Vakit epey geç olmuştu ama Megumin hâlâ uyanmamıştı. Büyütülcek bir şey değildi aslında. Bizim partinin en olgun üyesi sayılabilirdi belki ama nihayetinde daha on dört yaşında bir çocuktu. Önce Arcanletia’ya gitmiş, dönmüş, ayağımızın tozuyla tekrar yola çıkmıştık. Üstüne bir de o patlama büyüsü yüzünden bütün MP'sini tüketmişti. O mışıl mışıl uyurken...
"Et, anne! Gerçek et!"
"Tabağı bana ver bakalım! Hayatım, sen bok choy ye, kadını genç tutarmış bu. Ben karımın ömrü boyunca güzel kalmasını isterim!"
"İlahı sen de... Senin de saçların seyreldi son zamanlarda. O etin yanına biraz deniz yosunu salatası koyayım sana!"
Çocukların hiçbirinin uzun zamandır görmedikleri aile fertlerinin dönüşü umrunda değil gibiydi. Varsa yoksa onlar için binbir güçlükle bulup getirdiğim yemeklerdi.
Masadaki başrol sıcak oturtmaydı. Aqua yemeğin yanında içelim diye aldığımız şarabı dikip duruyor, Darkness ise hayatında ilk kez bir aile masasına oturmuş gibi hafif çaresiz, biraz da endişeli görünüyordu. Yörenin görgü kurallarına uyup uymadığıma çaktırmadan göz gezdiriyorsam da tabağımdakileri mideye indirmekten geri kalmıyordum.
Sonunda Komekko karnını iyice doyurup arkasına yaslandı, gözleri parıldıyordu. "Hey, baba! Anne! Mavi Saçlı Kız çok harika! Küçücük bir kutudan koca bir Neroid çıkardı!"
Bu sözlerle kulaklarımı kabarttım. Darkness bana doğru eğildiğimi fark etti. "Gerçekten inanılmazdı Kazuma. Fiziksel olarak mümkün olmaması gerekirdi! O küçücük kutudan devasa bir Neroid çıkardı, yaratık camdan fırlayıp gitti. Hâlan nasıl yaptığına akıl sır erdiremiyorum..."
Bunun üzerine keyifle şarabını yudumlayan Aqua’ya döndüm. "...Hey. Bayağıdır soracağım soracağım diyordum. Şu hünerlerinden birini bana da göstersene? Yani, gerçekten adamakıllı bir gösteri yap."
"Cık cık. Bunlar gösteri değil, sanat. Sanat da aceleye gelmez. Yoğun duyguların yükseldiği o anda, kendiliğinden doğmalı! Gerçekten ne yapabileceğimi görmek istiyorsan bana şanıma yaraşır, beni sanatsal bir ruh haline sokacak bir parti ver." Bir yandan konuşuyor, bir yandan da içki mezesi yaptığı bezelyeleri tek eliyle kabuğundan ayırıp beceriyle ağzıma doğru fırlatıyordu. "Amma da yeteneksiz çıktın... Tam hedefe fırlatmıştım oysa, en azından ağzınla yakalayabilirdin... Hii, dur, yapma! Zaten doğru düzgün şarap içtiğin yok, bütün bezelyelerimi bitireceksin!"
Neresinden baksan keyifli bir akşam yemeğiydi. Uzun zaman sonra ilk kez Japonya’daki ailemle yediğim yemekler geldi aklıma. Yaban ellerde olmanın getirdiği o tedirginlik yavaş yavaş silindi, rahatlayıp yemeğin tadını çıkardım.
Olay, ben banyodan çıkıp oturma odasına dönerken yaşandı.
"Saçmalamayın! İnsan kendi öz kızını hiç mi sevmez?! Bu yaptığınız, bir haftadır aç gezen yaban bir canavarın kafesine ağız sulandıran bir kuzuyu atmakla aynı şey!"
Banyoya en son ben girmiştim. Oturma odasından Darkness’ın bağırtısı geliyordu. Bu yaygara da neyin nesi diye içeri başımı uzattım. Hyoizaburou horul horul uyuyordu. Banyoya girmeden önce ayakta olduğuna emindim oysa. Bayağı çabuk sızmıştı. Aqua da ortalıkta görünmüyordu, çoktan odasına çekilmiş olmalıydı.
"Aman canım, zaten aynı evde birlikte yaşamıyorlar mıydı? Şimdiye kadar hiçbir... kaza yaşanmadıysa sorun yok demektir! Kızımız zaten evlilik çağına geldi, Kazuma da aklı başında, nezaket sahibi bir adam. Aralarında bir şey yaşanırsa bu her iki tarafın da rızasıyla olur. Anne baba olarak biz nasıl karşı çıkabiliriz ki?"
Anlaşılan Darkness, benim Megumin’le aynı odada yatmam konusunda diretiyordu. Şahsen nerede yattığım çok da umurumda değildi açıkçası. Megumin’in annesinin yüzünde ise kurnaz bir tebessüm belirdi.
"...Sormamda bir sakınca yoksa Darkness Hanım, bu düzene neden bu kadar karşı çıkıyorsunuz? Kazuma ile kızımın birlikte uyuması hoşunuza gitmiyor mu yoksa?"
Sözlerini ifade ediş şekli benim bile hoşuma gitmemişti...
"Ne?! Kıskandığımı falan ima ediyorsunuz sanki! Bu ima beni son derece rahatsız etti, lütfen keser misiniz..."
...Ha?
"A-ah, çok affedersiniz. Benim hatam. Ama kızımı başka odaya taşımak çok zahmetli olur. Biri Kazuma ile aynı odayı paylaşmak zorunda."
"O zaman Hyoizaburou Bey onunla yatsın!"
"Efendim?"
Darkness gayet mantıklı bir öneride bulunmuştu ama Yuiyui biraz şaşırmış gibiydi.
Dur bir dakika. Darkness’ın haklı olduğuna şüphe yoktu ama burada sanki bir şeyleri kaçırıyordum...
"Şey, pek uygun olmazdı... Yani kızımızın mektuplarından tanıdığımız kadarıyla Kazuma'nın Komekko ile yatmasına izin veremeyiz, kızım henüz o yaşta değil. Ama evin ustasıyla yatmasına izin vermek de beni pek rahat ettirmez açıkçası..."
Hey, bu kadın beni nasıl biri sanıyordu acaba? Yarın Megumin’in onlara gönderdiği bütün mektupları bana tek tek okutacaktı, bunu kafaya koymuştum.
Darkness iyice çileden çıkıyordu. "O zaman...! O zaman benimle yatsın! En azından o mahluk bana bir şey yapmaya kalkışırsa var gücümle karşı koyabilirim ve bir şekilde...! Hayır! Hayvansı arzuları karşısında direnişim yetersiz kalabilir ve bana korkunç şeyler yapabilir! Tüm bu yolculuk boyunca arzusunun için için biriktiğine eminim. Üstüne bir de bütün gece uykusuz kaldı! Bütün gece uykusuz kalan erkeklerin bilhassa gözünün döndüğünü söylerler...! Bütün çırpınışlarıma rağmen beni altına alacak, Komekko uyanır da herkes duyar diye ağzımı kapatacak ve... Kapa çeneni artık—"
"Uyu!" dedi Yuiyui ilahi bir edayla. Darkness olduğu yere yığılıp kaldı, ağzından dökülen zırvalar da böylece son buldu. Aferin Yuiyui’ye.
...Tüm bu arbede boyunca bir şekilde mışıl mışıl uyumayı başaran Hyoizaburou’ya baktım. Belki de Yuiyui ona da...
Tam o sırada Yuiyui kapı eşiğinden kendisini izlediğimi fark etti. Uykudan gözleri kapanan Komekko’ya bir kolunu sararak, "Aaa, Kazuma," dedi. "Banyon bitti mi? Darkness Hanım birden uyuyakaldı. Odasına taşıamama yardım edebilir misin?"
Yüzündeki gülümseme bir an olsun eksilmemişti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.