Karanlığın Çağrısı

Sunny kutsal ağacın altında dikilmiş, sessizce sise bakıyordu. Ada sınırlarının ötesinden esen soğuk rüzgâr, beraberinde sinsi bir ürperti getiriyordu. Bu sessizliği bozan tek şey, yaprakların boğuk hışırtısıydı.

Düşünceleri zifiri karanlığa bürünmüştü.

Dünyada bir şeylerin değiştiğini hissettiğinde tam olarak ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordu. Hafifçe içini çekti, ayağa kalktı. Sisin içinde eriyip gitmesin diye bedeninde kalan son sıcak kırıntılarına sarılırcasına kollarına büründü.

Gözlerini aşağı dikti, bir an öylece bekledi. Ardından kasvetli bir sesle konuştu:

"Nihayet geldin demek."

İlk anda hiçbir yanıt gelmedi.

Sonra sis hafifçe kıpırdadı, akan tülün ardında gizlenen belirsiz bir siluet belirdi. Birkaç metre ötede, Breaker'ın güvertesinde sisten dokunmuş bir tayf duruyordu. İnsanüstü bir soğuklukla parlayan mavi gözlerini hiç duygusuzca ona dikmişti.

Sunny acı acı gülümsedi.

"Uykumu almak için neden tam bir hafta uğraştığımı şimdi anlıyorum."

Sunny ne zaman uyusa, gözlerini döngünün en başında açıyordu. Bunun iki muhtemel açıklaması vardı: Ya çok uzun süre uyuyordu... ya da uykusunda bir şey onu öldürüyordu.

İlki olduğunu sanmıştı. Fakat şimdi, kendisini katleden bir şeylerin varlığından emindi.

Elleri titredi, yumruklarını sıktı.

Tabii ya... Başka ne olabilirdi ki?

Onlarca döngü boyunca arkadaşlarına Breaker'ın içinde saklanıp beklemelerini söylemiş, kendisi adayı keşfetmek için canını ortaya koymuştu.

Ama geminin güvenli olduğunu kim söylemişti ki?

Ölümsüz Katliam'ın burayı bulduğuna hiç şahit olmamıştı. Ancak bugün, uyanık halde Breaker'da birkaç saatten fazla kaldığı ilk gündü...

Lanet olsun sana...

Gözlerini derin bir karanlık kapladı.

Bu demek oluyordu ki, Sunny her defasında arkadaşlarının güvende olduğunu sanıp uzaklaştığında, sis tayfı onları buluyordu.

Ve hepsini katlediyordu.

O adanın dört bir yanında koştururken Cassie ve Jet tekrar tekrar, feci şekilde can vermişti.

Nephis de öldürülmüştü.

Ya da öldürülmüş müydü?

Ustasının ruhu teslim ettiğini hisseder miydi? Büyü onun ölümünü bildirir miydi? Rünlerine baksaydı... adının solup yok olduğunu görür müydü?

Ölümsüz Katliam'a gözlerini diken Sunny dişlerini sıktı.

"Seni... yok edeceğim."

Dudaklarında acı bir tebessüm belirdi. Öne doğru bir adım atarak sakince ekledi:

"...Bir gün."

Sis tayfı hareketlendi.

Çok geçmeden Sunny öldü.

Sunny bir kez daha Breaker'ın güvertesinde çömelmiş haldeydi. Doğrulup sise doğru baktı.

Yüzünde en ufak bir mimik yoktu.

Bir an sonra dudaklarından bir döküldü.

Pekala. Sanırım tatil bitti.

Başını çevirdi, Nephis ve Cassie'nin Rehber Işık hakkında tartışmasını sessizce izledi. Bir önceki döngüde yaşanan her şeyi... onunla yaptıkları sohbetleri, paylaştıkları kahkahaları unutmuşlardı. Her şey silinmişti. Arkadaşları bir şey kaybettiğinin farkında bile değildi.

Ama o biliyordu.

Bu lanetli adada sadece iki varlık her şeyi hatırlıyordu. Sunny... ve Keder Kalıntısı. Ariel'in fısıltısının yankısıyla kendi zihninden peydahlanan o tayf.

Gözlerini aşağı indiren Sunny, ahşap korkuluğa çatırdadığını duyana kadar yüklendi, sonra bir adım geri çekildi.

Bu kez hemen Kâbus'a binmedi. Bunun yerine odaklandı ve rünleri çağırdı.

Duruşundaki bir şey arkadaşlarının dikkatini çekmiş olmalıydı ki ikisi de aniden sustu. Bir an sonra Nephis sordu:

"Sunny? Ne oldu?"

Gözleri rün alanının en altına kaydı. Bir süre sessiz kaldı, ardından istifini bozmadan yanıtladı:

"Bir şey deneyeceğim. Tam olarak ne olacağını bilmiyorum, o yüzden... sakin kalın."

Sunny derin bir nefes aldı ve Gölge Diyarı Parçası'nı çağırdı.

Tuhaf bir histi... Parça bir Hafıza değildi, bir Yankı ya da Gölge de değildi. Bu yüzden onu nasıl tezahür ettireceğini tam olarak bilmiyordu. Yükselmiş bir Zorbaya ait öz, bir tanrının Hâkimiyet alanından bir parçayı çağırmaya yetmezdi.

Yine de... Sunny bir şekilde ne yapması gerektiğini çok iyi biliyordu. Bu bilgi, sanki doğuştan beri oradaymış gibi ruhunun derinliklerine kazınmıştı.

Bir an sonra...

Etraflarındaki dünya bir anda karardı.

Sonra daha da karardı, gölgeler koyulaştıkça koyulaştı.

Şiddetli bir rüzgâr koptu, Sunny'nin siyah pelerini savruldu. Görünüşü sanki ortamdaki tüm ışığı yutuyor, yerine sonu gelmez bir gölge bırakıyordu.

Gözleri fal taşı gibi açıldı.

Sunny'nin arkasında duran Cassie ürperdi.

"Bu da ne..."

Karanlıktan bir dalga Breaker'dan dışarı doğru taşarak tüm dünyayı kapladı. Kutsal ağaç o karanlığın içinde kayboldu, geminin başındaki Aziz'in silueti gözden kayboldu. Koyu renkli kayalıklar da anında silindi.

Karanlık durmak bilmedi.

Nephis ve Cassie bunu algılayamasa da Sunny bir şekilde hissedebiliyordu... Serbest bıraktığı gölgenin tüm adayı yuttuğunu, bütün ışıkların anında söndüğünü duyumsadı.

Çok geçmeden, ışığın uğramadığı zifiri bir boşlukta dikiliyor gibiydiler. Dünyanın aslında yok olmadığını sadece Sunny görebiliyordu... Her şey yerli yerindeydi. Kutsal ağaç hâlâ rüzgârda hafifçe sallanıyor, Aziz geminin baş tarafında duruyordu. Karanlık kayalıklar az önce bulundukları yerdeydi. Sis hâlâ dönüp akıyordu ama artık sıvı bir karanlığı andırıyordu.

Ve hissedebiliyordu...

Demek olay buymuş.

Gölge Diyarı Parçası... bekleneceği üzere bir gölgeydi.

Zihninin büyüklüğünü kavramakta yetersiz kaldığı kadar devasa ve kadim, karşısında kalbinin titrediği kadar derin ve dipsiz bir gölge. Hatta... Sunny yanılmıyorsa, bu akıl almaz gölge İlahi Rütbedeydi.

Işıksız ve siyahtı ama aynı zamanda görüş alanında ilahiliğin altın sarısı ışığıyla parıldıyordu.

Canlı değildi fakat cansız nesnelerin gölgeleri gibi boş da değildi.

Sunny'ye ait değildi ama yine de bir şekilde onunla bağ kurmuştu.

Sunny onu çağırmış olsa da... belki de henüz onun ustası olmaya yetkin değildi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.