinsin? Ailen ve sınıf arkadaşların için hiç endişelenmiyor musun? Memleketin büyük bir kriz içinde!”

Bu sözler üzerine Yunyun ağlamayı kesip başını kaldırdı. “D-doğru!” dedi. “Şimdi gözyaşları dökmenin sırası değil. Megumin, ne yapacağız?! Sanırım köy gerçekten saldırı altında. Nasıl yardım edebiliriz?!”

Megumin iki kıza baktı. “Bizler İblis Kral’ın bile korktuğu Kızıl Büyü Klanı’yız. Halkımızın öyle kolayca dize geleceğine inanmıyorum. Ayrıca yanımızda sen varsın Yunyun, muhtarın kızı. Köye ne olursa olsun, klanımızın soyu tükenmeyecek demektir. Yani şöyle düşün. Köy halkı sonsuza dek kalbimizde yaşayacak—”

“Seni gidi pislik Megumin! Nasıl her zaman bu kadar umursamaz olabiliyorsun?!” Yunyun yüzü kıpkırmızı, gözleri yaşlı bir halde bana döndü. “Ş-şey, ben… O saçma şeyler için özür dilerim. Yani, tanıdığım tek erkek sensin ve…”

“A-ha, tabii, önemli değil. Asıl mesele bundan sonra ne yapacağımız. Memleketin dertte, değil mi?”

Yunyun gözyaşlarını sildi. “Evet. Kızıl Büyü Köyü’ne dönmeyi planlıyorum. Ne de olsa benim… a-a… Arkadaş-larım… orada…”

Arkadaş kelimesini ağzından zorla çıkarabilmişti. Belki de doğru kelime bu değildi.

“Her neyse, verdiğim rahatsızlık için özür dilerim millet. Ve Megumin, şey… sonra görüşürüz sanırım.”

Ardından omuzları çökmüş bir halde kapıdan çıkıp gitti. Arkasından bakakaldık.

“…Kazuma, gerçekten gitmesine öylece izin mi vereceksin?” diye sordu Darkness. “Az önce o kadar coşmuştun, caka satmak için can atıyordun ki onunla gideceğini falan söyleyeceğinden emindim.”

“İblis Kral’ın saldırısı altındalar. Onunla gidersem sadece ayak bağı olurum. Ayrıca tehlikeli ve korkutucu. Daha yeni bir yolculuktan döndük, bir yenisine çıkmak tam bir eziyet gibi geliyor. Ama… sanırım Megumin onun için gerçekten endişeleniyorsa yardım etmeyi denemeliyim.”

“Bunu söyleyen de normalde İblis Kral’ın ordusundan bozguna uğrattığı generalleri anlata anlata bitiremeyen adam! Hem ben niye Yunyun için endişeleneyim ki? O benim rakibim, unuttun mu? Neredeyse düşmanım sayılır.”

Megumin ısrarla sırtını bize dönük tutuyordu. Darkness ile birbirimize bakıp bıyık altından güldük. Fısıldaşmaya başladık.

“Hey, düşmanından bu kadar nefret eden biri için biraz fazla huzursuz görünmüyor mu?”

“Sessiz ol Kazuma, Megumin ne yaptığını bilir. Belki de onu ikna etmeye çalışmalısın…”

Sonunda Megumin’den öfkeyle bakışlar nasibimizi aldık.

“Hey Aqua,” dedim ona dönerek, “sen niye bir şey… söylemiyorsun…?”

“Zzzzzzzz…”

Aqua koltuğa uzanmış, mışıl mışıl uyuyordu.

Sanırım tüm bu yaşananları takip etmek onun sığ beynini biraz aşmıştı.

…Nihayetinde Megumin hâlâ somurtarak yatak odasına çıktı. Oturma odasında baş başa kaldığımızda Darkness bana döndü.

“Cidden Kazuma, onu öylece bırakacak mıyız? Şu kız, Yunyun, Megumin’in arkadaşı değil mi? Güçlü olduğunu duymuştum ama…”

“Endişelenme. O özbeöz bir Kızıl Büyü Klanı üyesi. Üst düzey büyüler falan kullanabiliyor. Dürüst olmak gerekirse, bizimle takılıp sakarlıklarımıza katlanmaktansa tek başına çok daha güvendedir. Unutma, partimizde zombi mıknatısı bir tip de var.” Koltukta kıvrılmış, ağzından salyalar akıtarak uyuyan Aqua’ya göz ucuyla bir bakış attım.

Her neyse, Megumin şu an inat ediyor olabilirdi ama bu durum sadece an meselesiydi…

— O gece.

Yemeğimi yemiş, odamda yayılmışken kapım çekingen bir şekilde çalındı.

“Gel!”

Ağzımdan çıkan davete icabet edip içeri giren kişi, elbette…

“…Kazuma. Seninle konuşmak istiyorum. Bir anın var mı?”

Megumin pijamalarıyla orada dikilmiş, sanki bir şey söylemek istiyormuş gibi dudaklarını büküp duruyordu.

“Laflamak için biraz geç bir saat. Yunyun yüzünden kavga ederken gaza gelip buraya arayı… bedensel olarak düzeltmeye gelmediğine emin misin?”

“V-vallahi kafana bir tane patlatırım! On dört yaşıma bastığımdan beri tacizlerinin ardı arkası kesilmedi!”

Megumin kıpkırmızı olmuş, kekeleyip duruyordu. Yatağımda bağdaş kurup bekledim. Yani, ne söyleyeceği hakkında az çok bir fikrim vardı…

Megumin boğazını temizledi. “Ben— Öhöm. Yunyun zerre kadar umurumda değil. Ama şey, benim bir kız kardeşim var…”

Tek bir kelime bile etmedim.

“Ve bu yüzden, Yunyun’u zerre kadar umursamıyor olsam da kız kar— Ne sırıtıyorsun sen öyle?!”

Megumin’in arkadaşını umursamıyormuş gibi davranmaya çalıştığı o yüzsüzce çabası, yüzümde beliren incecik bir tebessüme engel olamamıştı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.