Karlı ovada işleri tek başıma halletmek zorunda kalınca yeniden Megumin'e döndüm.
“Ee, bu kız seni tanıdığını söylüyor ama sen… onu tanımıyor musun? Sana karşı epey teklifsiz davranıyor. Tanışmadığınıza emin misin?”
“Tanımıyorum. Üstelik bize adını bile söylemedi, ki bu durum fazlasıyla tuhaf. Aqua’ya ne kadar paraya sıkışırsak sıkışalım bulaşmamasını söylediğin o ‘çakallardan’ biri olmalı. Ondan uzak durmalıyız.”
Elimi tuttu ve beni oradan uzaklaştırmaya çalıştı.
İkimizin gitmek üzere olduğunu gören kız panik içinde, “D-durun orada! T-tamam! Bir yabancının önünde bunu yapmaktan nefret ediyorum ama size adımı vereceğim! Ben Yunyun. Üst Düzey Büyü kullanıcısı bir Baş Büyücü... Ve Kızıl Büyü Klanı’nın gelecekteki lideriyim!” dedi.
Tüm bunları söylerken kıpkırmızı kesilen Yunyun, pelerinine dramatik bir hareketle fiyakalı bir hava verdirdi.
Anlaşılan, Kızıl Büyü Klanı üyelerinin kendilerini tanıtırken aşırı dramatik davranmaları gereken bir kural vardı.
Tüm bunları izleyen Megumin bana dönüp, “Gördün mü? Yunyun işte. Kızıl Büyü Klanı’nın şu anki liderinin kızı ve tahtın sıradaki varisi. Ayrıca okuldayken kendince benim rakibim olduğunu iddia eden kişi,” dedi.
“Anlıyorum. Ben Megumin’in parti üyesi Kazuma. Tanıştığımıza memnun oldum, Yunyun.”
“D-demek hatırlıyorsun! B-bir dakika, ne? Kazu… Bay Kazuma mı? Adıma gülmeyecek misiniz?” diye sordu Yunyun ürkekçe, şaşkına dönmüştü.
“İsmin biraz tuhaf olabilir ama bu senin hakkında hiçbir şey ifade etmez. Hatta ben, duyabileceğin en garip isme sahip olmasına rağmen, adı kötüye çıkmış 'patlama delisi kız' olarak bilinen birini bile tanıyorum.”
“Ben mi? Benden mi bahsediyorsun? Öyle bir lakabım olduğunu duymadım! Bu lakabı ne zaman aldım?”
Yunyun’un yüzüne garip ama açıkça şaşırmış bir ifade yerleşti. “Anlıyorum. Senden de bunu beklerdim Megumin. Kendine iyi arkadaşlar bulmuşsun. Rakibimden de aşağısı beklenemezdi zaten.”
Bana olan bakış açısı biraz düzelmiş gibiydi.
“Diyorum ki, eğer sohbet edeceksek bunu başka bir yerde yapmaya ne dersiniz? Burada öylece dikilip durmak istemezsiniz, değil mi?”
Benim önerim üzerine Yunyun’un gözleri fal taşı gibi açıldı; Megumin ve benden bir adım uzaklaştı.
“Ah, doğru ya! Megumin beni tanımıyormuş gibi yapmaya çalışınca neredeyse unutuyordum! Megumin, buraya seninle meseleyi çözmeye geldim! Bir gün Kızıl Büyü Klanı’nın lideri olacağım. Sana karşı kazanamazsam o tahtta nasıl güvenle oturabilirim? Ve her şeyden önemlisi—”
Yunyun durdu ve parmağını Megumin’e doğru uzattı.
“Söz verdiğim gibi Üst Düzey Büyü öğrendim. Artık tek yapmam gereken seni yenmek ve Kızıl Büyü Klanı’nın büyücüleri arasında bir numara olduğumu iddia etme hakkını kazanmak. O zaman lider olduğumda kimse itiraz edemeyecek. Kimse bunu hak etmediğimi söyleyemeyecek! Şimdi Megumin. Benimle düello et!”
Gözlerindeki kararlılık su götürmezdi.
“İstemem. Dışarısı çok soğuk ve donuyorum.”
Megumin bunu gayet sıradan bir cevapmış gibi dile getirdi.
“Ne—?” Yunyun kaskatı kesildi.
“Öyle mi? Eve gidelim o zaman. Banyoyu ısıtırım. Önce sen girersin. Sonra da hep beraber güzel bir yemek yeriz.”
Tam Megumin’le birlikte gitmeye yeltenmiştim ki...
“B-b-b-bekle bir saniye! Bana bunu nasıl yaparsın? Bunca zaman geçti, nasıl bu kadar soğuk davranabilirsin? Megumin, benimle düello et! Yalvarırım!”
Yunyun paniklemişti, adeta yakarıyordu.
Sonunda Megumin iç çeker.
“…Anlaşılan başka çarem yok. Şöyle yapalım o zaman. Bugünlük büyü gücüm kalmadı. Tüm MP değerimi tükettim. Yine de bana büyüyle mi meydan okumak niyetindesin? Heh-heh-heh, beni hafife alıyorsun galiba. Az önce gücüm bu budala kurbağalardan sekiz tanesini tek vuruşta buharlaştırdı. Buna denk bir şey yapabilir misin Yunyun?”
Megumin bu hayal ürünü saçmalıkları hırlayarak anlatırken, Yunyun şaşkınlıkla bana baktı. Muhtemelen doğru olup olmadığına dair bir işaret bekliyordu.
“Aşağı yukarı doğru sayılır.”
Tabii sonrasında yerinden kımıldayamamasını uygun bir dille örtbas ettim.
Yunyun gözlerini yere indirdi ve yutkundu; yüzü eskisinden biraz daha solmuştu.
“Buralardan uzak kaldın ve muhtemelen haberin yoktur ama... duymadın mı? Büyümün İblis Kral’ın generalini günbegün nasıl korkutup şatosundan dışarı çıkardığını ve sonra onu nasıl katlettiğimi? Ya da Patlama büyümün yenilmez Hareketli Kale Destroyer’ı nasıl yerle bir ettiğini?”
Yunyun’un başı bir Megumin’e bir bana dönüp duruyordu; gittikçe daha da huzursuz görünüyordu.
Pekâlâ, teknik olarak yalan söylemiyor sayılır.
“İblis Kral’ın generalinin Megumin’in büyüsü yüzünden dışarı çıktığı ve Destroyer’a son darbeyi vurduğu doğru.”
Mesele, hikâyeyi nasıl pazarladığında bitiyordu.
Yunyun’un yüzünün daha ne kadar beyazlayabileceğinden emin değildim.
“Y-y-y-yine de düello yapacağım! Yapmalıyım...! Hiç kazanma şansım olmasa bile, seninle tekrar tekrar savaşacağım!”
Gözlerinde parlayan gözyaşları ve sesindeki korku tınısına rağmen, Yunyun’un fikrini değiştirmeyeceği belliydi.
Megumin derin bir iç çeker.
“…Görüyorum ki başka seçeneğim yok. Sana ne yapacağımızı söyleyeyim. Bugün artık büyü kullanamam. O yüzden dövüş sanatlarına ne dersin? Zaten bu konuda her zaman benden daha iyiydin. Sen de artık bir çeşit maceracı olmuş gibisin. Herhalde yazılı bir sınav artık seni tatmin etmez. Silah kullanmayacağız. Galibi ve mağlubu, ilk pes eden belirleyecek. Buna ne dersin?”
Yunyun’un yüzünde apaçık bir şaşkınlık belirdi.
“Emin misin? Yani, okuldayken dövüş sanatları derslerine neredeyse hiç gelmezdin... Herhalde işimi kolaylaştırmaya çalışmıyorsun, değil mi? Yani, öğle yemeği tatili başlar başlamaz ortaya çıkıp önümde büyük bir gövde gösterisi yapardın ki ben sana meydan okuyayım, sen de öğle yemeğimi elimden al...”
“…Demek bu kadar berbat biriydin ha, Megumin?”
“Benim için bir ölüm kalım meselesiydi. Evdeki durumum yüzünden onun öğle yemekleri benim can damarımdı. Eğer ona doğrudan ben meydan okusaydım, bu düpedüz haraç kesmek olmaz mıydı?”
Yunyun gözlerini kapattı.
Derin bir nefes aldı ve ardından yüzüne sevimli bir gülümseme yerleştirdi.
“Pekala. Bu şartları kabul ediyorum. Ayrıca birisi bana düzgün bir düellonun bir ödülü olması gerektiğini söylemişti! Bu manatit kristaline bahse giriyorum. Çok saf, birinci sınıf bir eşya! Herhangi bir büyücü buna sahip olmak için canını dişine takar!”
Yunyun küçük bir mücevher çıkardı.
Adından anlaşıldığı üzere, içi MP dolu olmalıydı.
Megumin tatmin olmuş bir şekilde başını salladı.
“Pekala, kabul ediyorum! O zaman, nasıl istersen öyle gel!”
Megumin kollarını tehditkâr bir şekilde yana açtı.
Yunyun ise hafifçe çömelerek gardını aldı ve yumruğunu sıktı.
Fiziksel olarak bakıldığında, Yunyun bariz favori görünüyordu. Boy ve yapı olarak öndeydi, ayrıca ince kol ve bacaklarında dengeli bir kas yapısı vardı. Buna karşılık Megumin’in elden ele dövüşte iyi olabileceğine dair en ufak bir emare yoktu. Dürüst olmak gerekirse, tamamen sıradan bir kız ve ortalamanın altında bir büyücü gibi duruyordu.
Yunyun öne doğru kayarak aradaki mesafeyi kapattı.
Megumin ise elleri havada, sanki rakibine her an sarılacakmış gibi dikilmeye devam etti.
“…Hey, Megumin. Bir dakika bekle. Vücudun bir tuhaf... parlıyor sanki. Bu...”
“Evet. Bu kurbağa salyası!”
Megumin bu tereddütlü soruya jet hızıyla cevap verdi.
Yunyun’un yüzü buruştu ama diğer büyücü devam etti.
“Beni az önce kurtardın. Tüm vücudum kurbağa salgılarıyla kaplı. Ama neden geri duruyorsun? Hadi gel üzerime! Yaklaştığın an seni yakalayıp yere yapıştıracağım!”
Bu ilandan sonra Megumin, kolları hâlâ açık bir şekilde yavaş yavaş öne doğru süzülmeye başladı; ama o her adım attığında, Yunyun bir adım geri gidiyordu.
“M-Megumin? B-bu hiç komik değil... Şaka yapıyorsun, değil mi? B-bu sadece öz güvenimi sarsmak ve pes etmemi sağlamak için bir strateji. Değil mi? Eskiden de hep böyle yapardın. A-artık beni kandıramazsın...”
Yunyun, blöfünü sürdürmeye çalışarak yavaşça geri çekildi. Megumin ise parlayan kırmızı gözleriyle ağır ağır üzerine yürüdü.
Tıpkı yakın bir arkadaşına şaka yapan bir çocuk gibi görünüyordu.
“Arkadaşız, değil mi? Bence arkadaş dediğin, zorlukları paylaşandır...”
Sonunda Yunyun arkasını dönüp kaçmaya başladı.
Megumin de peşine düştü.
“Pes ediyorum!” diye haykırdı Yunyun. “Pes! Manatiti sana vereceğim, yeter ki daha fazla yaklaşma!”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.