Verilen Söz

Aletheia Kulesi'nin dışında ada her zamanki gibi görünüyordu. Ama aynı zamanda tamamen yenilenmiş gibiydi. Kadim çamların arasında sis hâlâ süzülüyor, donup kalmış Kâbus Yaratıkları beyaz taş köprünün üzerinde öylece duruyordu. Fakat yeni bir gün doğmuştu. Sunny daha şimdiden gözle görülür ince değişiklikleri seçebiliyordu.

Sis tabakası giderek inceliyordu. O saatlerde kule civarında dolanması gereken Yutucu Canavar'dan hiçbir iz yoktu. Sunny gölgelerini etrafı kolaçan etsin diye dışarı salmaya cesaret edemiyordu ama o canavarımsı dev kadının adanın başka bir yerinde, her zamankinden farklı avların peşine düştüğünü biliyordu. Ölümsüz Katliam da oralarda bir yerdeydi.

Sunny bir an için Gölge Diyarı Kırıntısı'nı serbest bırakmak istedi. Belirsizlik içini kemiriyordu. Ancak sonunda kendini tuttu.

O iki Yozlaşmış Aziz'in başına gelen her bir ayrıntıyı öğrense bile hiçbir şey değişmeyecekti. Önemli olan tek şey nihai sonuçtu; Vebalar, Aletheia Adası'nın mahkûmlarına üstün gelebilecek miydi gelmeyecek miydi? Bu sorunun cevabı da öyle hemen alınmayacaktı.

Böylece Sunny karamsar düşünceleriyle baş başa kaldı... En azından bir süreliğine.

Sonra ayak sesleri duyuldu ve Nephis merdivenleri çıkarken göründü. Yatak odasına adım atıp bir an duraksadı, her zamanki tepkisiz duruşuyla etrafı süzdü. Bakışları duvardaki is izlerinde takılı kaldı, ardından gelip Sunny'ye odaklandı.

Sunny oturduğu yerden başını kaldırıp sessizce onun gözlerine baktı.

Nephis kararsızca dikilmeye devam etti.

"Seni bir Dehşet'e dönüştüğün için tebrik edecektim. Ama... pek de heyecanlı görünmüyorsun."

Sunny başını başka tarafa çevirip omuz silkti, ne diyeceğini bilemiyordu. Rüzgâr Çiçeği'nin kaçınılmaz ölümü karşısında öfkelenmesi mi gerekiyordu? Bu biraz... çocukça olurdu. Daha acısız bir sonu hak eden ilk kişi o değildi, kesinlikle sonuncu da olmayacaktı.

Kendi payına düşen kıymetli insanları kaybedip toprağa vermiş Nephis'e böyle şeyler söylemek bilhassa acımasızca geliyordu.

Neph derin bir iç çekerek yanına geldi ve yanına oturdu. Bir an duraksadıktan sonra kolunu nazikçe omzuna doladı.

"Uyuyan Aziz'e verdiğin sözü tuttun mu?"

Nephis'in dingin sesindeki o tanıdık kararlılık ve kucağının sıcaklığı Sunny'yi yatıştırmıştı. Başını salladı.

"Evet. Cesedini yakmamı istemişti, o yüzden... işte, görüyorsun."

Bir süre sonra dudaklarından ağır bir iç çekiş döküldü.

"Biraz garip, değil mi? Kâbuslar biz meydan okuyanlar için birer güç testi olmalıydı. Ama benim aklımda en çok yer eden şey, bu yaratılmış dünyalarda yaşayan, çabalayan ve ölen o hayali insanların gücü oldu. Noctis, Ananke, Rüzgâr Çiçeği... Neden bilmem, onların yaşama arzusu bizimkinden bile daha gerçek geliyordu."

Nephis bir an sessiz kaldı, sonra yavaşça konuştu:

"Bence hiç de garip değil. Ben de Kâbuslarda karşılaştığım insanları hatırlıyorum."

Sesi biraz daha kısılarak devam etti:

"Bazen unutmak istesem bile."

Sunny acı bir şekilde gülümsedi.

Bazı şeyleri unutmak ne güzel olurdu, değil mi? Daha kısa süre önce Aletheia Adası'nda çektiği o ıstırapları unutmanın ne kadar rahatlatıcı olacağını düşündü. Sadece birkaç aylık bir eziyetti... yine de az kalsın çıldıracaktı.

Döngü bir ay, bir yıl, hatta birkaç yıl daha devam etseydi...

Sunny belki de gerçekten o piç kuruluğuna, Çılgın Prens'e benzemeye başlayacaktı.

Başını iki yana salladı, Rüzgâr Çiçeği'nin ölüm döşeğinden geriye kalan is ve kor yığınına baka kaldı, sustu.

Bir süre sonra hafifçe Nephis'e yaslanarak sordu:

"Bana bir keresinde bir şey söylemiştin. Bizim gibi insanların kurtarmak için değil, yıkmak için doğduğunu söylemiştin. Buna gerçekten inanıyor musun?"

Nephis hemen yanıt vermedi. Fakat sonunda başını salladı.

"Evet. Muhtemelen. Sen ve ben, Sunny... Biz savaşın, felaketin ve yıkımın ortasında doğduk. İşgalci akınıyla katledilen bir dünyada. Böyle bir dünyanın kurtarıcılara veya inşa edenlere ihtiyacı yok... Onların zamanı bizim gibi katiller ve yıkıcılar üzerine düşeni yaptıktan sonra gelecek. Biz bunu yapmazsak, kurtarılacak bir dünya da kalmayacak, yeniden kurulacak yuvalar da."

Solgun bir tebessüm o güzel yüzünü aydınlattı.

"Yani evet... İnanıyorum. Ama bunun kötü bir şey olduğuna inanmıyorum. Aksine, bu bir kutsama."

Sunny konuşmadı. Ne uğursuz bir kutsamaydı böyle... Zaten başka ne duymayı bekliyordu ki? Karşısındaki Yıkım Yıldızı'ydı sonuçta. Ölümsüz Alev klanının son kızı, ateşin tek mirasçısı.

Derin bir iç çekti.

"Rüzgâr Çiçeği'ne bu Kâbus'u fethetme sözü verdim, biliyor musun?"

Yüzünde karanlık bir sırıtış belirdi.

"Bu, fethetmek için verdiğim ikinci söz oldu."

Nephis ayağa kalkıp ona baktı, dudak bükerek gülümsedi.

"O zaman... Gerçekten fethetsek iyi olur. Yalancı durumuna düşmek istemezsin, değil mi?"

Sunny de kıkırdayarak ayağa kalktı. Nephis'in sıcaklığı hâlâ teninde duruyordu.

"Tabii ki istemem. Sonuçta dünyadaki en dürüst insan benim. Hatta iki dünyadaki."

Böylece o kavrulmuş yatak odasından çıkıp Aletheia Kulesi'nin birinci katına indiler. Kafilenin geri kalanı gelecek güne hazırlanıyordu.

Cassie mahzendeki runları incelemeye gitmişti, Effie ise Büyük Tiran'ın etini közde pişirmekle meşguldü. Jet hasar görmüş zırhını üstünden çıkarmış, Açgözlü Sandık'ın tepesine oturmuş tembel tembel deri bir kıyafeti dikiyordu.

İkisini fark edince başını kaldırıp gülümsedi.

"Selam. Bugün plan ne?"

Sunny bakmaması gereken yerlere gözü kaymasın diye öksürdü.

"Özel bir şey yok. Dinlenip toparlanacağız. Güç toplayacağız."

Bir an duraksadı, sonra sesi ciddileşti:

"Açlıktan kırılsalar da kırılmasalar da, o kötü ikizlerinizi yenmek için toplayabileceğimiz tüm güce ihtiyacımız olacak."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.