Bir Kış Rüyasının Peşinde

Çocukluğuma dair en net anılarımdan biri, babamın büyük bir keyifle yudumladığı biradan bir fırt aldığım gündü. Tadına baktığım an tükürüp atmıştım.

O çocuk aklımla bir daha asla ağzıma alkol sürmeyeceğime yemin etmiştim ama şimdi bir fantezi dünyasındaydım ve daha öğle bile olmadan kadeh kaldırıyordum.

Yaptığım şey biraz yanlış geliyordu ama ne de olsa burada kanunlar da gelenekler de bambaşkaydı.

Reşit olmayanların içki içmesini yasaklayan bir kural yoktu; ancak bir sorun çıkarırsanız tüm sorumluluğu tek başınıza üstlenmek zorundaydınız.

Aslında alkolü pek sevmezdim ama kendimi zorlayarak içmeye devam ettim. Yavaş yavaş başım dönmeye, vücudum hafiflemeye başladı.

Güzel bir histi. İnsanlar bu yüzden mi içiyordu?

Günün tam ortasında, Lonca'nın barında üçümüz felekten bir gün çalarken Keith söylendi: "Ah, be abi! Kışın yapacak hiçbir şey yok, kafayı yiyeceğim! Ooo, Kazuma, maşallahın var, sağlam içiyorsun. Al bir tane daha!"

Büyük bir kahkahayla bardağıma cömertçe şarap doldurdu.

Keith, belli ki içince neşesi yerine gelen tiplerdendi.

"Ah, ah... Kış demek, açıkta tek bir ten parçası görememek demek." Dust derin bir iç çekti. "Senin durumunun ne kadar zor olduğunu biliyorum Kazuma ama yine de... İtiraf etmeliyim ki şu an seni kıskanmadan edemiyorum."

O sabah meyhanede sadece biz yoktuk, içerisi hıncahınç doluydu. Muhtemelen kışın getirdiği o bunaltıcı can sıkıntısı herkesi buraya dökmüştü.

Etrafta, benim gibi bir ev kuşunu bile yanında sosyal kelebek gibi gösterecek kadar hayattan kopmuş pek çok avcı vardı.

Bu düşünce aklımdan geçerken, Keith ve Dust'a az önce kafama takılan o soruyu sordum.

"Hey, az önce dışarıda ne yapıyordunuz siz?"

O dükkanın önünde içeri girip girmeme konusunda kararsız kaldıklarından emindim. Oranın ne olduğunu fena halde merak ediyordum.

İkisi birbirine bakıp onayladılar.

Keith, bardağını masaya bırakırken yüzüne ciddi bir ifade takındı.

"Kazuma. Sana güvenebileceğimizi düşünüyorum. Şimdi anlatacaklarım, bu kasabadaki tüm erkek avcılar arasında paylaşılan gizli bir sırdır. Sakın ağzından kaçırma. Yanındaki o hanım arkadaşlarına söylemeyeceğine söz veriyor musun?"

Birden ciddileşen ortam beni biraz germişti, başımı salladım.

Keith de aynı şekilde karşılık verdi.

İçerideki gürültü patırtı arasında kimsenin duymaması için sesini iyice alçaltan Dust konuşmaya başladı: "Kazuma. Bu kasabada, bazı sukkubusların işlettiği ve sana tatlı rüyalar gördüren sessiz, küçük bir dükkan olduğunu biliyor muydun?"

Hiç duraksamadan cevap verdim: "Anlat, dinliyorum."

Yanakları hafifçe kızaran Dust, kadehini bıraktı ve açıklamaya koyuldu:

"Bu kasabada yaşayan sukkubuslar var. Bunlar azgınlıkla, yani temel olarak erkeklerin dayanıklılık gücüyle beslenen iblisler. Haliyle, insan erkeklerine ihtiyaç duyuyorlar."

Başımı sallayarak onu onayladım.

Dust'ın tutkulu anlatımına kendimi kaptırmış, iyice ona doğru eğilmiştim.

"Evet, dayanıklılık çalıyorlar ama bu kasabadaki adamlarla sukkubuslar arasında bir tür ortak yaşam gelişmiş durumda. Bak şimdi, çoğumuz ahırlarda yatıp kalkıyoruz, değil mi? Hepimizin de malum... bazı dürtüleri var. Ama hemen yanında birileri uyuyor. Ne kadar istersen iste, elin kolun bağlı kalıyor."

"E-evet, doğru." diyerek başımı salladım.

Kesinlikle suçluluk hissetmiyor olmama rağmen alnımda bir ter damlasının biriktiğini hissettim.

Hiç de bile, zerre suçlu hissetmiyordum.

"Sıkıysa yanındaki kızlardan birine yürümeyi dene bakalım. Saniyeler içinde bölgedeki bütün kadınların kum torbasına dönersin. Ya da kızın gizli bir hançeri falan varsa, oradan çok ama çok önemli bazı parçalarını kaybetmiş olarak çıkabilirsin." Benzi soldu ve hafifçe titredi.

Onu izleyen Keith araya girdi: "Rin'e asılmaya çalıştığın o günün travmasını hala atlatamadın, değil mi?"

"K-kes sesini be! Her neyse, işte sukkubuslar tam burada devreye giriyor. Biz uyurken bize muazzam rüyalar gördürüyorlar. Biz biraz rahatlama buluyoruz, onlar da hayatta kalıyor. Üstelik canımızı çıkarıp bizi maceraya gidemeyecek kadar kurutacak kadar da almıyorlar. Şimdiye kadar oraya gidip de başına iş açılacak kadar bitkin düşen kimse olmadı... Ne diyorsun? Herkes için kazançlı, değil mi?"

Büyük bir hevesle onayladım.

Mükemmeldi! Mükemmelden de öteydi!

Sukkubuslar sağa sola saldırmak zorunda kalmıyor, ahırlarda yaşayan avcılar da dertlerini bir kenara bırakabiliyordu. Muhtemelen bu durum cinsel suçların azalmasına bile yardımcı oluyordu.

Aslında bu kasabanın neden bu kadar huzurlu göründüğünü şimdi anlıyordum. Avcıları hep gürültücü, sarhoş kavgacılar olarak hayal etmiştim ama bu kasabada şiddet olaylarına çok az rastlanıyordu ve suç haberleri pek duyulmuyordu.

Eğer herkes istediği an o boşalma sonrası gelen zihni berraklığa kavuşabiliyorsa, kavga çıkmaması çok normaldi.

İnanılmaz! Dünyanın kurduğu ne harika bir sistemdi bu.

Keith, yüzümdeki o kendinden geçmiş ifadeyi görünce, "Doğruyu söylemek gerekirse, burayı biz de daha yeni öğrendik. Bugün ilk ziyaretimizi yapmayı düşünüyorduk. Tam o sırada sana rastladık." dedi.

Dust şarabından büyük bir yudum aldı.

"Mesele bu işte. Ee... Bize katılmak ister misin?"

"Kesinlikle."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.