Şehir, dördüncü yılın ardından tekrar bastıran ağır bir kar yağışının pençesindeydi.
Mart ayında yağan kar, mevsimi adeta donduracak kadar soğuktu.
Gece olmasına rağmen beyaz kristallerin dökülüşü dinmemiş, şehir bir buzul çağına gömülmüşçesine sessizliğe bürünmüştü.
Gece yarısı saat sıfır. Sokaklarda tek bir insan izi dahi yoktu; yalnızca sokak lambalarının ışığı bu beyaz duvağa karşı direnmeye çalışıyordu.
Karanlık olması gereken ama beyaza bürünen o alacakaranlığın içinde, yürüyüşe çıkmaya karar verdi.
Belirli bir amacı yoktu.
Yalnızca içindeki bir hisse uyarak o yöne doğru adımladı.
Siyah şemsiyesini açıp yağan karın arasında ilerledi.
Ve beklediği gibi, kız orada duruyordu.
Tıpkı dört yıl önceki o günde olduğu gibi.
Kimsenin bulunmadığı beyaz gecenin ortasında, kimonolu genç kız durgun gözlerle karanlığı seyrediyordu.
Dört yıl önce yaptığı gibi, sanki sıradan bir durummuşçasına seslendi:
"Selam."
Kimonolu kız arkasına döndü, yüzünde sıcak bir tebessüm belirdi.
"—Uzun zaman oldu, Kokutou-kun."
Bu yabancı kız, onu çok öteden beri tanıyormuşçasına yumuşak bir tebessümle bakıyordu.
"—Uzun zaman oldu, Kokutou-kun."
Ryougi Shiki adındaki bu kız, oğlanın alışkın olmadığı bir ses tonuyla konuşuyordu.
Karşısındaki ne bildiği Shiki'ydi ne de SHIKI; tanıma imkânının olmadığı tamamen başka biriydi.
"Gerçekten sensin demek... Ah, bir şekilde karşılaşacağımızı hissetmiştim. Peki, Shiki uyuyor mu?"
"Evet. Şu an sadece sen ve ben varız."
Yeniden gülümsedi.
Bir kadının varoluşunun somutlaşmış hali gibi, kusursuz bir tebessümdü bu.
Sordu:
"Sen kimsin?"
"Ben benim. Ne o Shiki'yim ne diğeri... Sadece o boşluğun, o garafın kalbinde yaşayan benim. Ya da belki de o boş kalbin kendisi benimdir."
Elini göğsüne koyup gözlerini hafifçe kapattı.
...O kız böyle söylemişti.
'Her şeyi olduğu gibi kabul edersen, canın yanmaz.'
'Sana uymayan şeyleri, nefret ettiklerini, kabullenemediklerini bile tepki göstermeden benimsersen, yaralanmazsın.'
'Ama bunun tersi de geçerlidir.'
'Her şeyi geri çevirirsen, yaralanmaktan başka çaren kalmaz.'
'Sana uyanları, sevdiklerini, kabullenemediklerini dahi reddedip itersen, geriye sadece acı kalır.'
...Bu, bir zamanlar kızın kendisi olan Shiki ve SHIKI adlı kişiliklerin varoluş biçimiydi.
"Sadece onaylama ve reddetmeden ibaret olan bir kalp, fazla kusursuz olduğu için yalnızlaşmaya mahkûmdur. Öyle değil mi? Kirlenmeyen tam bir tekrenk, başka bir renkle karışamayacağı gibi renk de değiştiremez; sonsuza dek aynı kalır.
Onlar işte böyle. Shiki denen kişilik, tek bir temelin iki ucundaki zıt kutuplar gibi. Aralarında hiçbir şey yok. İşte bu yüzden, o boşluğun tam ortasında ben varım."
"Anladım. Demek tam ortadaki sensin. Peki sana nasıl hitap etmeliyim? Yine Shiki desem olur mu?"
Nispeten şaşkın bir tavırla başını yana eğen oğlanın bu hali o kadar sevimliydi ki, kız kendini tutamayıp gülüverdi.
"Hayır, benim adım Ryougi Shiki. Ama bana Shiki dersen mutlu olurum. Sırf bunun için bile beklememe değer."
Gülümseyen kız, hem bir çocuk kadar masum hem de yetişkin bir kadın kadar olgun görünüyordu.
Bir süre önemsiz, öylesine şeylerden bahsettiler.
Oğlan her zamanki haliyle anlatıyor, kız da keyifle onu dinliyordu.
Aralarındaki ilişki her zamankinden farksızdı.
Ancak tek bir şey değişmişti; kız farklıydı.
Kız, oğlanla arasındaki o aşılmaz farkı her an biraz daha kavruyordu. Asla birbirine karışamayacak olmalarının getirdiği o derin çaresizliği.
"Hey... Shiki, dört yıl önceki günü hatırlamıyor mu?"
Oğlan aniden böyle bir soru yöneltti.
Evet, henüz lise öğrencisi olduğu zamanlardan kalma bir meseleydi bu. Oğlan, onunla daha önce karşılaştıklarını söylese de Shiki bunu hiç hatırlamıyordu.
"Evet, çünkü ben ve onlar farklıyız. SHIKI ve Shiki yan yana duran iki varlık olduklarından birbirlerini iyi hatırlarlar. Ama ben onların algılayamadığı bir benliğim, bu yüzden bugünü de Shiki hatırlamayacak."
"Demek öyle..." diye mırıldandı oğlan, üzüntüyle.
Dört yıl önce, bin dokuz yüz doksan beşin mart ayında.
Onunla karşılaşmıştı.
Her şey çok basit bir tesadüfle başlamıştı.
Ortaokulun son gecesinde, kar yağarken eve dönmek için bu yoldan geçiyordu. O sırada bir genç kız gördü.
Kız yolun ortasında durmuş, boş gözlerle gökyüzüne bakıyordu.
Oğlan eve dönüp yatmaya çalıştı ama aklı kızda kaldı. Sonunda bir yürüyüş bahanesiyle dışarı çıktı.
Kız hâlâ aynı yerde duruyordu. Oğlan onun yanına yaklaşıp seslendi.
"İyi akşamlar," dedi, sanki on yıllık bir dostuna seslenircesine rahat bir tavırla.
Belki de kar o kadar güzel yağıyordu ki...
Hiç tanımadığı biriyle bile olsa, bu anı paylaşmak istemişti.
"Kokutou-kun. Benim de sana sormak istediğim bir şey var. Biraz üzücü ama bu sohbeti burada bitirelim. Zaten sırf bunun için buraya gelmiştim."
Kız, yaşından çok daha derin, olgun gözlerle gözlerinin içine baktı.
"Senin arzuladığın şey ne?"
Soru o kadar soyut ve genişti ki oğlan ne diyeceğini bilemedi.
Kızın yüzü, hiçbir duygu barındırmayan bir makineyi andırıyordu.
"Dileğini söyle, Kokutou-kun. Bir insanın isteyebileceği hemen her şeyi gerçekleştirebilirim. Shiki senden hoşlanıyor gibi görünüyor, bu yüzden benim yetkilerim de senin sayılır.
—Söyle, ne diliyorsun?"
Uzanırken kızın gözleri saydam ve sonsuz bir derinliğe büründü. Ufka kadar her şeyi görebilecekmiş gibi duran bu bakışlarda insani bir yan yoktu; sanki bir tanrıyla karşı karşıyaydı.
"Şey..." diyerek bir an düşündü oğlan ve kızın bakışlarına karşılık verdi.
Açgözlülükten uzak durduğu için değil, ona inanmadığı için de değildi.
"İstemiyorum," diye yanıtladı.
Kız gözlerini kapattı, derin bir nefes verdi. Bu iç çekişte hem büyük bir hayal kırıklığı hem de rahatlamanın getirdiği şefkatli bir gölge vardı.
"...Evet, zaten biliyordum."
Ardından bakışlarını oğlandan çevirip o beyaz karanlığa daldı.
"Sen... Shiki değilsin, değil mi?"
Oğlan bunu hüzünlü bir sesle söyledi, kız da "Evet," diyerek başını salladı.
"—Söylesene Kokutou-kun, bir insanın kişiliği tam olarak nerededir?"
Sanki yarının havasını soruyormuşçasına sade bir soru.
Alacağı yanıtı hiç önemsemiyormuş gibi boş bir duygu barındırıyordu.
Buna rağmen oğlan elini çenesine koyup ciddi bir şekilde düşünmeye başladı.
"...Acaba? Kişilik dediğin şey zekâ ve bilincin toplamıdır, bu yüzden herhalde kafanın içindedir, değil mi?"
Kafanın içi, yani beyin, zekânın barındığı yerdi.
Oğlan böyle söyleyince kız başını iki yana salladı.
"...Ruh beyinde yaşar. Eğer sadece beyni canlı tutmak mümkün olsaydı, insanın bir bedene ihtiyacı kalmazdı. Dışarıdan elektrik vererek beynin sürekli bir rüya içinde yaşamasını sağlayabilirdin... Bir zamanlar Shiki'ye böyle anlatan bir büyücü vardı. Sen de onun gibi düşünüyorsun. Kişiliğin kafanın içinde olduğunu sanıyorsun.
Ama bu yanlış.
Örneğin Kokutou-kun... Seni sen yapan insanlık, senin kişiliğin ve ruhun; yaşadığın birikimlerin oluşturduğu zekâ ve onun kabuğu olan bedenden ibarettir. Zekâyı üreten tek başına bir beyin, bir insanı insan yapan kişiliği oluşturmaya yetmez."
"...Evet, sadece beyinle yaşanabileceği söylenir ama bizler ancak bir bedenimiz olduğunda kendi varlığımızı kavrayabiliriz. Bir bedenimiz olduğu ve onunla birlikte büyüdüğümüz için şimdiki kişiliğimiz var. Kendi bedenini seven biri dışa dönük bir kişiliğe sahip olur, nefret eden biriyse içe dönük bir gölge taşır içinde. Kişilik sadece zekayla da gelişebilir ama sırf zekayla büyüyen bir kişilik kendini sorgulamaz; insan kalbinden tamamen uzak, bambaşka bir şeye dönüşür. O zaman da kişilik olmaktan çıkar, sıradan bir hesap makinesinden farksız hâle gelir, değil mi?
Eğer sadece beyinden ibaret kalacaksan, 'sadece beyinden oluşan ben' adında yeni bir kişilik yaratman gerekir. Beden denen o büyük benliği terk edip zeka denen küçük benliği temel almak zorundasın.
Önce zeka vardır, sonra beden gelir diye bir şey yok.
Bedenin ardından zeka doğar.
Ama zekanın kaynağı olan bedende, elbette zeka denen o şeyden eser yoktur. Beden sadece öylece var olur. Yine de bedenin bile bir kişiliği vardır. Çünkü benimle birlikte büyüyen, bu zekayı doğuran bendim."
"Ah..." diye hafifçe ses çıkardı genç adam.
...Daha önce duymuştu. İnsanın üç unsurdan oluşan bir canlı olduğunu. Ruh, zihin ve beden.
Zihin beyinde, ruh bedende barınıyorsa eğer; bu kız, Shiki'nin özüydü.
Shiki denen o kalbe sahip olmayan, beden adındaki kişilik.
Ryougi Shiki yavaşça başını salladı.
"Yani anlayacağın, tam olarak böyle.
Ben zekanın yarattığı bir kişilik değilim, bedenin ta kendisinden doğan kişiliğim.
Shiki ve SHIKI, en nihayetinde 'Ryougi Shiki' denen o asıl kaynağın içinde gerçekleşen bir kişilik değişimiydi. Tüm bunları yönetense 'Ryougi Shiki'nin kendisi. Eğer o ikisi Ryougi ise, bir Taiji'nin var olması da doğanın kanunudur, değil mi? Taiji'yi biçimlendiren şey, o dairenin dış hatları, işte o benim.
Ben, kendimle eşit seviyede bir ben yarattım. Hayır, irade denen bir yönelimleri olduğu sürece, belki de benden daha üstün birer bendiler. İkisi farklı kişilikler olmasına rağmen düşünce yapıları aynıydı, çünkü günün sonunda onlar 'Ryougi Shiki'nin içindeki iyilik ve kötülük'ten ibaretti. Başlangıç noktaları bendim, varacakları sonuç da yine bendim. Böyle olmasaydı, farklı yönlere kayan o ikisinin aynı anda var olabilmesi mümkün olmazdı."
Kısık sesle kıkırdadı Ryougi Shiki.
Gencin üzerinde süzülen bakışları, şimdiye kadarki her andan daha soğuk, ölümcül bir niyetle doluydu.
"...Pek anlayamadım ama. Yani sen, o iki Shiki'nin prototipisin."
"Evet. Ryougi Shiki'nin özüyüm. Ve asla yüzeye çıkmayan o öz. Sadece bir bedenden ibaret olan ben, düşünme yetisine sahip olmadığım için öylece çürüyüp gitmeliydim. ' ' olan ben, sırf ' ' olduğum için ne zekaya ne de bir anlama sahip olabilirdim çünkü.
Ama Ryougi klanındakiler, benim gibi bomboş bir varlığa zeka bahşettiler. Ryougi Shiki'yi kusursuz bir insana dönüştürmek için içine çeşitli kişilikler yerleştirmeye çalıştılar. Böylece zekanın prototipi olan ben uyandırıldım; sonrasında da her şeyin temeli olayım diye Shiki ve SHIKI'yi yarattım."
Genç adam derin bir nefes bıraktı dışarı.
Shiki ve SHIKI... Yin ve Yang, iyilik ve kötülük. Birbirlerine karşıt oldukları için ayrılmamışlardı. Aozaki Touko adlı büyücü anlatmıştı. Onların bu şekilde ayrılmasının sebebi, en fazla sayıda niteliği içlerinde barındırmalarıydı.
"Çok saçma, değil mi? Aslında doğmamış bir bebek gibi silinip gitmesi gereken ben, bu sayede bir benlik kazandım.
Yeni doğan bir hayvan, bir bebeğin bedenine ve ona uygun bir zeka tomurcuğuna sahiptir. Ama benim gibi hiçbir şeyi olmadan doğanların öylece ölüp gitmesi kuraldır. Zaten ' ' varlığına bu kadar yakın olan şeyler bir bedenle doğmamalı. Touko-san'dan duymuştun, değil mi? Dünya, kendi mahvına yol açacak olayları yine kendi engeller. Bu yüzden normalde var olsam bile doğamamış olmam gerekirdi.
Benim gibi doğrudan ' ' kaynağından taşan canlılar, annelerinin rahminde ölmeye mahkumdur. Fakat Ryougi kanı taşıyanlar, bunu yaşatacak teknolojiye sahipti.
Ve böylece doğan ben... içimde zekanın en ufak bir tomurcuğunu bile taşımıyordum. ' ' hiçlik demek olduğuna göre, zeka da hiçlikten ibaretti. Dış dünyayı hiç algılayamadan öylece yaşayıp gitmeliydim.
Ama onlar beni uyandırdı. Bana hazır bir kişilik aşılak yerine, ' ' denen kökenimi uyandırdılar. Zorla dış dünyayı görmek zorunda bırakılınca, her şeyden sıkıldım ve sonrasını Shiki'ye yıkmaya karar verdim.
──Çok doğal, değil mi? Dış dünyadaki her şey o kadar tahmin edilebilir ve sıkıcı ki."
Masum gözleri gülümseyerek ona baktı.
Bu, içinde hafif bir alay barındıran, acımasız bir jestti.
"Ama... senin bir iraden var."
Genç adam, kızın bu halini acınası bulduğu için döküverdi bu sözleri.
Kız başını salladı.
"Öyle. Her insanın bedeninde bir kişilik vardır ama bedenin kendisi hiçbir zaman öz bilincine ulaşmaz. Çünkü daha öncesinde beyin zekayı inşa eder.
Beynin işleviyle doğan zeka, kişiliğe dönüşür ve bedenin tamamını yönetimi altına alır. O noktada bedende barınan kişiliğin hiçbir anlamı kalmaz.
Beyin bile bedenin sadece bir parçasıyken, zeka denen şey kendisini doğuran beyni bedenden ayırır ve ona özel bir şeymiş gibi davranır, değil mi?
Yazılım, donanım olmadan bir biçim kazanamaz. Ama donanım da yazılım olmadan işlev göremez. Kişilik denen o zeka, kendini yaratan bedenden habersizce, sanki bedeni yaratan şey kişilikmiş gibi sanır. Bende sadece bu sıralama insanlardan farklıydı.
Yine de... şu an seninle böyle konuşabilen ben bile, Shiki denen o kişilik var olduğu için konuşabiliyorum. Shiki olmasaydı, kelimeleri bile anlayamazdım. Çünkü ben sadece bir bedenden ibaretim."
"...Anladım. Shiki denen o kişilik olmayınca dış dünyayı algılayamıyorsun. Çünkü..."
"Evet. Ben gücü açılmamış bir donanımım; Shiki adındaki yazılım olmasa sadece bir kutudan ibaretim.
Sadece kendi içine bakmaktan başka çaresi olmayan, ölüme uzanan bir muhafazayım. Büyücüler Kökene ulaştığımı söylüyorlardı ama bunun benim için hiçbir değeri yoktu."
Kız sessizce bir adım öne çıktı ve elini onun yüzüne doğru uzattı.
Bembeyaz parmakları, gencin kaküllerini hafifçe dalgalandırdı. Saçların altında tek bir yara izi duruyordu.
"...Ama şimdi, bunun birazcık değerli olabileceğini düşünmüştüm. Ben olsaydım böyle bir yarayı iyileştirebilirdim çünkü. Birine destek olup dış dünyayla bağ kurabilirdim. ...Ama sen, hiçbir şey istemiyorsun."
"Evet, Shiki yıkım konusunda uzmandır. Kendimi zorlayıp durumu daha da berbat etmekten korkarım."
Sözlerinde ne kadar ciddi olduğu belirsizdi, genç adam sadece yumuşak bir tebessüm kondurdu yüzüne.
Kız, güneş ışığından kaçan bir kelebek gibi gözlerini kaçırdı; parmaklarını, süzülerek yağan kardan bile daha yavaş bir şekilde aşağı indirdi.
"...Haklısın. Shiki sadece yıkmayı bilir. Senin için ben, en nihayetinde yine Shiki'yim."
"──Shiki?"
"...Benim kökenim nihilist bir boşluk olduğu için, o bedene sahip olan Shiki ölümü görebiliyor. İki yıl boyunca... koma halindeyken dış dünyayı göremeden, sadece Ryougi Shiki denen o boşluğa bakıp duran Shiki, ölümün dokusunu öğrendi çünkü.
Shiki var ya, bunca zaman Kökenin Girdabı denen o denizde yüzüyordu. Tek başına, ' ' içinde Shiki adındaki o biçimle..."
...Eğer kökeni gerçekten de o nihilist boşluksa, dünyadaki her şeyi yokluğa döndürmek istemesi kaçınılmazdı.
Bu yüzden istisnasız her şeyi öldürebilirdi Shiki. Shiki denilen kişilik bunu reddetmeye çalışsa bile, ruhunun özü buydu. Bir hiçlik olduğu için, var olan her şeyin ölümünü arzulayan bir yönelim...
"Evet, Shiki'nin yeteneği bu. Fujino Asagami gibi, normal insanlardan farklı şeyleri görebildiği özel bir frekans. Kökenin Girdabı denilen o dünya minyatürüne dikilip bakan özel bir göz.
Ama ben daha da derinlere dalabilirim. Hayır... Belki de o girdabın ta kendisi benimdir."
Gözlerini ona dikmiş halde, titrek bir sesle konuşmaya devam etti.
Kimsenin anlayamayacağı, yapayalnız bir duyguyu dışa vurur gibiydi.
"...Kökenin Girdabı. Her şeyin sebebinin köpürdüğü, her şeyin hazırda beklediği ve bu yüzden de hiçbir şeyin olmadığı o yer. Benim gerçek kimliğim bu. Sadece oraya bağlıyım ama ben o şeyin bir parçasıyım. Bu da aynı varlık olduğumuz anlamına gelmez mi?
Bu yüzden her şeyi yapabilirim. ...Evet, gözle görülmeyecek kadar küçük maddelerin kurallarını yeniden yazabilir, hatta geçmişe gidip canlıların soy ağacını değiştirebilirim. Şimdiki dünyanın düzenini değiştirmek bile benim için çocuk oyuncağı. Bu dünyayı yeniden yaratmaktan bahsetmiyorum. Yeni bir dünyayla eskisini avucumun içinde ezmekten bahsediyorum."
Bunu söylerken hafifçe güldü.
Kendiyle dalga geçer gibi, bu saçmalığa dudak bükerek.
"...Ama bunların hiçbir anlamı yok. Sadece yorucu. Düş kurmaktan farkı yok ki. Bu yüzden ben hiçbir şeye bakmıyorum, hiçbir şey düşünmüyorum; rüya bile görmediğim bir rüya görüyorum.
...Ama sanırım benim gördüğüm rüya ile Shiki'ninki farklıydı. Shiki yalnız kalmaktan nefret ediyormuş. Ne kadar sıkıcı bir rüya, değil mi? Evet, ne kadar sıkıcı bir Shiki. Ne kadar sıkıcı bir gerçeklik. Ne kadar sıkıcı... bir ben."
Fısıldadı ve bakışlarını uzaklardaki geceye dikti.
Değerli ve bir daha asla bakamayacağı bir şeye bakar gibi.
"Ama elden bir şey gelmez. Ben sadece bir bedenim. Nasıl olsa aynı şeyiz, onun rüyasına eşlik etmek zorundayım.
Shiki dışarıya bakıyor, ben ise içeriye. Ryougi Shiki'nin bedeni, Köken denilen o yere açılıyor değil mi? Sadece iç dünyayı görebilen ben, bu yüzden gerçekleşen her şeyi öğreniveriyorum.
Bu öyle ızdırap verici, öyle sıkıcı ve öyle anlamsız ki gözlerimi kapattım. ...Yine aynı şey devam edecek sadece, sonuçta eskisinden farklı bir şey olmayacak.
Sonsuza dek uyumak en iyisi. Rüya bile görmeden, hiçbir şey düşünmeden, sonsuza dek.
Bir gün bu beden çürüyüp yok olduğunda bile, rüyanın bittiğini fark etmemek üzere."
Sözleri, yağan karın altına gömülürcesine, sessizce karanlığın içinde eriyip gitti.
Hiçbir şey diyemeden kızın profilini izledi.
Kız, onu azarlar gibi hafif ve neşeli bir sesle konuştu:
"Aptal. Böyle şeyleri kafana takma. ...Ama evet, mutlu oldum, bu yüzden sana bir ödül daha vereyim.
Shiki cinayet işlemeyi sevmiyor aslında. Sadece bir yanlış anlaşılma içindeydi. Çünkü onun öldürme arzusu benden kaynaklanıyor, bu durumda onun kendi tercihi olamaz, değil mi? Bu yüzden rahatla Kokutou-kun. Eğer bir katil varsa, o benim. Seni öldürmek isteyen kişi, başkası değil, tam olarak bendim."
"Shiki'ye çaktırma ama," diyerek hınzırca gülümsedi.
Elinden sadece başını sallamak geldi.
...Sadece bir kap olan bir beden.
Ama benliği oluşturan ve geliştiren o asıl varlık. Shiki denilen çeşitli zekaları yöneten, bilinçaltındaki zeka.
Bunu anlatsa bile kimse kabul etmezdi. Sonuçta insanların kendi kabukları içinde rüya gören varlıklardan ibaret olması kadar doğal bir şey yoktu.
"...Artık gitme vaktim geldi. Şey, Kokutou-kun. Sen gerçekten hiçbir şey dilemedin. Lio Shirazumi ile yüzleştiğinde bile, ölümle burun burunayken tarafsız kalmayı seçtin.
Bu benim için tam bir bilmeceydi. Bugünden daha eğlenceli bir yarın istemiyor musun?"
"...Ah, çünkü şu an bile eğlenceliyim. Bu kadarı bana yeterli geliyor."
"Anlıyorum," diye fısıldadı kız.
Sıradanlıktan ibaret olan bu adama, gıpta eden gözlerle bakarak.
...Diye düşündü kız.
Hiçbir özelliği olmadan, özel biri olmayı arzulamadan yaşayabilecek tek bir insan bile yoktur.
İnsanlar zihinlerinde birden fazla düşünce, çelişen fikirler ve karşıt sorular taşıyarak yaşarlar.
Bu durumun somutlaşmış hali Ryougi Shiki ise, adam bu duyguların son derece yüzeysel kaldığı biriydi.
Kimseyi incitmediği gibi, kendisi de incinmiyordu.
Hiçbir şeyi çalmadığı gibi, hiçbir şey de elde edemiyordu.
Hiç dalga yaratmadan, sadece zamanın içinde eriyip giderek insanların ortalaması olarak yaşıyor ve sessizce son nefesini veriyordu.
Sıradan, olaysız bir yaşam.
Ama toplumun içinde bu şekilde yaşayabilmek, öyle kendiliğinden olan bir şey değildi.
Hiç kimseyle çatışmadan, kimseden nefret etmeden yaşamak imkansızdır.
Çoğu insan böyle bir hayatı kendisi seçmez. Özel birisi olmaya çalışıp da başaramamanın sonucunda ortaya çıkan o nihai şekildir sıradan hayat.
Bu yüzden... En başından beri böyle yaşamak için çabalamak, her şeyden daha zordur.
Öyleyse, asıl "özel" olan şey tam olarak buydu.
En nihayetinde, özel olmayan hiçbir insan yoktu.
İnsanların her biri, bambaşka anlamlar taşıyan canlılardı.
Sadece aynı türden olmanın verdiği o küçük tutamakla birbirlerine sokulur, asla aşılamayacak olan o mesafeyi boş bir sınır çizgisine dönüştürmek için yaşarlardı. O günün asla gelmeyeceğini bildikleri halde, bunun hayalini kurarak yaşarlardı.
İstisnasız her insan için geçerli olan tek gerçek sanırım buydu.
...Uzun, sessiz bir aradan sonra. Kız bakışlarını yavaşça karla kaplı gecenin ufuk çizgisine çevirdi.
Kimsenin anlayamadığı bir özgünlük ile kimsenin anlamaya çalışmadığı bir sıradanlık.
Herkesin gözünde son derece sıradan biri olduğu için, kimse onu derinden anlamaya çalışmıyordu.
Kimse tarafından nefret edilmiyordu ama kimseyi kendine çekemeyen biriydi.
Mutlu günlerin bir kristali gibiydi adam. Bu durumda yalnız olan hangisiydi acaba...?
──Bunu kesinlikle kimse bilemezdi.
Çalkalanan denize bakan gözlerinde, tıpkı o dalgalar gibi gizli bir keder vardı.
Belli birine söylemek için değil, sadece dudaklarından dökülen bir fısıltıyla konuştu:
"Sıradan bir şekilde yaşayıp, sıradan bir şekilde ölüyorsun."
Ah, bu...
"Ne kadar da yalnız..."
Sonsuz, başlangıcı bile olmayan o karanlığa bakarak.
Bir vedalaşma gibi, Ryougi Shiki böyle söyledi.
Ve adam, kızın gidişini izledi.
Artık sonsuza dek karşılaşamayacaklarını biliyordu.
Kar durmuyordu, beyaz taneler karanlığı dolduruyordu.
Süzülerek, tüy hafifliğiyle düşüyorlardı.
──Hoşça kal, Kokutou-kun.
Kız böyle söylediğinde, adam hiçbir şey diyemedi.
──Aptal. Yarın yine karşılaşacağız oysa.
Kız böyle söylediğinde, adam yine hiçbir şey diyemedi.
Tıpkı bir zamanlar kızın yaptığı gibi, karın altında sadece gökyüzüne baktı. Gece sona erene kadar kızın yerine bakmaya devam etti.
Kar dinmedi, dünya griye büründüğünde adam tek başına eve dönüş yoluna koyuldu.
Siyah şemsiyesi, yoldan geçen tek bir gölgenin bile olmadığı o caddede yavaşça süzüldü.
Bembeyaz karın ortasında.
Sabah kızıllığında kaybolan bu siyahlık, sanki bu geceden kalan son bir iz gibiydi.
Süzülerek, yapayalnız hafifliyordu.
Ama yüzünde hüzünlü bir gölge bile belirmeden, duraksamadan evinin yolunu adımladı.
Dört yıl önce, onunla ilk karşılaştığı günkü gibi.
Tek başına, sessizce, sadece karlı günün şarkısını mırıldanarak...
Yayın Listesi
Çelişki Sarmalı: Mart 1999'da "Takehouki" web sitesinde yayınlandı.
Unutkanlık Kaydı: 1999 yazında, Comic Market 56'da satışa sunuldu.
Cinayet İncelemesi (Son Bölüm): 1999 yazında, Comic Market 56'da satışa sunuldu.
Bu eser tamamen kurgudan ibarettir. Hikâyede geçen tüm kurumlar, unvanlar, isimler ve diğer ögeler tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi veya kurumlarla herhangi bir benzerlik bulunması tamamen tesadüftür.
Kara no Kyoukai (Cilt II)
30 Aralık 2001 - İlk Baskı
6 Şubat 2002 - Üçüncü Baskı
Yazar: Nasu Kinoko
Yayıncı: Takehouki
Baskı ve Cilt: Popls Co., Ltd.
Bu kitabın kısmen veya tamamen izin alınmaksızın çoğaltılması, kopyalanması ve yeniden basılması yasaktır.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.