Bir Kahramanın Hazin Sonu

İsmini kim koydu bilmiyorum ama bu saçma unvanın arkasında, başına ödül konmuş ve tüm dünyayı korkudan titreten bir varlık yatıyordu.

Yürüyen Kale Yıkıcı.

Daha geçen gün, benim üstün liderlik vasıflarım sayesinde o belayı ortadan kaldırmıştık.

Sonra da ödülümüzü almak için Lonca'ya gelmiştik fakat…

"Maceracı Kazuma Satou! Devlete karşı isyan çıkarmakla suçlanıyorsunuz. Benimle gelmeniz gerekiyor."

İşler bir anda garipleşmeye başlamıştı.

Gözlerinde tehlikeli bir ışıltı olan kadına tedirginlikle baktım. "Afedersiniz, siz kimsiniz? Hem ne isyanı? Ben sadece ödülümü almaya gelmiştim."

İki muhafızın eşlik ettiği kadın durumumu açıklarken Lonca salonundaki o neşeli uğultu bir anda bıçak gibi kesildi.

"Ben Sena, devlet savcısıyım. Devlete karşı isyan; yönetimi zayıflatmaya veya devirmeye teşebbüs etme suçudur. Şu anda bir terörist, hatta belki de İblis Kral'ın ordusundan bir ajan olduğunuzdan şüpheleniliyor."

Sena isimli savcının simsiyah uzun saçları yüzünü çevreliyordu. Keskin bakışlarını üzerime dikmişti.

İlk bakışta onu yüksek maaşlı bir yönetici sekreteri sanabilirdiniz. Ayrıca göz alıcı derecede güzel olduğu da inkâr edilemezdi.

Aqua dehşetle bağırdı: "Ne?! Bir dakika Kazuma, ne yaptın sen?! Seni tek bir dakika bile yalnız bırakmaya gelmiyor mu? Çabuk özür dile! Ben de sana yardım edeceğim, sadece acele et ve özür dilediğini söyle!"

"Aptal olma! Ben niye öyle bir suç işleyeyim? Hem sen beni ne zaman tek bir dakika yalnız bıraktın ki? Bir şey yapmadığımı en iyi senin bilmen gerek!"

Biz ikimiz birbirimize bağırıp çağırırken Megumin araya girdi.

"Affedersiniz ama burada bir yanlışlık yok mu? Kazuma sürekli taciz gibi küçük suçlar işliyor olabilir ama bahsettiğiniz kadar büyük bir kanunsuzluğa kalkışacak yürek yoktur onda."

"Beni savunuyor musun yoksa bana laf mı sokuyorsun?"

Ben Megumin'e çıkışırken Darkness lafı devraldı.

"Hmm, katılıyorum. Bu adam öyle büyük bir kötülük yapabilecek kapasitede değil. Zaten elinden bir şey gelseydi, evde üstümde neredeyse hiçbir şey yokken dolaştığımda bana sadece hayvani bir arzuyla gözünü dikmekten fazlasını yapardı. Gece odama sızmaya bile cesareti yok onun!"

"B-b-b-ben sana gözlerimi falan dikmiyorum! Tamamen senin hüsnükuruntun! Biraz çekicisin diye hemen havalara girme! Kendi tercihlerimi yapmaya hakkım yok mu?!"

Darkness'ın yüzü kıpkırmızı oldu.

"N-nasıl yani?! Banyoda bana o kadar şey yaptırdın, şimdi de…?!"

"O zaman bir sükkubusun kontrolü altında olduğum konusunda anlaşmamış mıydık?! Bakıcı rolüne kendini kaptırıp sırtımı keseleyen sensin! Ne yani, belki bir şeyler olur diye mi umuyordun?! Sen ne kadar kolay bir kadın çıktın böyle?!"

"B-biliyordun! Hatırlıyordun! A-ayrıca Eris'e hizmet eden bir şövalye olarak bedenim hâlâ tertemiz! Hem sen bana nasıl kolay kadın dersin?! Öldüreceğim seni!"

Darkness boğazımı sıkmaya yeltendiğinde Sena'nın muhafızlarından biri araya girdi.

Savcı, gözünü bile kırpmadan bu kargaşayı izledi ve soğuk bir sesle konuştu: "Yürüyen Kale Yıkıcı'nın kalbindeki Koronatit, bu adamın emriyle yerel soylunun malikanesine ışınlandı."

Bunun üzerine Lonca salonu derin bir sessizliğe büründü.

Koronatit. Yıkıcı ile olan savaşta, patlamadan birkaç an önce onu uzaklaştırmak için ışınlanma büyüsü kullanmıştık. Ve evet, emri veren bendim.

Ama nasıl olurdu da…?

"Olamaz! Benim yüzümden patlama oldu ve soylu öldü mü?!"

"Hemen kötüye yorma. Ölmedi. Raporlara göre tüm hizmetkarlar evi terk etmişti, soylunun kendisi de yer altı sığınakındaydı. Yani ev tuzla buz olsa da kimse yaralanmadı."

"Yıkıcı ile yapılan savaşta hiç can kaybı olmadı mı yani? Bu harika!"

"Harika mı?! Durumun ciddiyetinin farkında mısınız? Soylunun malikanesine patlayıcı bir madde ışınladınız ve evini yok ettiniz. Daha önce de belirttiğim gibi, terörist olmanızdan veya İblis Kral ile iş birliği yapmanızdan şüpheleniliyor. Ayrıntıları karakolda öğreneceğiz."

Sözlerini bitirdiği an salonda büyük bir tartışma koptu.

Tabii ki. Buradaki bütün maceracılar beni tanıyordu.

Yıkıcı savaşında neler yaptığımı çok iyi biliyorlardı.

"Hıh, ben de gerçekten bir sorun var sanmıştım. Kazuma Yıkıcı'ya karşı yapılan savaşın kahramanıdır. Taşın ışınlanmasını emrettiği doğru ama bu acil bir durumdu. O çabuk düşünmeseydi patlayan Koronatit pek çok can alabilirdi. Tutuklanmayı değil, bir ödülü hak ediyor!"

Loncadaki herkes Megumin'in söylediklerini onaylayan mırıltılar çıkardı.

S-siz çocuklar…!

İçim ısınırken Sena lafa girerek karşılık verdi.

"Bu arada, devlete karşı isyan suçu sadece olayı gerçekleştiren kişiyi değil, suç ortaklarını da kapsar. Yargılama bitene kadar sözlerinize ve hareketlerinize dikkat etmenizi tavsiye ederim. Yine de bu adamla birlikte hapishaneye girmek istiyorsanız sizi tutmayayım."

Bunun üzerine Lonca tekrar sessizliğe gömüldü.

Derken…

…Aqua birden söze atladı. "…Kazuma'nın o sırada şöyle dediğini hatırlıyorum: 'Dünya büyük yer! Boş bir yere denk gelme şansı daha yüksek! Yapın gitsin, bütün sorumluluğu ben alıyorum! Öyle durduğuma bakmayın, şansım boldu benim!'"

…Doğru, öyle demiştim. Ama bizim gerzek niye tek bir seferliğine kusursuz bir hafızaya sahip olmayı seçmişti ki?!

"Aqua. Bütün bunları… benim üzerime… yıkmak istemiyorsun değil mi…?"

Cevap vermedi, sadece huzursuzca kafasını başka tarafa çevirdi.

"Ben Yıkıcı'nın içine girmedim. Orada olsaydım Kazuma'yı durdurabilirdim. Ama değildim, bu yüzden yapabileceğim hiçbir şey yoktu… Hiçbir şey…" Megumin kendi kendine yüksek sesle mırıldandı.

"Bir dakika, Aqua, Megumin… Nasıl yaparsınız…?"

Olamaz, beni satmayacaklardı değil mi…?!

Sonra Darkness beni korumak ister gibi Sena ile arama geçti.

"Durun. Aradığınız kişi benim. Emri ben verdim. Bu yüzden birini zindan oyunlarına maruz bırakacaksanız… Hayır! Yani, lütfen beni de Kazuma ile birlikte alın ve o acımasız işkencelerinize maruz bırakın!"

"İlginç," dedi Sena. "Tüm savaş boyunca Yıkıcı'nın önünde öylece durduğunuzu ve hiçbir işe yaramadığınızı duymuştum."

"?!"

Tam kalbinden vurulan Darkness'ın gözlerinden yaşlar boşanıverdi. Bana baktı ama Sena haklıydı ve zaten şu an sırası değildi.

Sonunda, başından beri sessizliğini koruyan Wiz titreyen elini kaldırdı.

"Ş-şey! Işınlanma büyüsünü asıl kullanan bendim. Bu yüzden Bay Kazuma'yı götürmekte kararlıysanız l-lütfen beni de götürün…"

Aqua, Wiz'in kalkan elini tuttu.

"Hayır Wiz! Sadece tek bir kişinin kendini feda etmesi gerekiyor! Zor olduğunu biliyorum ama dayanmaya çalış…! Bu bir veda değil. Kazuma cezasını çekene kadar onu bekleyeceğiz, tamam mı?"

Seni aşağılık kadın! Beni şimdiden gözden çıkardın mı?!

Hayır. Wiz'e emri ben vermiştim. Bütün ihale ona kalsın diyemezdim.

"İyi tamam be! Terk edin beni! Arkamda koskoca Lonca var benim!"

Bunu söylerken Lonca salonuna göz gezdirdim. Bütün maceracılar göz göze gelmemek için tek tek bakışlarını kaçırdı.

Sen de mi koskoca Lonca?!

"H-haydi ama çocuklar! Biraz gayret gösterin! Yardım edin bana!"

Büyücü bir kız alçak sesle konuştu.

"Kazuma'yı ilk gördüğümde… Hatırlıyorum. Lonca salonunun arkasında bir hırsız kadının iç çamaşırını çalıyordu. Böyle bir manzarayı unutmak zordur."

Hey—!

"Evet, ben de ne zaman balatayı sıyıracak diye bekliyordum zaten."

"Sorma ya. Partisindeki rahibeyi kafese koyup timsahlara yem etmeye çalıştığını duydum ben de!"

"Kendisine meydan okuyan bir adamın sihirli kılıcını çalıp hemen satmış diyorlar."

"Gördüğüm en yanar döner adamlarsınız! Az önce kimlerin konuştuğunu kaydettim kafama! Hele bir suçsuzluğum kanıtlansın, görün siz…!"

İki muhafız ben son sözlerimi savururken kollarımdan tuttu.

"Buna pişman olacaksınızzz!"

Şehrin merkezindeki karakoldaydık.

Kanunlara uyan bir maceracı olarak burayla pek işim düşmemişti ama şimdi binanın derinliklerine doğru sürükleniyordum.

"Gir içeri. Duruşma bitene kadar evin burası."

Önümde yürüyen Sena durdu ve rutubetli, dar bir hücreyi işaret etti.

"H-hey, ben bütün şehri kurtaran kahramanım sanıyordum, şaka yapıyor olmalısınız. Beni gerçekten hapse mi tıkacaksınız? Hey, ciddi misiniz siz?"

Sena içimdeki dehşete suçlayıcı bir tonla karşılık verdi.

"Yarın konuşacağız. Şimdilik konaklamanızın tadını çıkarın."

Soruma cevap vermemişti ama muhafızlar bunu bir işaret sayıp beni içeri itti. Ardından Sena ve muhafızları topuklarının üzerinde dönüp uzaklaştılar.

"Hey! Bir dakika bekleyin! Beni böyle bırakamazsınız… Beni… bırakıyorsunuz…"

Loş, soğuk hücrenin parmaklıklarına tutundum, şaşkınlıktan dilim tutulmuştu.

Daha bu sabah evimde keyif yapıyordum.

O durum nasıl geldi de bu hale dönüştü?!

Çaresizce hücremi süzdüm. Soğuk zeminde birkaç battaniye, bir köşede küçük bir tuvalet ve parmaklıklı bir pencere. Hepsi bu kadardı.

Bu tam bir rezaletti. Bütün şehrin kurtarıcısı nasıl bu hale düşebilirdi?

Karanlık hücrede çömelip yüzümü dizlerime gömdüm.

Bilirsiniz, bir zamanlar odama kapanıp yaşadığım o asosyal hayattan pek bir keyif alırdım.

Öğleye kadar uyur, sıcacık odamda uyanır ve canımın istediği bütün oyunları oynardım.

Ev yemeği yer, istediğimde yatar, kafama göre uyanırdım. Ah, ne büyük lükstü!

Sonra buraya geldim ve her bir günüm ayrı bir mücadeleye dönüştü.

Bu dünyada işlerin nasıl yürüdüğünü bilmediğim için düzgün bir iş bulamadım, insanlarla muhatap olmam gereken hiçbir şeyin üstesinden gelemedim. Onun yerine beden işçiliği yaptım, günlerce ahırda yaşadım.

Bütün zamanımı laftan sözden anlamayan bir grup insana bakıcılık yaparak geçirdim, sonunda da borç batağına saplandım…!

İçimdeki öfke katlanarak büyüyordu. Buradan bir çıkayım, hepsine gününü gösterecektim!

Ama…

"Eve dönmek istiyorum… Japonya'daki evime…"

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.