Gürleyen Sessizlik

Başkentten o şövalyeler ve iyilik budalaları önümüzdeki ay gelene kadar, bize burada gerçek anlamda ekmek çıkmayacak.

Öyle görünüyor. Madem vaktini ayıracak bir görevin yok, neden bana eşlik etmiyorsun?

Megumin ile kasabanın hemen dışındaydık.

Etrafta şu an için tehlikeli bir düşman yoktu. Küçük canavarların hepsi, İblis Kralı generallerinden birinin varlığından duydukları korkuyla bir yerlere sinmiş, tir tir titriyorlardı.

Megumin ile yürüyüşe çıkmıştık. Ben üzerime alacak görev bulamadığım için, o ise patlatacak bir şeyleri olmadığı için ikimiz de oldukça moralsizdik. Megumin, her gün bir kez patlama büyüsü yapmayı kendine günlük bir ritüel edinmişti. Umarım önümüzdeki koca bir ay boyunca her gün ona çocuk bakıcılığı yapmak zorunda kalmazdım. Kendi başına gitmesini söylemiştim ama o, eve geri taşıyacak kimse olmazsa gidemeyeceğini belirterek cevap vermişti.

Yakındaki bir noktada, Megumin’e büyüsünü yapmasını önerdim. Şuraya ne dersin? Patlat bir tane de gidelim buradan.

Başını sallayarak reddetti.

Olmaz. Kasabadan yeterince uzaklaşmazsam muhafızlar yine bana haykırır.

Yine mi? Ne yani, millet gürültüden falan mı şikayet etti?

Kısa bir şekilde başını sallayarak onayladı.

Yapacak bir şey yoktu o halde. Yanımda bir silah olmadan güvenli bölgeden ayrılmak pek hoşuma gitmese de zaten buralarda canavar falan olmaması gerekiyordu.

Geniş dünyayı birazcık görmekten zarar gelmezdi.

Düşününce, bu dünyaya geldiğimden beri neredeyse hiç turistik gezi yapmamıştım. Kasabadan her çıkışım, bir görev uğruna canavar avlamak içindi. Böyle sakin sakin dolanmak ise...

Hey, o da ne? Terk edilmiş bir kale mi?

Uzaktaki bir tepenin üzerinde duruyordu; yavaş yavaş ufalanıp dökülen eski bir istihkam.

Sanki içinde hayaletler varmış gibi görünüyordu.

O yerin havasından hiç hoşlanmadım, diye mırıldandım. Kesin içinde hortlaklar falan vardır.

Mükemmel! diye haykırdı Megumin. Orayı istediğim kadar kökten havaya uçurabilirim ve kimse rahatsız olmaz!

Ardından neşeyle büyüsünü hazırlamaya başladı.

Tepede hoş bir rüzgar esiyordu.

Her yer sessizdi. Sakindi. Ve sonra, rüzgarın uğultusu arasından Megumin’in yakarışlarını duydum...

Megumin ve ben her gün vaktimizi işte böyle geçiriyorduk.

Cebinde tek bir eris bile kalmayan Aqua bir yarı zamanlı iş bulmuş, Darkness ise antrenman yapmak için memleketine dönmüştü. Megumin’in yapacak daha iyi bir işi olmadığından, her gün o terk edilmiş kaleye gidip bir patlama büyüsü patlatıyorduk.

Bazen soğuk bir yağmurun yağdığı bir akşam vakti oluyordu bu.

Bazen sakin bir yemeğin ardından, öğleden sonraları.

Hatta bazen, sabahın erken saatlerinde yapılan güzel bir yürüyüş sırasında.

Her günün bir anında Megumin, o kalenin üzerinde büyüsünü serbest bırakıyordu.

Her seferinde onunla gittim; hatta iş öyle bir noktaya geldi ki, o günkü patlamanın ne kadar kaliteli olduğunu şıp diye anlayabiliyordum.

Patlama!

Ooo, bu iyidi işte! Titreşimi ta kemiklerinde hissediyorsun ama o şok dalgası bir an sonra gelip tenini şöyle bir yalayıp geçiyor ya... Her havaya uçurduğunda o kalenin nasıl hala sapasağlam kaldığını hep merak ediyorum doğrusu. Ama neyse. Eline sağlık!

Eline sağlık mı? Heh heh. Kazuma, patlama yolunda azımsanmayacak bir takdir yetisi kazandın. Bugünkü patlama hakkındaki değerlendirmen resmen şiirseldi. Ne dersin Kazuma? Patlama büyüsü öğrenmeyi ciddi ciddi düşünmek ister misin?

Hmm... İtiraf etmeliyim ki kulağa cazip geliyor ama partinin şu anki yapısıyla ikinci bir büyücü pek iyi bir fikir olmaz gibi. Belki maceracılıktan emekli olduğumda Patlama öğrenmeyi düşünebilirim.

Sohbet ederken birlikte güldük. Bugünkü patlamaya kaç puan verirdik acaba? Ses biraz düşüktü belki ama tınısı o kadar kaliteliydi ki... Her bir ayrıntının üzerinden geçe geçe, laflayarak yolumuza devam ettik.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.