Sedyede oturur gibi kanepeye kurulmuşken, Megumin karşımda ezile büzüle bana yalvarıyordu.
"Geçen günkü olanlar için özür dilerim. Yalvarırım artık normal haline dön, Kazuma!"
Halıya diz çökmüş, başını öne eğmişti. Bense üzerimde yumuşacık bir sabahlıkla kanepede yayılmıştım.
Megumin arkadaşının evinden döndüğünden beri bu haldeydik.
Geçen günkü olanlar mı...?
Ha, o hassas bölgelerimi boyadığı günü kastediyordu.
"Böyle ufak tefek şeyler beni artık yıpratamaz. Zengin adam kavga gürültüyle uğraşmaz derler. Çay içer misin, Megumin? Çok kaliteli çay yapraklarımız var."
Ona bakıp gülümsedim.
Megumin, gösterdiğim bu olağanüstü büyüklük karşısında ne yapacağını bilemeyip neredeyse gözyaşları içinde kalacaktı.
"Çok özür dilerim, gerçekten! Ben hatalıydım, o yüzden lütfen bildiğim Kazuma'ya geri dön! Bu kibar tavırların çok iğrenç! Yalvarırım sana! Kendine gel artık!"
"Normal halime dönmek de ne demek? Ben her zaman böyleydim zaten."
Şömineden yayılan sıcaklığın keyfini çıkararak sırıttım. Aqua, zarif bir hareketle bana bir çay fincanı uzattı.
"En kaliteli siyah çaydan demledim, sevgili dostum Kazuma," diyerek kendi fincanını kavradı ve yanıma oturdu.
Taze çaydan bir yudum aldım...
"...Ama bu sadece sıcak su."
"Aa, tüh. Ne kadar da sakarlık etmişim. Kusura bakma sevgili Kazuma."
"Sorun değil. Bir dahakine daha dikkatli olursun. Teşekkürler Aqua. Bu da yeter."
"Sizin derdiniz ne yahu?! Ben evde yokken ne ara bu hale geldiniz?! Yalvarırım! İkiniz de aklınızı başınıza devşirmeyecek misiniz?!"
Aqua yeni bir çay demlemeye giderken Megumin'e sakin olmasını işaret ettim.
Çayı hazırlarken yanlışlıkla arındırıp düz suya dönüştürmüş olmalıydı.
Fakat içim öyle bir huzurla doluydu ki, Buddha kadar hoşgörülüydüm ve böyle bir şeye sinirlenecek değildim.
Ne yapacağını şaşıran Megumin'in imdadına Darkness yetişti.
Yorgun bir yüz ifadesiyle yaklaşan şövalye, genç büyücüye son birkaç gündür neler yaşandığını anlatmaya koyuldu...
Megumin'in evden kaçtığı günün ertesi sabahıydı.
"Lanet olası pislik! Buraya adımını attığı an derisini yüzeceğim! Yemin ederim yapacağım! O burnu havada cüceyi merhamet dileyene kadar inim inim inleteceğim!"
Öfkeden deliye dönmüştüm. Darkness hafifçe kızararak, "E-eğer öyle yaparsan Kazuma, bu kısır döngü asla bitmez. Ama şey... Ona tam olarak nasıl merhamet diletmeyi planlıyorsun, biraz daha anlatsana..." dedi.
Oturma odasındaydık. Ben kotatsu altından öfkeyle bağırır dururken, Darkness yanımda dizlerini kendine çekmiş, büyük bir merakla beni dinliyordu.
Şöminenin önünde oturan Aqua ise bize dönüp, "Sabah sabah bu ne gürültü be. Sürekli kavga ediyorsunuz. Biraz benim gibi uysal olmayı öğrenin. Dün eve geldiğimizden beri banyoya gitmek dışında yerimden bile kıpırdamadım," dedi.
"Tabii ya! Orada yedin, orada uyudun; buna uysallık değil, düpedüz tembellik denir! Kahretsin! O mürekkep bir kere kuruyunca çıkarmak zaten imkansız oldu! Onu asla affetmeyeceğim! Şimdiden gözyaşları içinde bana yalvardığını görebiliyorum!"
"Şey, o ağlama ve yalvarma kısmını biraz daha açsana..."
Tam bu sırada kapı çalındı.
"Megumin mi geldi?! Sen misin?! Ayaklarıma kapanıp af dilemeye mi geldin?!"
"Anlat... Biraz daha anlat..."
Kotatsu altından sürünerek çıktım ve kapıya doğru fırladım.
"Hahaha! Ne o, karşınızda Kızıl Büyü Klanı'nın o tuhaf kızını bulacağınızı mı sandınız? Hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm ama gelen benim! Canım dükkan sahibimiz, hangi icadın para edeceğini, hangisinin çöp olduğunu ayırt edemeyecek kadar akıllı olduğu için, bu işleri konuşması adına keskin sezgileriyle tanınan benim gibi bir iblisi görevlendirdi. Ziyaretim şerefine sevinçten yerlere kapanıp şükretmelisiniz! Şimdi gösterin bakalım dükkanımızda ne satmayı planlıyorsunuz! ...Ha?"
Karşımda maskeli, şüpheli bir iblis duruyordu.
Aqua onu görür görmez kanepeden doğruldu.
"Bir dakika bekle. Sen içeri nasıl girdin? Bu evin etrafına senin gibi pislikler yaklaşamasın diye kutsal bir bariyer kurmuştum!"
"Ah, şu sinir bozucu şey mi? O bariyer miydi gerçekten? O kadar zayıftı ki, işe yeni başlamış acemi bir rahip yanlışlıkla koydu sandım. Bu arada kusura bakmayın, geçerken çarptım ve galiba kırıldı."
Aqua şimdi doğrudan Vanir'in dibinde dikiliyordu.
"Bak sen şu işe. Demek koskoca Cehennem Dükü'nün bedeninde orada burada eksikler var, öyle mi yüce iblis? Bu kadar şanlı bir şahsiyetin benim uyduruk bariyerim yüzünden bu hale geleceğini hiç düşünmezdim."
Yüzündeki masum gülümsemeyle, Vanir'in bedenindeki hasarlı kısımları parmağıyla dürtmeye başladı.
"Hahaha! Bu beden sadece topraktan ibaret. Bende bunlardan daha çok var. Ben sadece evin etrafındaki o örtüyü merak etmiştim. Köylü bir çömezin işine göre fena sayılmazdı. Bir insan için harika! Hahaha!"
Vanir keyifle gülerken, Aqua öfkeden kaşlarını çattı ve mahalle kabadayısı gibi adamın üzerine yürüdü. Vanir ise gözünü bile kırpmadan ona baktı.
"H-hey, işler çığırından çıkıyor. Darkness, şunları ayırmama yardım et...! ...Sen orada ne yapıyorsun? Beni niye duymazdan geliyorsun?"
"...Hiç."
Sanırım az önce sorduğu soruları geçiştirdiğim için bana somurtuyor ve köşesinde trip atıyordu.
Darkness, kotatsu içinde arkasını dönmüş oturuyor, kapıdaki arbedeyle hiç ilgilenmiyordu.
"Hey, ikiniz de durun artık. Kavga etmek istiyorsanız dışarı çıkın, burası ev. Sakin olun." Başka çarem kalmadığı için aralarına girmeye çalıştım. Neyse ki ikisi de birer adım geri çekildi.
"Bak Kazuma, burada neler döndüğünü tam anlamadım ama satacağın şey şu kotatsu denen alet mi? Bana bu asalakla iş yapacağını söyleme sakın! İnsanların olumsuz duygularıyla beslenen, tek derdi etrafındakileri huzursuz edip ruhlarını çalmak olan bu yaratıkla gerçekten anlaşma mı imzalayacaksın? Ne büyük bir şaka ama! Hahaha!"
"Hahaha, biz iblisler sözleşmelerden pek haz etmeyiz. Güvene dayalı çalışmayı tercih ederiz. Tabii, saf insanları 'Tanrı'ya güvenin' diyerek kandırıp paralarını bağış adı altında sömüren o yalancı grupların güveninden bahsetmiyorum. Neydi o sloganları...? Ha, evet: 'Tanrı sizi her zaman izliyor.' Geçen gün bu sözün canlı bir örneğini gördüm. Hamamları ve tuvaletleri fazla yakından 'izlediği' için tutuklanan o adam Tanrı mıydı yoksa? Hahaha!"
İkisi birden kahkahayı bastı ve ardından...
"......"
...aniden sustular.
"Kutsal Defetme!"
"Mükemmel bir kaçış!"
Aqua'nın bağırmasıyla birlikte Vanir'in ayaklarının dibinden bir ışık sütunu yükseldi, fakat iblis hemen maskesini kenara fırlattı. Işık, eski bedenini yutup yok ederken, asıl formu olan maske bu iblis savar büyüden ustalıkla sıyrıldı.
Maske halının üzerine düşer düşmez, altından hemen yeni bir beden filizlenmeye başladı.
Aqua, yeni oluşan bedene değil, doğrudan maskeye doğru atıldı ve onu yüzünden söküp almaya çalıştı. "Ahahaha! Demek olay bu! Gerçek formun bu maske, değil mi?! Yakaladım seni! Artık kaçamazsın! Şimdi seninle ne yapacağımı düşüneyim!"
"Hahaha, bu maskeyi yok etsen bile arkasından yenisi gelir! H-hey, ben konuşurken maskemi çıkarmaya çalışma! Ağzım bedenimle birlikte yok olacak! En azından sözümü bitirmemi bekle..."
"Tamam, yeter artık. Sakin olun." Keyifle maskeyi çekiştiren Aqua ile pek de keyifli görünmeyen Vanir'in arasına bir kez daha girdim.
Vanir halının üzerine oturmuş, yaptığım birkaç icadı inceliyordu.
"Hımm. Senin hakkındaki kararım doğruymuş dostum. Bunlar gerçekten satılabilecek ürünler. Kesinlikle alıcı bulur. Ve şu... Kotatsu mu demiştin buna? Isınmak için harika bir yöntem."
"..." Bu sırada kotatsu içinde oturan Darkness, örtüyü kurcalayan Vanir'in eline sertçe vurdu.
Hâlâ neye trip attığını çözememiştim ama umarım işlerimi baltalamazdı.
"Pekala, şartları konuşalım. Şu anki anlaşmamıza göre her ay satılan ürünlerden elde edilen karın onda birini sana ödeyeceğiz. Ama istersen bu icatların tüm haklarını doğrudan bize satabilirsin. Hepsi için sana... Üç yüz milyon eris veririm."
"““Üç yüz milyon mu?””" hepimiz aynı anda bağırdık. Vanir, elimdeki kauçuk nesneye büyük bir ilgiyle bakıyordu.
Üç yüz milyon...! Har vurup harman savurmadığın sürece hayatının geri kalanında bir daha çalışmana gerek kalmayacak bir paraydı bu.
Biz şoku atlatamadan Vanir konuşmaya devam etti.
"Ya da aylık kar payı alırsın. İkisi de bana uyar. Böyle bir ürünle, üretim bandını kurar kurmaz her ay yüz bin eristen fazla satış yapacağımızı tahmin ediyorum. Detayları satışa hazır olduğumuzda netleştiririz... Bu arada, bu tam olarak ne işe yarıyor?"
Ayda yüz bin mi, yoksa tek seferde üç yüz milyon mu?
İşte bu harikaydı. Hayatı resmen kolay modda oynamaya başlayacaktım.
Sonsuza kadar satılacağının garantisi yoktu, o yüzden belki de tek seferde toplu parayı almalıydım?
Ya da hayır, belki de aylık ödemeyi seçmeliydim. Böylece birikmiş paramın erimesi derdinden kurtulurdum.
Ama bir saniye, bu malları satacak olan bu iblisti. Sokaklarda o maskeyle gezerken tutuklanma ihtimali yok muydu?
"Ona balon denir. İçine hava üfleyince şişen bir oyuncak. Ver bakayım."
Aqua kauçuk nesneyi Vanir'in elinden aldı ve üfleyerek şişirmeye başladı.
"Aaa, bana da verin bir tane." Darkness bile ilgi göstermiş, balonlardan birini dudaklarına götürmüştü.
...Sanırım onlara bunun aslında bir doğum kontrol yöntemi olduğunu, ince ama dayanıklı yapabilmek için canımın çıktığını söylemek için artık çok geçti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.