Eve adımımı attığımda tam bir curcunaya denk geldim.
“Kaçııın! Çok uzaklara kaçııın!”
Aqua evi birbirine katmakla meşguldü. Megumin ise çoktan hazırlanmış gibiydi; yanında tek bir küçük valiz duruyordu. Elinde bir fincan çayla oraya çökmüş, filozofvari bir edayla etrafı seyrediyordu.
“Şu saatten sonra debelenmenin bir faydası yok. Eninde sonunda evimizi ve sahip olduğumuz her şeyi kaybedeceğiz; öyleyse neden hemen İblis Kral’ın kalesine bir akın düzenlemiyoruz?”
Lonca’ya gitmek için eşyalarımı hazırlarken onlara aptal aptal baktım.
“Siz... hayırdır, ne iş? Neler dönüyor burada? Acil durum anonsu yapıldı. Ekipmanlarınızı kuşanın da Lonca’ya gidelim.”
Aqua ve Megumin beni ancak o an fark edebildiler.
“Neden bah-bahsediyorsun sen Kazuma? Hareketli Kale Destroyer ile dövüşmeyi mi düşünüyorsun yoksa?”
Aqua duyduklarına inanamıyor gibiydi. Yastığına sıkıca sarılmış, yanımda dikiliyordu.
Şahsen ben neler olup bittiğine dair en ufak bir fikre sahip değildim. Sadece anonsu duymuştum o kadar.
Gerçi hoparlördeki sesin bayağı bir paniklemiş olduğu doğruydu. Bu da durumun ciddi olduğundan şüphelenmeme yetmişti.
“Kazuma,” dedi Megumin. “Mevcut en büyük ödüllü av olan Hareketli Kale Destroyer bu kasabaya doğru ilerliyor. O buradan geçtiğinde geriye tek bir ot parçasının bile kalmayacağı söylenir; tabii Eksis Kilisesi müridlerini saymazsak. Sen bile onunla dövüşecek kadar akılsız olamazsın.”
“Yaa!” diye mızmızlandı Aqua. “Neden herkes benim o tatlı müridlerim hakkında böyle konuşuyor? Wiz de aynısını yaptı. Herkes onlardan neden bu kadar korkuyor ki? Hepsi de pırlanta gibi, normal insanlar!”
Yine de Megumin’in açıklaması kafamda pek bir yere oturmamıştı.
Aslında bir süredir bu zımbırtı hakkında bir şeyler duyuyordum. “Hareketli kale”nin ne olduğunu tam bilmiyordum ama kulağa epey devasa geliyordu.
“Megumin, sen şu Patlama büyüsüyle halledemez misin onu? Kilometrelerce öteden fark edilecek kadar büyükse, sağlam bir büyü patlaması işini görmez mi?”
“Korkarım hayır,” dedi genç kız. “Destroyer güçlü sihirli bariyerlerle donatılmış durumda. Bir iki Patlama ona işlemez.”
Yahu, neymiş bu Destroyer denen illet?
“Benim müridlerim tertemiz insanlar! Megumin, beni dinle! Bu dedikoduları o nemrut Eris müridleri çıkarmış olmalı! Herkes Eris’i çok seviyor ama o tam bir baş belası! İblislere karşı benden bile daha acımasızdır, tam bir yaban çiçeğidir o! Vakit öldürmek istediğinde ölümlülerin dünyasına indiğini duysam hiç şaşırmam! Eksis’e saygı duyun! Eksis Kilisesi’ne hürmet edin! Lütfen!”
“Aqua, sürekli tanrıça olduğunu iddia etmen yetmiyor mu? Bir de üzerine Hanımefendimiz Eris’e laf mı ediyorsun?”
“İddia mı? Bu gerçek! Bana inanmak zorundasınız!”
O sırada etrafta Darkness’ı göremediğimi fark ettim.
“Ha? Darkness nerede?” diye sordum Megumin’e. Aqua o sırada büyücümüzü omuzlarından yakalamış, gözyaşları içinde sarsıyordu. “Benden önce gelmiş olması gerekiyordu...”
“Odasına kapandı.”
Biri bitse diğeri başlıyor!
Destroyer’ın ne nane olduğunu bilmiyordum ama sonunda bu lanet kasabada bir ev sahibi olmuştum, sonunda bazı dükkanların müdavimi haline gelmiştim ve her şeyden önemlisi—Axel’da hala yapmam gereken bir şey vardı.
Dün Aqua’nın ruh bariyeri yüzünden çuvallamış olabilirim ama bir dahaki sefere...!
Aslında bu ikisi olmasaydı, çoktan borçlarımı ödeyip buradan kaçmış olabilirdim.
Ya o yufka yürekli iblisler dükkanlarını başka kasabaya taşımak zorunda kalırlarsa? İşlerinin orada da iyi gideceğinin garantisi var mıydı?
Neyse, önce iş. Eşyalarımı alıp Lonca’ya gitmeliydim...!
“Geciktiğim için üzgünüm! ...Aa, Kazuma bu halin ne?” Darkness beni görür görmez şaşırmıştı. “Hadi, çabuk hazırlan. Lonca’ya gidiyorsun değil mi?”
Daha önce hiç görmediğim ağır bir zırh takımıyla yukarıdan indi. Her zamanki zırhının üzerine bir örme zırh pelerini geçirmiş, sol koluna da ayrılabilir bir kalkan monte etmişti.
Muhtemelen bir kadınlık gururuyla, bunca şeye rağmen miğfer takmaya yanaşmamıştı.
Anlaşılan odaya kaçmak için değil, hazırlanmak için gitmişti. Yanına en iyi ekipmanlarını aldığından emin olmak istemişti.
Bazen tam bir şövalye gibi davranabiliyordu.
Muhtemelen kasaba halkını kaderine terk etmeye gönlü elvermemişti.
“Hey, siz ikiniz, ondan biraz feyz alın! Bunca zamandır yaşadığımız bu eve, bu kasabaya hiç mi değer vermiyorsunuz? Hadi bakalım, istikamet Lonca!”
“Bu ateşli nutuk da neyin nesi Kazuma? Gözlerin resmen... parlıyor. Hem biz bu evde topu topu bir gündür yaşıyoruz.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.