Kemik bahçesine yaklaştıklarında, sisin içinden hızla bir gölgenin süzüldüğünü hissetti Sunny. Çok geçmeden kavisler çizen sisten fırlayan Kabus, sırtında Cassie ve Jet ile göründü.
Jet’in benzi atmıştı, sırtındaki yaralardan kan sızıyordu ama yine de gayet sakin ve soğukkanlı duruyordu. Cassie neler olup bittiğini ona çoktan anlatmış olmalıydı. Ruh Biçici’nin aklında sorular varsa bile bunları kendine saklamayı seçmişti.
"Selam, Sunny."
Sesi biraz hırıltılı çıkmıştı.
Siyah aygırın sırtından inen Jet, bir an sessiz kaldı. Sonra karanlık bir tebessümle ona baktı.
"Sisteki o mahluku gebertmek için bir planın olduğunu duydum. Güzel. Ben de varım."
Ardından alçak sesle kıkırdadı.
"Nerede benim nezaketim? Sana da merhaba, Değişen Yıldız. Beni almaya geldiğin için sağ ol."
Nephis onu birkaç saniye süzdükten sonra sessizce başını salladı.
Bu mevzu da hallolunca kafile kemik bahçesine doğru ilerledi. Çok geçmeden yüksek kemiklerden oluşan devasa bir orman sisin içinden belirdi. Sunny kasvetli bir ifadeyle etrafı tararken, Cassie herkesi Oluklu Kelebek’e doğru götürdü.
Sunny henüz Parça’yı çağırmamıştı, Hakikat Aynası’nı da kullanmamıştı. İlkini sadece başka çaresi kalmadığında kullanmak istiyordu. İkincisine gelince... O ayna İlk Arayıcı ile yapacakları son dövüş için lazımdı, ne pahasına olursa olsun onu korumak zorundaydı.
Tabii bu durum, bu son devrimi özel kılmak adına başka hiçbir şey hazırlamadığı anlamına gelmiyordu.
O canavarca kelebeğin önünde durduklarında, bacaklarını mızrağa dönüştürdükleri o sıradan rutinlerini bir kenara bıraktılar. Bunun yerine Cassie; Nephis ve Jet’i bir kenara çekip Mağara Dehşeti hakkında onlara detaylı bilgi vermeye başladı.
Sunny ise iç çekip dışarı fırlamış bir kemik parçasına oturdu.
Bu kez tek bir devrim içinde kafilenin yapması gereken çok fazla şey vardı. Bu yüzden görevleri Cassie ile arasında bölüşmekten başka çareleri yoktu.
Cassie; Nephis, Jet, Aziz ve Canavar’ı yanına alıp Dehşet’i katletmek için mağaralara liderlik edecekti. Ardından birkaç küçük işi halledecekler... ve büyü anahtarını almak için sarmaşıkların bürüdüğü tapınağa gireceklerdi.
Sunny ise adanın diğer ucuna, yerin üstünden seyahat etmek, Effie’yi kurtarmak ve kan gölünü ziyaret etmek zorundaydı.
Kuşkusuz adanın ne kadar tehlikeli olduğu ve tüyler ürpertici Kabus Yaratıklarıyla dolup taştığı düşünülürse, bu görevlerin hiçbiri yeterince hızlı tamamlanamazdı. İşte bu yüzden bir şekilde dikkat dağıtmak, bir şaşırtmaca yaratmak zorundaydı.
Sunny kaşlarını çatmış Oluklu Kelebek’e bakarak otururken, zümrüt kemikten yapılma bir flüt çağırdı ve dalgınca dudaklarına götürdü. Çok geçmeden sisin içinde yavaş, kederli bir ezgi yankılandı.
Nephis ve Jet’e Mağara Dehşeti’nin güçlerini anlatan Cassie bir an duraksadı, hafifçe ona doğru döndü. Ardından Yol Gösteren Işık’ı Sunny’nin yakınındaki zemine bırakıp anlatmaya devam etti.
'Kai şu an ne yapıyor acaba...'
Sunny derin bir iç çekti.
Dostu, flüt çalmakta ne kadar ustalaştığını görse takdir eder miydi? Hâlâ hayatta mıydı acaba? Yoksa çoktan ölmüş müydü?
Ölü...
Sunny parmak uçlarıyla Kemik Şarkıcısı’nın pürüzsüz dokusunu hissetti.
Bu Hatıra’yı alalı epey olmuştu... Başka bir Kabus’un derinliklerinde. Kızıl Koloseum’un kanlı arenasında, zümrüt rengi canavarca bir iskeleti katlettiğinde kazanmıştı onu.
Kemik Şarkıcısı o zamandan beri pek kullanılmamıştı. Üzerindeki Sessizleştirildi büyüsünün yardımıyla birkaç kez sessizlik kubbesi kurmak dışında, Sunny bu enstrümanı çoğunlukla sadece eğlence olsun diye çalmış, müziğe dair becerisini —ne kadar azına sahipse artık— yavaş yavaş geliştirmeye çalışmıştı. Yine de onun için çok önemli bir Hatıra’ydı.
Üzerindeki diğer büyü olan Şakrak, neticede kopyaladığı ilk büyüydü. Önce Gümüş Çan’a nakletmiş, ardından Adi Taş’a aktarmıştı —ki o taş sonradan Sıradışı Taş’a dönüşmüştü. Dolayısıyla Kemik Şarkıcısı, bir büyücü olarak gelişiminde devasa bir dönüm noktasını temsil ediyordu.
Ancak zümrüt flütün üçüncü bir büyüsü daha vardı. Şimdiye kadar hiç kullanmadığı bir büyü...
Kabir Şarkısı.
Bu büyü, flüt çalmayı gerçekten bildiği sürece Kemik Şarkıcısı’nın ustasına ölüleri diriltme imkânı tanıyordu.
'İşte başlıyoruz...'
Nephis, Uykuda Yetenek’ini Jet’in üzerinde kullanacak kadar özü zaten toplamıştı. Ondan beyaz bir alev kıvılcımı alan Sunny derin bir nefes çekti...
Ve parmakları yüzeyinde dans ederken zümrüt flütün içine adeta bir öz seli akıttı. Çaldığı ezgi bir an içinde hırçınlaştı, öfkeyle doldu.
Hemen ardından...
Kemik bahçesi kımıldadı.
Etrafındaki tarif edilemez dehşetlerin göğe uzanan kalıntıları sarsılıyor, hareket ediyor, yavaşça hayata... ya da en azından hayat benzeri bir şeye geri dönüyordu. Jet, yüzünde tuhaf bir ifadeyle bu kan donduran manzarayı izliyordu.
'Gerçekten... Gerçekten işe yaramasını umuyorum...'
Kabir Şarkısı büyüsü ölüleri diriltebilirdi ama Sunny şimdiye kadar bunu kullanacak bir yer bulamamıştı. Evet, düzgün bir ezgi çıkaracak kadar flüt çalmayı öğrenmek epey zamanını almıştı... ama asıl sorun bu değildi. Aslında bir süredir büyüyü tetikleyecek kadar iyi çalıyordu.
Asıl sorun, dirilen ölülerin onun emrine girmeyecek oluşuydu. Aksine, ayağa kalkan cesetler ölümcül, kötücül ve tamamen onun kontrolü dışında oluyordu. Onları kontrol etmenin tek yolu... başka bir ezgi çalmaktı.
Ve Sunny, bu döngünün içinde sıkışıp kalmadan önce o ezgide uzmanlaşmayı başaramamıştı. Aletheia Adası’nda üzerinde deneyler yaptıktan sonra bile, o ölümcül cesetleri büyüleyip zapt edebileceğinden pek emin değildi.
...Yine de insanı motive etmek için devasa ölü leviatathanlardan oluşan bir sürüden daha iyisi olamazdı.
'Eğer işe yaramazsa, ben de bu cesetlerden biri olup çıkabilirim...'
Parmakları titremeye başlarken, Sunny öfke dolu ezgiyi çalmaya devam etti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.