Donmuş Umutlar

Hans’a yetiştiğimizde, daha önce zehirlemeye çalıştığı kaynaklardan birine elini sokmuştu. Zaten henüz kirletemediği sadece iki kaynak kalmıştı.

Görünüşe bakılırsa bolca zehir saçmıştı bile. Uzaktan bakınca bile su simsiyah, bulanık bir hal almıştı. Tabii borulardan kasabaya doğru hızla akan su da muhtemelen bu haldeydi.

“Aklına doğrudan bu boruları patlatmak gelmedi mi yani?”

Yukarı kadar tırmanıp ana kaynakları zehirlemek için neden bu kadar uğraştığına akıl sır erdiremiyordum.

Borular tamir edilebilirdi belki. Ama zehirlenmiş bir kaynağı bir daha asla kullanamayabilirdiniz. Adam kendine göre işini garantiye alıyordu işte.

Neticede bu ölümcül zehri Aqua gibi arındırabilecek rahip sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi.

Megumin söze girdi: “Bu boru büyülü bir metalden yapılmış gibi görünüyor. Kolay kolay kırılacağını sanmam. Kasabanın can damarı olduğu için her türlü önlemi almışlardır.”

Megumin’e hak verircesine başımı salladım. Ancak kirlenmiş kaynakları temizlemek için çabalayan Aqua, sabırsız gözlerle bize dik dik baktı.

“Hadi ama, biraz olsun endişelenmiş gibi davranamaz mısınız? Bence durum son derece ciddi! Yani, son kaynağı da zehirlerse kasabadaki bütün kaplıcalar kullanılmaz hale gelecek! Sonra da bütün Aksis Kilisesi çökecek!”

Üçümüz birden aynı anda yanıt verdik: “Kötü mü olur sanki?”

“Ühü-ühüüü!”

Bu ortak tepkimiz üzerine Aqua, gözyaşları içinde Wiz’e sarıldı.

“Ş-şey, yapmayın arkadaşlar, Leydi Aqua ile dalga geçmeyi bırakın! Asıl mesele, işler böyle giderse…”

Bence dalga geçmiyorduk ama neyse. O çekilmez tarikatın yok olmasının kime ne zararı vardı ki?

Hans bizi fark edince sırıttı. “Ooo, dönmüşsünüz. Zaten tek bir ana kaynak kaldı. Onu da zehirledim mi bu kasabayla işim bitiyor. Sonunda! Sonunda bu iğrenç küçük şehre elveda diyebileceğim!”

İblis Kralı’nın generalleri bile bu kasabada kılık değiştirip dolaşırken Aksis müritlerinin darlamalarından nasibini alıyordu demek.

“Ne zamandır buradasın sen?” diye sordum. “Bir dakika… Buraya yöneticinin kılığına girip çıktın, değil mi? Gerçek yöneticiye ne oldu? O altın sarısı saçlı yaşlı adama?”

Hans sanki sıradan bir şeyden bahsediyormuş gibi rahatça cevap verdi: “Yedim onu.”

Yedi mi?

“N-ne dedin sen?”

“Yedim dedim. Ben bir balçığım. İşimiz bu. Onunkine dönüşebilmek için onu yemek zorundaydım…”

Hans cümlesini tamamlayamadan, “Lanetli Kristal Hapishane!” diye bir ses yükseldi.

Soğuk ve kararlı bu ses, kar serpintileriyle kaplı dağda yankılandı.

Hans’ın dokunduğu kaynak birden çatırdadı ve saliseler içinde buz tuttu.

Uzvu suyun içinde sıkışıp kalan Hans acıyla böğürdü.

Büyüyü kimin yaptığına bakmak için başımı çevirdim.

Wiz’di. O an her zamanki sevecenliğinden eser yoktu. Karşımızda duran kişi, zombilerin en güçlüsü olan bir liçti.

Buz gibi bir ifadeyle Hans’a bakıyordu.

“Hatırladığım kadarıyla, Majestelerinin ordusuyla tarafsız kalmamın tek bir şartı vardı: Maceralacılar veya şövalyeler gibi sizinle savaşmayı seçmeyen kimseye zarar vermeyecektiniz.”

“Wiz! Dur! Bırak beni! Wiiiiz!”

Hans’ın feryatları Wiz’in umurunda bile değildi.

“Maceraıların savaşta ölmesi kaçınılmazdır. Canavarların canını alarak geçindiklerine göre, bir gün kendi canlarından da olabileceklerini bilmeliler. Şövalyeler için de durum farklı değil. Vergi toplayıp halkı korurlar. Canlarını ortaya koymak için ödeme alırlar, bu da kaçınılmazdır. Fakat…”

Hans söze girmeye çalıştı: “Wiz! Gerçekten benimle dövüşmek mi istiyorsun? Tüm gücümüzü burada kullanırsak bütün bu bölge yerle bir olur!”

Wiz onu dinlemiyordu bile.

“Fakat bu kaplıcaların yöneticisinin size hiçbir zararı dokunmamıştı.”

Sitemi sessiz ama derindi. Yüzünde kederli bir ifade vardı.

O sırada kolumun çekildiğini hissettim.

Sıçrayıp arkama döndüğümde Aqua ve Megumin’in arkamda büzüldüğünü gördüm.

Wiz’in bu yabancı, ölümcül derecede ciddi hali gözlerini korkutmuş olmalıydı.

Yani, yalan yok, benim de ödüm kopmuştu.

Yanımdaki Darkness ise hafifçe eğilmiş, her an atılıp Wiz’e destek vermeye hazır bekliyordu.

Kahretsin, bizim o tatlı Wiz bile yeri geldiğinde böyle olabiliyorsa, ben de arkasında durabilmeliydim!

“Üzgünüm Wiz ama seninle dövüşmekle ilgilenmiyorum. Sadece buraya yapmaya geldiğim şeyi yapıp evime döneceğim,” diyen Hans, gözlerimizin önünde kendi sağ kolunu koparıp attı.

Hâlâ buzun içinde çakılı duran kolu kolayca kopmuş, yerine yarı saydam yeni bir uzuv çıkıvermişti.

Eski kolunu buzun içinde bırakan Hans, son kaynağa doğru harekete geçti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.