Ticaret Hamlesi ve Yararsız Tanrıça

Darkness’ın yaptığı o son hamle başıma iki büyük iş açmıştı. Birincisi, İblis Kral’ın ajanı olmadığımı kanıtlamam gerekiyordu. İkincisi de Lord Alderp’in lüks dairesinin masrafını ödemek zorundaydım.

Yanımda Aqua ile birlikte Wiz’in dükkânına doğru yol alıyordum. Amacım para kazanmanın bir yolunu bulmaktı.

Aslında buraya tek başıma gelmeyi planlamıştım ama Aqua kendi kendine gelin güvey olup peşime takılmıştı. Bir türlü de yakamdan düşüremediydim.

“Ne yapmaya çalıştığını çok iyi biliyorum Kazuma! Her şey o lanet hortlağın yüzünden başladı. Dükkânına el koyup zararı oradan karşılayacağız!”

Aklımdan ne geçtiğine dair en ufak bir fikri olmayan Aqua, kapının önünde durmuş adeta ağzından köpükler saçıyordu.

“Pekala hortlak, dışarı çık! Dualarını etmeye başlasan iyi edersin!” Aqua bu saçma sapan beyanının ardından dükkânın kapısını bodoslama tekmeleyerek açtı.

“N-ne oluyor?! Soygun mu var? Eşkıya mısınız siz?… Çığlık! A-Aqua Hazretleri!”

Evet, Aqua’nın hırsızlardan ya da eşkıyalardan çok daha korkutucu olduğu su götürmez bir gerçekti.

Işık hızında gerçekleşen bu ilahi saldırı karşısında sindi kalan Wiz’i görmek için içeri bir adım attım. Ona duruşmanın nasıl geçtiğini aktardım.

“Anlıyorum… Yine de iyi olmanıza çok sevindim! Gerçekten çok üzgünüm Kazuma Bey. Hepsi o kayayı ışınladığım için oldu…”

“Tabii ki öyle! Anlamana çok sevindim, şimdi—” Aqua daha da büyük bir saçmalık yumurtlayamadan elip kapatıp sesini kestim.

“Sorun değil. Sen orada olmasaydın hepimizin işi bitmişti. Soylu zibidi evinden oldu belki ama kimseye bir şey olmadı en azından. Sena’ya İblis Kral için çalışmadığımı kanıtlayabilirsem adımı temizlerim. Şey… Gerçi adamın evini nasıl ödeyeceğimi hâlâ çözebilmiş değilim.”

Wiz rahat bir nefes alarak karşılık verdi.

“Demek durum böyle. En azından biraz zaman kazanmışsınız. Ama para meselesi… Yardım etmek isterdim ama dükkânım zararda, hiç sermayem yok… İblis Kral’ın ordusunda olduğum günlerde para yapma konusunda inanılmaz yetenekli ama bir o kadar da deli ve anlaşılması zor bir arkadaşım vardı… Elimden gelen bir şey varsa…”

Wiz tezgahın arkasında kıvranıp duruyordu.

“Aslında buraya senden bir şey rica etmeye geldim.”

“Evet! Seni öteki dünyaya uğurlamamıza izin vermeni isteyeceğiz!”

Aqua’nın zırvalıklarını görmezden gelip Wiz’e asıl geliş sebebimi anlattım.

Açıkçası zaten borç batığındaydım ve tek bir kuruş sermayem yoktu. Derebeyinin dairesini yeniden inşa ettirmek için gereken parayı öyle kolayca bulamazdım.

Bu da demek oluyordu ki belki de bir süredir aklımda dolaşan o fikri hayata geçirmenin vakti gelmişti…

Bu dünyanın teknolojisi Dünya’nın çok gerisindeydi. Okuma yazması olan insanlar bile hâlâ çakmak taşıyla ateş yakmaya çalışıyordu.

Eğer bir çeşit çakmak üretebilirsem kapış kapış satılacağından emindim. Hatta bunu yapabileceğime dair kendime güvenim de tamdı. Ama yoktan var ettiğim sıradan bir çakmağı hangi dükkân rafına koyardı ki?

Bir süre için Wiz’in dükkânındaki boş bir köşede bunları sergileyebilmeyi umuyordum.

Kısacası ona durumu şöyle özetledim: “Çok kullanışlı bir eşya yapacağım ve eğer kabul edersen bunu senin dükkânında sergilemek istiyorum.”

Eğer satılırsa kârı tabii ki Wiz ile paylaşacaktım. Üstelik eşyayı görmeden karar vermek zorunda da değildi.

“Maceracı olarak zengin olamayacağım gün gibi ortada. Geride bir tek girişimcilik kalıyor… Bu kadar kısa sürede benimle çalışmasını isteyebileceğim tek kişi sensin.”

“Kazuma’nın demek istediği şu ki, bu mekâna el koyuyoruz, o yüzden çabuk ol ve tapuyu— Ah, kafam!”

Saçmalık silsilesine bir son vermek için hançerimin kabzasıyla Aqua’nın kafasının arkasına patlattım. Ardından Wiz’e doğru eğildim.

Kafasını tutup yerde yuvarlanan Aqua’dan irkilse de Wiz tatlı bir şekilde gülümsedi.

“Bana harika bir fikir gibi geldi. Hatta dükkânda daha fazla ürün çeşidi olması beni çok mutlu eder. Dükkânım hiçbir zaman pek başarılı olamadı zaten… Hem şu malikane olayında benim de payım yok sayılmaz. Ne satmayı planlıyorsunuz bilmiyorum ama merakla bekliyorum.”

Tekrar gülümsedi. Bana yardım etmeyi bu kadar hevesle kabul edince ben de ister istemez gülümsedim.

Yerde birisi yuvarlanıp durmasa bu an çok daha keyifli olabilirdi tabii.

Derken Wiz’in yüzü gölgelendi.

Bana bir şey söyleyip söylememe konusunda tereddüt ettiği her halinden belliydi.

“…? Ne oldu? Aklını kurcalayan bir şey varsa söyle lütfen. Seni buna zorlamak istemiyorum. Eğer başka fikirlerin varsa…”

Wiz ellerini telaşla sallayarak endişelerimi savuşturdu.

“Y-yok, hiç alakası yok! Dükkânımda bir şeyler satmak istemeniz beni çok mutlu eder! Aslında mesele… Mesele Aqua Hazretleri ile ilgili…” Cümlesinin sonunu getiremedi, zor durumda kaldığı açıktı.

“…? O mu? Ah, benim eşyamı satmaya başlarsan onun sürekli buraya geleceğinden korkuyorsun. Eğer çok endişeleniyorsan onu evde bırakmak için elimden geleni yaparım.”

Kabul etmekten ne kadar nefret etsem de Aqua nihayetinde bir tanrıçaydı. Bir hortlağı huzursuz etmesi son derece doğaldı.

“H-hayır, öyle değil… Aqua Hazretleri her zaman gelebilir. Ama her geldiğinde müşterilerime dükkândaki her şeyin korkunç ve insanlık dışı yöntemlerle yapıldığını, hiçbir şey almamalarının daha iyi olacağını söylüyor…”

“Sen. Ne saçmalıyor bu?”

Hâlâ yerde kafasını tutan Aqua irkildi.

“D-durun!” diye haykırdı Wiz. “B-ben bunu dert etmiyorum! Hikmetinden sual olunmaz ama o zamandan beri erkek maceracılara kutsal su satışlarımız tavan yaptı! Yani ben—”

Ürünlerinin iyi satmasına sevindim sanırım.

Yine de bir Lich’in kutsal su satması ne kadar doğruydu, bilemiyordum.

Bunun da ötesinde, bu kasabanın maceracılarının akıl sağlığı gerçekten yerinde miydi acaba?

“Ben daha çok… Şey, hazretlerinin dükkândaki her şeye dokunma gibi bir huyu var. Büyülü otlarımın ve necromancy malzemelerimin çoğu arındırılıp duruyor. Ürünlerimin birçoğu satılamaz hale geldi…”

“Ne diyor bu, seni gidi aptal tanrıça?”

Anlaşılan bu süzme salak sırf Wiz’e eziyet etmek için arkamdan dükkâna gelip duruyordu.

Aqua’yı tuttuğum gibi ayağa kaldırdım. Bir elimi kafasına bastırıp Wiz’e doğru eğilmeye zorladım.

“Çok özür dilerim Wiz! Ziyan olan ürünlerinin sorumluluğunu alıyorum, bunun parasını bu gerizekalıdan tahsil edip sana ödeyeceğim! Hey, çırpınmayı kes! Çabuk özür dile!”

“Bırak Kazuma! İmkânı yok! Bir tanrıça neden bir Lich’in önünde eğilsin ki?! Hem benim dokunduğum her sıvı, içimden taşan ilahi güç yüzünden doğal olarak arınıyor! Benim suçum değil ki! Bir bitkiyi güneşe koyarsan fotosentez yapar, ben bir sıvıya dokunursam onu arındırırım! Dünyanın kanunu bu!”

Hayır, o eşyalara dokunmak için özellikle çabaladığına kalıbımı basardım.

Aqua kafasını aşağı eğmeyeyim diye boynunu var gücüyle sertleştirdiği için onun yerine ben daha da derinden eğildim.

Biliyor musun, son zamanlarda Aqua yüzünden gereğinden fazla özür diliyormuşum gibi hissediyorum.

“Ah! Lütfen öyle yapmayın! Önemli değil, geçmişte kaldı. Sadece… Mümkünse gelecekte ürünlerimi arındırmazsanız… Son zamanlarda ben de size çok baş ağrısı açtım zaten. Aqua Hazretleri’nden mezarlıktaki ruhlara yardım etmesini istedim, o perili evi temizlemenizi rica ettim…”

Bu kez alelacele başını eğen taraf Wiz oldu.

Wiz’in bu bitmek bilmeyen samimiyeti karşısında, mezarlık görevindeki sorumsuzluğu yüzünden tam olarak o perili ev vakasına yol açan şahıs gözlerini kaçırmakla yetindi.

… Tüh senin kalıbına. Wiz ile işleri değişseniz dünya daha güzel bir yer olurdu…

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.