İçimi bir ürperti kapladı. Kazuma, görev bir zombi yapıcıyı aradığımızı söylemiyor muydu? Durumun o kadar basit olduğunu sanmıyorum. Hislerim, bizi çok daha korkunç bir hortlağın beklediğini söylüyor.
Aqua bu sözleri titrek bir sesle dile getirmişti. Gece ilerlemiş, ay çoktan yükselmişti.
Bak, sakın öyle konuşma. Ağzını hayra aç yoksa başımıza iş alacağız. Buraya bir zombi yapıcıyı haklamaya geldik. Sonra şu zombileri yeniden gömecek, ahıra dönecek ve güzelce uyuyacağız. Eğer tuhaf bir durum olur da işler planladığımız gibi gitmezse, doğrudan eve dönme aşamasına geçeriz. Tamam mı?
Herkes başıyla onayladı.
Vakit gelmişti. Chris'ten öğrendiğim düşman algılama becerisini kullanarak en önde mezarlığa doğru yürümeye başladım.
Aqua'nın sözleri kafamı kurcalasa da üzerinde çok durmadım. Ne de olsa her zaman saçma sapan şeyler yumurtlayıp duruyordu.
Yani, hemen hemen her zaman...
Hah?
Vücudumda bir karıncalanma hissediyorum. Düşman algılama çalışıyor. Bir, iki... Üç mü?
Bu sayı fazlaydı. Gerçi bir zombi yapıcının yanında iki veya üç zombi uşağı olabileceğini duymuştuk. Yani bu kadarı hata payı dahilindeydi.
Tam bunu düşünürken, mezarlığın tam ortasında mavimsi beyaz bir ışık parladı.
Neydi o?
Işığın tuhaf, büyüleyici bir maviliği vardı. Garip bir şekilde uzak görünüyordu ve bir büyü çemberini andırıyordu. Çemberin hemen yanında ise siyah cübbeli bir figür dikiliyordu.
Tuhaf... Bunun bir zombi yapıcı olduğunu pek sanmıyorum, diye fısıldadı Megumin tereddütle.
Cübbeli kişinin etrafında birkaç insan silüeti dolanıyordu.
İçeri giriyor muyuz? Belki zombi yapıcı değildir ama gecenin bu vaktinde mezarlıkta olan herkes kesinlikle bir hortlaktır. Yanımızda baş rahibemiz olduğu sürece sorun çıkmaz.
Darkness, koca kılıcını göğsüne bastırmış, heyecandan yerinde duramıyordu.
Hemen sakinleş be kadın.
O sırada Aqua sanki kayışları kopardı.
Aaaahhh! diye bir çığlık attı aniden. Ne düşündüğünü daha ben kavrayamadan yerinden fırlayıp cübbeli figüre doğru depar attı.
Ne? Hey, bekle!
Beni duyuyor gibi görünmüyordu. Aksine, gizemli karaktere yaklaştığında suçlarcasına parmağını ona uzattı.
Bir lich nasıl olur da burada böyle arsızca yüzünü gösterebilir?! Bunun bedelini ödeyeceksin!
Lich mi?
İşte bu ciddi bir hortlak canavardı; rütbe olarak vampirler ve benzerleriyle aynı seviyede, en tepedeydiler. Onlar Hayatsız Krallar olarak bilinirdi: Büyünün sınırlarına kadar ulaşıp uzmanlaşan ve ardından gizemli ritüellerle ölümlü bedenlerini terk eden büyücüler.
Dünyaya duydukları bitmek bilmeyen bir kin veya güçlü bir bağlılık yüzünden o hale gelen sıradan hortlakların aksine lichler, doğanın kanunlarını kasten çarpıtan kutsal dışı varlıklardı.
Kısacası, bir patron canavar olarak karşınıza çıkmalarını beklerdiniz. Ve biz şu an tam bir tanesine bakıyorduk...
İiiiik! Du-du-dur! Siz de kimsiniz hanımefendi?! Hem neden büyü çemberimi bozmaya çalışıyorsunuz?! Yapmayın! Lütfen durun!
Kes o hortlak sesini! Bu çemberle kesin kötü bir işler karıştırıyorsun! Dökül çabuk! İtiraf et!
O korkunç düşman, o yenilmez patron canavar; Aqua'nın büyü çemberini çiğnemesini engellemeye çalışarak gözyaşları içinde ayaklarına kapanmıştı. Lich'in (?) kontrol ettiği hortlaklar ise müdahale etmek için hiçbir şey yapmıyor, sadece öylece dikilip ikisini izliyorlardı.
Eee... Şimdi ne olacaktı?
Anlaşılan o ki, en azından elimizde bir zombi yapıcı yoktu.
Aqua bir lich diye bağırıp duruyordu ama o sözde güçlü canavar, daha çok bir serseri tarafından zorbalığa uğrayan bir kıza benziyordu.
Dur! Durun lütfen! Bu çember kaybolmuş ruhların cennete giden yolu bulmasına yardım ediyor! Bakın! Çemberden yukarı yükselen ruhları görüyorsunuz, değil mi?!
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.