Son Bir Kez

Sunny, kederli bir ifadeyle Teselli Günahı’nı izlerken sessizliğini korudu.

Burası malumun ilamıydı zaten.

Haliyle Haliç’e ulaşan ilk versiyonu kendisi değildi. Bir de Deli Prens meselesi vardı sonuçta...

Ancak kılıç tayfının bir sonraki sözleri üzerine irkilir gibi oldu:

“Ah, senden önce de sayısız Deli Prens vardı. Hepsi de o aşağılık halleriyle planlar kuruyor, değiştirilmesi imkansız olanı değiştirmeye çabalıyorlardı. Sizin gibi daha aciz versiyonları sona ulaşabilsin diye yolu döşüyorlardı... Her döngü biraz farklı olsa da nihayetinde hep aynı.”

Hortlak bir adım öne çıkıp yere tükürdü; sesi nefretle titriyordu:

“Tanrılar aşkına... Bu sıkıcı piyesten öyle bıktım ki. Yozlaşma’dan her kaçışında, müttefiklerinle kalma şansı veriliyor sana. Ve her seferinde onlara ihanet etmeyi seçiyorsun. Sen... sen gerçekten bir pisliksin, biliyorsun değil mi? Verdiğin sözleri kaç kez çiğnediğinin farkında mısın? Özgürlük arayışı adı altında Değişen Yıldız’ı kaç kez sattın?”

Teselli Günahı kahkahayı patlatıp parçalanmış gemi denizini işaret etti.

“Bak! Bak hele, Işıktan Mahrum! Bu enkazların her biri senin günahlarına dikilmiş birer anıttır.”

Sunny, kalbinde yükselen acı bir duyguyla hurdaya dönmüş gemilere bakarken sustu.

İnsanın kendi kendinden hayal kırıklığına uğraması... yutulması zor bir lokmaydı.

Ama sonra karanlık bir tebessüm kondurdu dudaklarına.

Elbette güvenilmez, hain ve bencil biri olduğunu bilmek can yakıcıydı. Fakat bunun bir önemi var mıydı gerçekten? Seçiminden dolayı hâlâ pişmanlık duymuyordu.

Dahası... bunu sonuna kadar götürecekti.

Önceki tüm benlikleri başarısız olduysa ne çıkardı? Onlar kendisi değildi. O, en sonuncusuydu ve bu yüzden en güçlüydü. Teselli Günahı aracılığıyla önceki tüm döngüleri hatırlayan Deli Prens’in —gelmiş geçmiş son Deli Prens’in— kendisine bahşettiği o birikmiş mirası kuşanmıştı.

Onlar yenilmiş olabilirdi ama Sunny yenilmeyecekti. Birinci olması gerekmiyordu... sadece sonuncu olması yeterliydi.

Başarısız olması imkansızdı.

Çünkü Kabus zaten bitiyordu.

Şu ana dek Nephis, Verge’e saldırısını çoktan başlatmış olmalıydı. Deli Prens, Azap ve Cassie... Sunny olsun ya da olmasın, Kabus’un fethedilmesini garanti altına almak için olayları ilmek ilmek işlemişlerdi.

Yani bu döngü, amacına ulaşsa da ulaşmasa da sonuncusu olacaktı.

Ve o, amacına ulaşacaktı.

Teselli Günahı ona küçümseyerek baktı.

“Ne o? Söyleyecek sözün kalmadı mı? Yoksa korku konuşma yeteneğini mi çaldı?”

Sunny çarpık bir gülüşle, tek kelime etmeden yanından geçip gitti.

Gemi mezarlığına girdi ve meyvelerle dolup taşan sağlıklı kutsal ağaçların bulunduğu enkazlardan uzak durmaya özen göstererek ilerledi. Bu ağaçlardan yayılan his, Ruh Yiyen’in dalları altında hissettiklerine —çok daha zayıf olsa da— fazlasıyla benziyordu.

Huzur. Güven. Mutluluk. Memnuniyet.

Bu yüzden Sunny, bu hissiyattan kaçabildiği kadar uzağa kaçtı.

Teselli Günahı sessizliğe gömülerek onu takip etti. Hortlağın çehresi nefret ve hakaretle doluydu.

Sunny ona aldırış etmedi.

Gemi mezarlığını aşması çok vaktini almadı. Ötesinde, yüksek bir dağın zirvesine çıkan başka bir yamaç uzanıyordu. Eğer o siyah taş küre bir zamanlar Kutsal Olmayan Titan’ın kalbiyse... bu dağ da atardamarlarından biri olmalıydı.

Altı gölgeyle güçlenen Sunny’nin bedeni güçle kaynıyordu. Kaynak’a yaptığı o sarsıcı yolculuğun ardından bitkin düşmüş olsa da dağa tırmanırken bir an bile yavaşlamadı.

Onu tedirgin eden tek şey, hedefe zamanında varamamaktı.

Nihayet Sunny dağın zirvesine ulaştı. Dağın içi gerçekten de boştu. Karşısında, devasa sütunlarla çevrili, daire şeklinde geniş bir tünelin girişi duruyordu. Tünelin ağzına çıkan, açıkça insan elinden çıkmış taş basamaklar vardı...

Daha doğrusu, iblis elinden çıkma. Ariel bu girişi çok uzun zaman önce bizzat şekillendirmiş olmalıydı.

Basamaklara yaklaştığında Sunny, bazılarının çağlar içinde çatladığını fark etti. Yerde duran sivri siyah taş parçaları... şekilleri ve boyutlarıyla tekinsiz bir biçimde tanıdıktı.

Haliç Anahtarı’nın dövüldüğü o pürüzlü siyah kaya parçasına tıpatıp benziyorlardı.

Sunny gülümsedi.

Demek Deli Prens, Yadigar’ı için temel malzemeyi buradan toplamıştı.

Bu da demek oluyordu ki o aşağılık deli, gelecekten geçmişe geçmeden önce zaten Haliç’e gelmişti. Özgürlüğünü çok uzun zaman önce kazanabilirdi.

...Ama bedeli Nephis’in canı olduktan sonra özgür olmanın bir anlamı var mıydı? Deli Prens için yoktu.

İşte bu yüzden kader zincirlerini kırmadan Ulu Nehir’e geri dönmüştü. Ve bu yüzden Kaynak’ın sisleri arasında sürüklenen o enkaz parçasına, hepsi aynı şeyi söyleyen sayısız çıldırmış rün kazımıştı...

Ne dilediğine dikkat et

Deli Prens, Dilek Kuyusu’nu bulduğuna pişman olmuştu.

Ancak Sunny olmayacaktı.

Derin bir nefes alarak Hakikat Aynası’nı çağırdı ve cilalı yüzeyine baktı.

Orada Nephis’in, Kara Kaplumbağa’nın kabuğundaki haliyle aynı görünen bir yansıması hapsolmuştu. Sunny, Aletheia Adası’nın döngüsünün son turunda Aynayı kullanmamıştı, bu yüzden nesne sapasağlam duruyordu.

Bir süre Nephis’in yansımasına baktı, sonra ağır aynayı sıkıca kavrayıp o görkemli tünele, karanlığın içine adımını attı.

Ariel’in Mezarı’nın kalbine giriyordu artık.

Bir süre boyunca, kayda değer hiçbir şey görmeden ilerledi. Tünelin hangi yöne gittiğini bile tayin edemiyordu... Zeminin aşağı doğru eğimli olması gerekiyordu ama sonsuzluğa uzanan dümdüz bir düzlükte yürüyor gibi hissediyordu.

Yavaş yavaş tünelin duvarları genişledi ve tavan gözden kayboldu. Sunny kendini, zifiri karanlıkla çevrili, iki kusursuz siyah taş düzleminin arasında yürürken buldu.

Ve orada, karanlığın içinde... taşa kazınmış, çılgınca dans eden sarsıcı rünler belirdi.

Sunny bu rünleri görür görmez, hiç vakit kaybetmeden Hakikat Aynası’nın büyüsünü aktif hale getirdi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.