“Vay, Kazuma! Geleceğini biliyordum! Sana güvenim tamdı dostum!”
Üstümüzdeki her şeyi kuşanıp Lonca'ya vardığımızda, karşımıza tepeden tırnağa zırhlara bürünmüş Dust çıktı.
Sizin de burada olacağınızdan emindim zaten.
Keith ve Taylor da yanındaydı.
Lonca binasına şöyle bir göz gezdirdim.
Salon, kendilerini en iyi koruyacağını düşündükleri ne varsa kuşanmış, her türden maceracıyla dolup taşmıştı.
Anlaşılan hepsi bu şehri gerçekten seviyordu.
Bana mı öyle geliyordu yoksa kalabalığın büyük çoğunluğu erkeklerden mi oluşuyordu?
Şöyle bir bakınca oradakilerin çoğunu tanıdığımı fark ettim. Hatta biraz ötede, tıpkı benim gibi Dünya'dan buraya gelen ve elinde efsanevi bir büyü kılıcı taşıyan Mitsurugi’yi bile gördüm.
Henüz beni fark etmemişti; onunla muhatap olmak zorunda kalmadığım için halimden memnundum.
Mümkün mertebe aradaki mesafeyi korusam iyi olacaktı.
Nihayet yeterli sayıda maceracı toplanmış gibi görünüyordu.
“Herkes dinlesin! Bugün yaptığımız acil durum duyurusuna icabet ettiğiniz için hepinize gönülden teşekkür ederiz. Şu andan itibaren Gezici Kale Destroyer’ın etkisiz hale getirilmesi için acil bir görev başlatıyoruz. Sınıfı veya seviyesi ne olursa olsun, burada bulunan herkesin bu göreve katılmasını talep ediyoruz. Eğer durumun imkansız olduğuna kanaat getirilirse, hep birlikte şehri tahliye edeceğiz. Sizler Axel’ın son kalesisiniz. Kaderimiz ellerinizde!”
Lonca görevlisi, gürültünün arasında sesini duyurabilmek için adeta bağırıyordu.
Ardından görevliler, meyhane bölümünün ortasındaki bir masanın etrafında toplanarak ayaküstü bir kriz masası oluşturdular.
Vay canına, bu iş gerçekten her zamanki görevlere benzemiyor. Hava çok gergin.
Bu Destroyer dedikleri şey gerçekten o kadar tehlikeli mi?
“Acil durum strateji toplantısını başlatıyoruz arkadaşlar. Lütfen herkes yerlerine otursun!”
Herkes denileni ikiletmeden bir yerlere ilişti. Burada kaç maceracı vardı böyle? Koca Lonca binasına en az yüz kişi doluşmuş olmalıydı.
Kendime bir masa bulup oturduğumda çevremdeki maceracıları incelemeye başladım.
...Hay aksi. Mitsurugi bu tarafa bakıyordu. Gözlerini dikmiş, vakit geçirmek için önündeki su bardağıyla oynayan Aqua’yı süzüyordu.
“Pekâlâ, başlayalım o halde. Öncelikle mevcut durumu özetleyeyim. Aranızda Gezici Kale Destroyer hakkında bilgiye ihtiyacı olan var mı?”
Ben de dahil olmak üzere birkaç kişi elini kaldırdı.
Lonca görevlisi başıyla onayladı.
“Gezici Kale Destroyer, aslında büyü teknolojisinde dünya lideri olan Noise ülkesi tarafından İblis Kral ordusuna karşı kullanılmak üzere geliştirilmiş devasa bir golemdir. Görünüşü kabaca bir örümceği andırır ve inşası için devlet bütçesinin muazzam bir miktarı harcanmıştır. Küçük bir kale büyüklüğünde olsa da, yapımında bolca kullanılan büyülü metaller sayesinde göründüğünden çok daha hafiftir. Sekiz devasa bacağını kullanarak bir attan bile daha hızlı hareket edebilir.”
Salondakilerin çoğu, bunları zaten biliyormuşçasına kafa sallıyordu. Anlaşılan bu Destroyer epey nam salmıştı.
“Boyutu ve hızı en belirgin özellikleridir. İnanılmaz bir çeviklikle hareket eder; sekiz bacağından birinin altında kalan devasa bir canavarın bile hayatta kalma şansı yoktur. Ayrıca Noise’un büyü teknolojisi standartlarına uygun, çok güçlü büyülü bariyerler tarafından sürekli korunur. Bu sebeple, kaleye karşı yapılacak büyü saldırıları neredeyse tamamen etkisizdir.”
Bu açıklama üzerine salondaki herkesin suratı asıldı.
Nasıl bir çıkmaza girdiğimiz yavaş yavaş herkesin kafasına dank ediyordu.
“Bu yüzden fiziksel saldırılara güvenmek zorundayız; ancak... saldıracak kadar yaklaşırsanız altında kalıp ezilirsiniz. Dolayısıyla ok ve mancınık gibi menzilli silahlar daha kullanışlı görünüyor; fakat... yapımında kullanılan büyülü alaşımlar yüzünden oklar Destroyer’dan sekip geri dönüyor. Onu sarsacak kadar büyük taşlar fırlatan mancınıklar ise Destroyer’ın hızı karşısında çaresiz kalıyor; kale bu atışlardan kolayca sıyrılmakta. Dahası, gövdesinde canavar saldırılarına karşı havadan savunma yapan otonom, orta boy bir golem ve uçan nesneleri vurmak için bir taret bulunuyor. Üstelik gövdenin üst kısmı, saldırı amaçlı Savaş Golemleriyle donatılmış durumda.”
...İşte bu kötü.
“Gezici Kale Destroyer’ın neden kontrolden çıktığına gelirsek; asıl tasarımcısının hâlâ içeride olduğu ve golemi şu anda bile kumanda ettiği söyleniyor. Sekiz bacağı ve hızı sayesinde bu kale, kıtanın büyük bir bölümünü çoktan yerle bir etti. Destroyer, insanlar ve canavarlar arasında ayrım yapmıyor. Genel kanı, Destroyer yaklaşırken yapılacak tek mantıklı şeyin şehri terk etmek, kale geçip gidene kadar beklemek ve sonra şehri yeniden inşa etmek olduğu yönünde. Onu adeta bir doğal afet olarak kabul edebiliriz.”
Salondaki uğultu, yerini yere iğne düşse duyulacak kadar derin bir sessizliğe bırakmıştı.
“Şu an itibarıyla Gezici Kale Destroyer, kuzeybatı yönünden doğruca bu şehre doğru ilerliyor... Önerisi olan var mı?”
Kendi kendime, "Bu resmen oyunun en zor seviyesi olmalı," diye düşündüm.
Maceracılardan biri elini kaldırdı.
“Şey, bu büyü teknolojisinde dünya lideri olan Noise’a ne oldu? Kaleye karşı bir önlem geliştiremediler mi? Ya da en azından zayıf noktasını söyleyemediler mi?”
“Noise haritadan silindi. Destroyer’ın öfkesinin ilk kurbanı orasıydı.”
Sessizlik
Görevli umutla sordu: “...Başka sorusu olan?”
Bir başkası elini kaldırdı.
“Şehrin etrafına devasa bir hendek kazamaz mıyız?”
“Bu daha önce denendi. Element Ustalarından oluşan bir ittifak, toprak ruhlarıyla iş birliği yaparak devasa bir çukur açtı ve Destroyer o çukura düştü. Planın o kısmı tıkır tıkır işledi. Ancak kalenin hareket kabiliyeti engellenemedi; çukurdan tek bir hamlede sıçrayarak çıktı. Üzerine dev bir kaya yuvarlayıp onu oraya hapsetmeyi planlıyorlardı ama buna vakitleri kalmadı...”
“......”
Herkes aynı anda sustu.
“Başka fikri olan...?”
Üçüncü bir el havaya kalktı.
“Peki İblis Kral’ın ordusu buna karşı ne yapıyor? Kale onun şatosunu da çiğneyip geçmedi mi? Kendilerini Destroyer’dan nasıl koruyorlar? En azından onlara bir zorluk çıkarmıyor mu?”
“Söylentilere göre İblis Kral’ın şatosunu insan gücünün yıkamayacağı kadar kuvvetli, büyülü bir bariyer koruyor. Şu an için şato sapasağlam duruyormuş. Birkaç başıboş canavarın ezilip gitmesi onların umurunda bile değil.”
Görevli devam etti: “Başka?”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.