Kış Uykusundan Uyanan Felaket

Belli ki onu ikna etmeyi başaramamıştım.

“Sen bu konuda epey geniş davranıyorsun ama Darkness’ın şu an neler yaşıyor olabileceği hakkında en ufak bir fikrin var mı? Eminim o Malum Lord, şu saniye ona korkunç şeyler yapıyordur!”

Megumin sadece burnundan güldü.

“Söz konusu Darkness olunca, bir lord bile... Ş-şey, yani adam hakkında bir sürü nahoş söylenti olduğu doğru ama Darkness sonuçta bir maceracı, kendi başının çaresine bakabilir. Adamın ona zorla bir şey yaptırabileceğini hiç sanmıyorum.”

Aptal kız! Darkness’ı zerre tanımıyor!

“Yahu amma çocuksun! Ne zamandır Darkness’ı tanıyorsun ama o sapığın ne mal olduğunu hâlâ anlamamışsın! Şimdi kesin yüzü kızarmış bir halde, ‘Hrk! Vücuduma dilediğini yapabilirsin ama kalbimi asla ele geçiremeyeceksin! Sana boyun eğmeyeceğim!’ falan diyordur.”

“?!”

Hâlâ balığını kemiren Chomusuke’ye sıkıca sarılan Megumin, durumu ancak kavrayabilmişti.

“N-n-ne yapacağız? Darkness— Darkness’ın başı dertte olabilir! Ne yapacağız Kazuma?!”

“Dünden beri kayıp, değil mi? Koca bir gece geçti bile, artık çok geç. Darkness geri döndüğünde ona her zamanki gibi nazik davranın, tamam mı kızlar?”

“T-tabii! Yani yetişkinliğe geçiş basamaklarında neler yaşadığını sormayacağız, öyle mi?”

“Darkness! Ah, Darkness!”

Aqua, “Bana güvenebilirsin,” dercesine yumruğunu sıkarken, Megumin olduğu yerde inleyip duruyordu.

Eğer Darkness o fedakarlığı yapmasaydı, muhtemelen şimdiye beni çoktan idam etmişlerdi. Ona ne kadar teşekkür etsem azdı.

Aman, kahretsin!

Yine söylüyorum, Darkness’a aşık falan değildim. Ama yine de... Nedense bu durum beni acayip sinirlendiriyordu.

Hani kız arkadaşlarınızdan biri sevgili yapar da içinizde anlam veremediğiniz karmaşık hisler oluşur ya, tıpkı onun gibiydi.

Tam o sırada...

“Kazuma Satou! Kazuma Satou, orada mısın?!”

Bir bağırış duyuldu ve ardından ön kapı güm diye açıldı.

Gelen Sena’ydı; suratı kıpkırmızı kesilmiş, nefes nefese kalmıştı.

“H-hey, henüz hiçbir şeyi kanıtlamak zorunda değilim! Kusura bakma ama şu an seninle uğraşacak vaktim yok. Arkadaşım—”

“Vaktin yok mu?! Kes sesini! Senin en başından beri İblis Kral’ın ajanı olduğunu biliyordum! Bizi bir kez daha parmağında oynatmana inanamıyorum!”

Üstüme atılan iftirayı bir kenara bıraksam bile, tavırlarındaki her şey içimde kötü bir his uyandırıyordu. Titreyerek sordum: “N-nasıl oynatmışım...?”

“Kurbağalar! Şehrin dört bir yanındaki kurbağaların kış uykusunda olması gerekiyordu!”

Şehrin başına bela olan düşük seviyeli canavarlar, Dev Kurbağalardan bahsediyordu. Ama benim bunlarla ne ilgim...

“İnsanları her şeyle suçlayamazsınız,” dedi Megumin, kavgaya dünden razı bir tonla. “Canavarları kontrol edip onları kış uykusundan uyandırdığımızı mı ima ediyorsunuz? Öyleyse kanıt gösterin!”

“Lonca çalışanının raporuna göre, kurbağalar bir şeyden korktukları için yüzeye çıkmışlar. Mesela son birkaç gündür şehrin yakınlarında defalarca kullanılan ve halkı canından bezdiren o patlama büyüsü gibi bir şeyden!”

Evin derinliklerine doğru kaçmaya yeltenen Aqua ve Megumin’i yakalarından tuttuğum gibi yakaladım.

“Bekle, lütfen beni dinle! Ben sadece Aqua emrettiği için yaptım! Fail benim, doğru ama azmettirici Aqua’dır!”

“Megumin, seni hain! Ben teklif ettiğimde gayet hevesliydin! ‘Gücümü izleyin’ falan diyordun!”

İşler iyice sarpa sararken yakalarını bırakmadım.

“Saçma sapan tartışmanın sırası değil! Gidip şu pisliğinizi temizleyeceğiz.”

Her yer kar yüzünden bembeyazdı.

“Hayııır! Bir kurbağa tarafından yenmek istemiyorum! Yine olmaz!”

Karların sessizliğini sadece Aqua’nın işkence dolu feryatları bozuyordu.

“Bu soğukta kurbağaların hiç yavaşlamamasına şaşırdım doğrusu. Hâlâ her zamanki gibi hızlılar. Bu civardaki her şey biraz fazla dayanıklı; sebzeler bile,” diye geçirdim içimden. O sırada bir Dev Kurbağa, kış masalına dönmüş ovada Aqua’yı kovalıyordu.

“Bu acımasız dünyada, her canlı hayatta kalmak için her an mücadele eder. Onlardan ders almalıyız. Hayatta kalmak için daha da güçlenmeliyiz.” Yanımdaki Megumin son derece ciddi görünüyordu.

Omuzlarından aşağısı bir Dev Kurbağanın ağzının içinde olmasına rağmen hem de.

Belki de bu kurbağaların gırtlağında geçirdiği onca tecrübe, onun bu kadar sakin kalmasını sağlıyordu. Direnmiyor, sadece olayların akışına bırakıyordu kendini.

Günün tek Patlama hakkını zaten kullanmış, o baş belalarından birkaçını haklamıştı.

Megumin’in çaresizliğine rağmen, Dev Kurbağa doymuş gibi görünüyordu ve öylece duruyordu. Belki de Megumin’in asası ağzına takılmıştı.

“Dayan biraz. Seni oradan çıkaracağım.”

Kılıcımı kavradım ve büyücümü sindirmekle meşgul olan yaratığa yöneldim.

“Sorun değil, Aqua’yı kovalayanın icabına bakana kadar bekleyebilirim. Zaten dışarısı soğuk, buranın içi gayet sıcak ve rahat.”

Megumin’in o patlama tutkusu dışında normal olduğunu düşünmüştüm ama galiba sandığımdan da betermiş.

“B-bir arkadaşın kurbağa tarafından yenirken, diğeri de kovalanırken epey sakin görünüyorsun.”

Sena biraz bozulmuş gibiydi. Güvenli bir mesafeyi korumaya çalışarak bizi gözetlemek için yanımızda gelmişti.

Valla ne derse desin. Bizim için bunlar günlük güneşlik olaylardı.

Megumin’i kurtarmak yerine kılıcımı yere sapladım ve yerine yeni aldığım yayı ve okları çıkardım.

Hareketli Kale Yok Edici’ye yaptığımız saldırı sırasında yendiğim golem, tek seferde iki seviye atlamamı sağlamıştı. Kazandığım yetenek puanlarını nasıl harcayacağımı uzun uzun düşünmüştüm. Darkness gibi sağlam bir tankımız vardı ama partide menzilli saldırı yapabilecek kimse yoktu. Megumin vardı, evet ama onun tek bir atımlık barutu vardı ve Darkness’ı da alan etkili büyüyle yakması işten bile değildi.

Bu da zayıf bir sınıf olsa da her türlü beceriyi öğrenebilen bir maceracı olarak parlama vaktimin geldiği anlamına geliyordu.

Bu eşsiz yeteneğimden yararlanarak okçu Keith’ten bana Okçuluk Uzmanlığı ve Keskin Göz yeteneklerini öğretmesini istemiştim.

Okçuluk Uzmanlığı, adından da anlaşılacağı gibi yayı hemen kullanmamı sağlıyordu. Keskin Göz ise menzilli saldırıların menzilini artırıyordu. Ayrıca şansın ne kadar yüksekse hedefi vurma ihtimalin de o kadar artıyordu, yani tam bana göreydi.

Yayımı gerdim ve Aqua’yı kovalayan kurbağaya nişan almak için Keskin Göz yeteneğini kullandım.

“Kazuma! Çabuk! Çabuuuk!” Beni gören Aqua bağırıyordu.

Biliyor musunuz? Aslında bunu biraz daha izlemek isterdim.

Ateş etmeye niyetim olmadığını görünce Aqua bana doğru depar atmaya başladı. Can havliyle kurbağayı kafasından vurdum.

Ok, Aqua’nın saçlarını sıyırıp doğrudan hedefe saplandı.

Gözyaşları içinde kalan Aqua, durmadan bana doğru koşmaya devam etti.

“Tamam Megumin. Sıra sende.”

“Hey Kazuma, yenilmemi mi bekliyordun? Öyle mi?! Hem o okun saçlarıma değdiğini hissettim! En sevdiğim özelliğim onlar benim!”

Onun dırdırını duymazdan gelip kılıcımı yerden çektim.

“Bunların dövüş tarzı neden hep hayatlarını riske atıyor? B-böyle insanlar gerçekten İblis Kral ile iş birliği yapıyor olabilir mi...?”

Arkamızda Sena, dövüşle ilgili notlar alıyor ve kendi kendine mırıldanıyordu.

Hareketsiz yatan kurbağanın üstüne atılıp Megumin’i kurtarmak üzereydim ki—

“B-bekle, lütfen! K-kurbağalar—”

Hâlâ kurbağanın ağzından sarkan Megumin, aniden bir uyarı çığlığı attı.

Aqua ve ben arkamıza döndük.

“...Ah.”

Aniden arkamızda üç yeni Dev Kurbağa olduğunu fark ettik.

O ana kadar sırtım kupkuruydu ama şimdi ensemden aşağı soğuk terler boşanmaya başlamıştı.

Hadi buyur. Toplamda dört Dev Kurbağa olmuştu. Hepsi için yem— yani yemlik yapacak kadar adamımız yoktu.

Eğer biraz mesafe koyabilirsem, onları tek tek avlayabilirdim...!

“Aqua, çift yönlü strateji vakti. Ben aramıza mesafe koyup birini indirmeye çalışacağım. Sen de gidip tekrar yem ol.”

“Olamaz! Bu kurbağaların beni kovalamasından bıktım artık! Bu sefer yem sen ol!”

“Aptal, senin saldırıların onları durdurmaya yetmez! Eğer birini indirebilirsek geriye sadece iki tane kalır. O zaman sen ve Sena dikkatlerini dağıtırsınız!”

“Ne?! Ben sadece gözlemciyim, müdahale etmemem gerek— B-benim gibi bir masumu yem olarak kullanmayı mı teklif ediyorsun?!”

Aqua’nın ağlaması ve Sena’nın bağırması arasında bir yerden Megumin’in sesini duydum.

“Affedersiniz ama şu an yavaş yavaş bu kurbağanın gırtlağından aşağı kayıyorum. Biri beni kurtarabilirse çok makbule geçer...”

“Gaaah, keşke Darkness burada olsaydı! Kurbağalar onu ve zırhını yutamazdı! Ne zaman geri gelecek bu kız?!”

Megumin’i yutan kurbağayla göz göze geldim ve kılıcımı kaldırdım—!

“Işık Kılıcı!!!”

Berrak bir ses karların arasında yankılandı.

Aynı anda, Megumin’i mideye indiren kurbağaya doğru bir ışık huzmesi fırladı.

Işın, canavarın gövdesinden geçti. Bir anlık sessizliğin ardından yaratık tam ortadan ikiye bölündü.

Ben Megumin’i ağzından çekip çıkarırken—

“Enerji Ateşlemesi!”

Aynı ses tekrar duyuldu.

Bize yaklaşan üç kurbağa kendiliğinden tutuşuverdi. Mavi-beyaz alevler, sanki gövdeleri içeriden yanıyormuş gibi onları yuttu.

Etrafı kızarmış kurbağa kokusu sararken, o vıcık vıcık olmuş Megumin’i sırtımda taşıma fikrinden ne kadar nefret ettiğimi düşünüyordum. Bunun yerine, azıcık kalan MP’mi ona aktarmak için Temasla Sömürme yeteneğini kullandım.

Yalpalamasına rağmen ayağa kalkmayı başardı.

Bakışları, benden bir iki yaş küçük, siyah cübbeli bir kıza kilitlenmişti.

Onu daha önce hiç görmemiştim ama o, gözlerini dikmiş Megumin’e bakıyordu.

“Bu Üst Düzey Büyüydü...! Bu başlangıç kasabasında... böyle beceriler kullanabilen biri mi var...?”

Sena arkamda hayretle bağırırken, yeni gelen kıza selam verdim.

“Kimsin bilmiyorum ama bizi kurtardın. Teşekkürler.”

Bana şöyle bir baktı ve hafifçe kızardı. “Sizi k-kurtarmadım, tamam mı? Sadece bir kurbağanın rakibimi bitirmesine izin veremezdim. O zaman ben ne yapardım?” diye mırıldandı, yere bakarak.

“Ooo, Megumin’i tanıyor musun?” diye sordu Aqua, kurbağalar gidince neşesi yerine gelmiş bir halde.

“Evet, sanırım... Yani, biz rakibiz sonuçta. Megumin! Görüşmeyelim uzun zaman oldu. Söz verdiğim gibi eğitimimi tamamlayıp geri döndüm. Gördüğün üzere artık Üst Düzey Büyü kullanabiliyorum! Verdiğimiz sözü tutma vakti geldi! Bunca zamanın ardından her şey bugün netliğe kavuşacak!”

Parmağını Megumin’e doğrulturken gözlerinden resmen heyecan fışkırıyordu.

Vay canına, ne dramatik bir gelişme ama.

Ancak muhatabı olan kıza gelince...

“Affedersin ama... Sen de kimdin?”

“Neee?!”

Salgı içindeki Megumin’den gelen bu ruhsuz cevap, yeni gelen kızın şaşkınlık dolu bir çığlık atmasına sebep oldu.

Gözüm ister istemez bu yabancıya takıldı; bir şekilde bizim baş büyücüyü andırıyordu. Üzerindeki siyah cübbe ve pelerin, Megumin’inkilere fazlasıyla benziyordu. Belinde bir hançer asılıydı, elinde ise gümüş bir asa tutuyordu. Megumin’den biraz daha boylu, genel hatlarıyla da sanki biraz daha biçimliydi.

Ne istediğini bilen kararlı bir duruşu olsa da aslında sakin bir tip olduğu her halinden belliydi. Doğrusu bayağı da güzeldi. Japonya’da olsa onu sınıf başkanı ya da öğrenci konseyi başkanı olarak hayal etmek hiç de zor olmazdı. Tam bir örnek öğrenci havası vardı. Saçları kurdelelerle bağlanmıştı ve o kendine has kırmızı gözlere sahipti.

Tıpkı Megumin’inkiler gibi.

“B-benim be! Kızıl Büyü Köyü’ndeki akademiden sınıf arkadaşın! Sen birinciydin, bense ikinci? Hani... Hani gidip Üst Düzey Büyü kullanmayı öğreneceğimi söylemiştim ya?”

Kızıl Büyü Klanı’ndan gelen kız, Megumin’in hafızasını tazelemek için çaresizce kendini işaret ediyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.