Tehlikeli Kaçış

Çalı çırpıyı yara yara dağdan aşağı kayıyordum. Küçük dallar yüzüme çarparak ufak çizikler bırakıyordu.

“Yaaaaah! Kazuma-saaaan! Bekle! Bekleeem!”

“Çabuk ol aptal, yetiş! Geride kalırsan bırakır giderim!”

Aman Tanrım, yandık ki ne yandık.

Şu ana kadar karşılaştığımız en tehlikeli mahlukat bu herifti!

Dokunduğun an mevta olurdun. O sana dokunursa eriyip giderdin, dünyadaki bütün tanrıçalar bir araya gelse seni geri getiremezdi.

“Aah… Demek bir Balçık, ha…?”

Darkness’ın sesinde neredeyse pişmanlık benzeri bir ton vardı ama Megumin elini tutup onu peşimizden sürükledi.

Vücudunu vıcık vıcık şeylerle kaplayabilecek canavarlara karşı garip bir zaafı olan Darkness, kalıp Hans ile tek başına savaşmak istemişti elbette. Ama doğal olarak onu durdurmuştuk.

Saldırılarına dayanabileceğine inanmadığımdan değil, iş karşılık vermeye geldiğinde başı çok büyük belaya girerdi.

“K-Kazuma Bey, bu dağa tırmanırken hemen nefes nefese kalıyordunuz ama aşağı inerken maşallahınız var…!” Formasyonun en arkasındaki Wiz, bize yetişebilmek için elinden geleni yapıyordu.

Ve onun hemen arkasında…

“Benimle dalga mı geçiyorsunuz lan siz insan kırıntıları?! O kadar büyük laf ettikten sonra şimdi topukluyorsunuz demek? Maceracı değil misiniz siz? Hiç mi utanmanız yok?”

Yüzü öfkeden kıpkırmızı kesilen Hans, hemen ensemizde bitemişti.

“Maceracı’yım tabii! Hem de en zayıf sınıftan! Bu yüzden kusura bakma da bir İblis Kral generaliyle kapışmak için burada dikilip bekleyecek değilim!”

“Zayıfmış gerçekten! Yine de siz…! …Ne?”

Hans bir an zınk diye durdu.

Şaşırıp biz de biraz yavaşladık.

“Maceracı mısın? Yani Büyücü ya da Rahip gibi bir sınıf olan, şu olabilecek en alt kademedeki Maceracı sınıfından mı bahsediyorsun?”

“E-evet, ne olmuş yani?”

Hans’ın gözleri bir anlığına fal taşı gibi açıldı, sonra gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi.

Bir Balçık için fazla insansı davranıyordu.

“Sizi salıyorum öyleyse. Şimdi defolun gidin buradan, ezikler!”

Bu lafları tükürürcesine söyleyip yola koyuldu ve su kaynağına doğru geri yöneldi.

Oh be. Neyse ki kazasız belasız atlattık.

“Hiç de atlatmadık! Baksanıza, ana kaynağa geri dönüyor!” Aqua hiç memnun değildi ama dürüst olmak gerekirse o herif fazla tehlikeliydi.

“Ne yapmamızı bekliyorsun ki? Wiz bile onunla baş etmekte zorlanır, Darkness’ın onun zehrine dayanıp dayanamayacağını bile bilmiyoruz. Megumin’in Patlama büyüsüyle uzaktan pusu kursak işe yarar mı acaba?”

“Şey… Hans Bey’i patlatırsanız, bedeninden saçılan parçalar bütün bu bölgeyi kirletir sanırım. Balçıklar büyüye karşı dayanıklıdır, bu yüzden onu tamamen yakıp yok etmek çok zor olur…”

Anlaşılan elimiz kolumuz bağlıydı.

“Kendimi bir şey sanmak istemem ama bu sefer benim bile aklıma bir şey gelmiyor. Fiziksel saldırılara karşı hassas olsaydı belki yeni kılıcımı kullanabilirdim…”

“Çunçunmaru’nun zamanı da gelecek. Ama o Balçık’ın yakında kaynağı kendi çöplüğüne çevireceği de bir gerçek.”

“Canım kılıcıma şöyle deyip durma dedim sana. Hayatta kullanmam artık o ismi… Yine de kabul ediyorum, bu sefer gerçekten çaresiziz. Hey Aqua, bu şehrin kaplıcalarından vazgeçmeye ne dersin? Kendi yağlarında kavrulacak yeni bir iş kolu bulsunlar. Zaten Aksis Kilisesi kimin umurunda ki?”

Sadece dürüst olmaya çalıştığımı sanıyordum ama Aqua yine de beni boğmaya kalkıştı.

Biz orada birbirimizle boğuşurken Hans uzakta giderek gözden kayboluyordu.

Aqua ona doğru baktı ve kararını net bir şekilde ortaya koydu.

“İyi o zaman… Pekala! Uğruna ölmem gerekse bile o Balçık’ı arındıracağım!”

Ve bu, verilebilecek en akıl dışı karardı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.